YAŞASIN YAZ GELDİ…

İçim kıpır kıpır… Ne güzel… sıcak günler başladı… Güle güle “Kış”… Hadi “kış kış” sana! Kusura bakma ama seni sevvvmiyorummm!!! Yazın doğa uyanıyor, uyanırken duygularımı da daha çok uyandırıyor....
Füsun Önal resim
füsun önal

Füsun ÖNAL

İçim kıpır kıpır…
Ne güzel… sıcak günler başladı…
Güle güle “Kış”…
Hadi “kış kış” sana!
Kusura bakma ama
seni sevvvmiyorummm!!!

Yazın doğa uyanıyor,
uyanırken duygularımı da
daha çok uyandırıyor.

İçimden her an “Çukur Çene”yi
öpmek, kucaklamak geçiyor.
Kışın daha sakin olan duygularım,
“Yaz”la birlikte muzırlaşıyorJ)))

Sadece ben değilim herhalde canlanan…
Doğa tüm hünerlerini göstererek,
en güzel renklerini sunuyor bizlere…
(Tabii doğanın kıymetini bilip,
bunu anlayabilenlere)

Rengarenk çiçekler…
Yemyeşil ağaçlar…
(Tabii ağaç düşmanı “testerecilerin” elinden
yakasını kurtarabilmiş şanslı ağaçlar)

Şu anda yazımı gecenin bir vaktinde yazarken
bilgisayarın yanındaki ve arkasındaki pencereler açık…
Bahçemdeki göklere kadar uzanan,
ulu ıhlamur ağacımın odama dolan
misler gibi kokusu
beni adeta sarhoş ediyor…

Adeta çocuk kafası büyüklüğündeki ortancalarım,
bahçedeki ışığın altında,
sanki fosforluymuş gibi parlıyorlar.
Öyle güzeller ki… neredeyse,
benim boyumdan daha çok uzamışlar.

Ortancaların yanındaki zakkum,
pembe çiçeklerini açmaya başladı.
Yıllar önce Marmaris “Lidya Otel”de kaldığım sırada
otelin bahçesinden araklamıştım bu zakkumu.
Ohoo… şimdi bu da benim boyumun iki misli oldu.

Onun yanına ektiğim kırmızı güller de bir çoştu ki…
Dalları verandaya uzandı bile…
Akşam üzerine doğru güneş
tam onların üzerine geliyor.
Kırmızı güller, verandadan baktığımda
şeffafmış gibi görünüyorlar…

Geçen yıl asmadan kopan bir dalı atmaya kıyamamış,
gülün az ötesine daldırıvermiştim.
Ay maskara şey! Bi güzel dallanıp budaklandı bu yıl…
Yerini pek sevdi belli ki… Güllerle flört halinde…
Verandanın diğer ucundaki asma da
kapının yanındaki demire iyice sarılmaya başladı.
Uzayan kollarından bir ikisini de
bilgisayarımın yanındaki
pencereye doğru yönlendireceğim.

Çocukluğumda, babaannemim Kadıköy’deki
iki katlı evinin bahçeye bakan üst balkonunu
asma dalları sarmıştı.
Korukların üzüm olmasını beklemeden,
ekşi ekşi yemeyi severdim korukları…
Asma dalları bana her zaman
çocukluğumu hatırlatır…

Koccamaaan ıhlamur ağacımın dibinde
hemen her bahçede kendiliğinden çıkan
malta eriği ağacından çıktığında,
onu sökmeye kıyamamıştım.
O da şımarıp ıhlamurla flört ede ede büyüdü,
dallanıp, budaklandı.
Hani birden bire bir erkeğin karşısına çıkıp da
yamanan ama kısa sürede
kendini o erkeğe sevdiren kadınlar misaliJ))))

Ortada uzun bir çam ağacım vardır.
Dibine, 16 yaşında ölen “İbocuk” adlı
sarı tüylü kanaryacığımı gömmüştüm.
Çam bayağı uzun… aslında daha uzayabilirdi
ama ıhlamurun gölgesinde kalıyor.
Hani aslında “bende ne cevherler var” deyip
kendini gösterebilecekken, kendinden daha atak,
daha güçlü birinin gölgesinde kalan
kadınlar ya da erkekler gibi…

Yıllar önce evi aldığımda tam bahçe kapımın
önündeki kaldırımda kimbilir kimin diktiği
kısa boylu bir çam vardı.
Senelerin içinde bir gelişti,
bir serpildi ki sormayın.
Hepimizi şaşırttı o çelimsiz şey
Şimdilerde haspa, ulu ıhlamurumla yarış halinde…
Hani bir zamanlar pasif,
kendini gösteremeyen birinin,
umulmadık şekilde “büyüyüşü”,
alıp başını “yukarılara çıkışı” gibi…

Duvar dibindeki beyaz zakkumu iyice budadım.
Kışın iki kez deli gibi yağan karın altında
yaprakları yanmıştı… ödüm kopmuştu
ölecek diye ama kerata, toparladı kendini.
Dalları hemencecik yemyeşil yapraklarla doluverdi.
Şimdi sıra beyaz çiçeklerinin açmasında…
Beyaz çiçekleri açtığında,
yaz ortasında kar yağmış gibi olur.

Onun hemen sağına soluna diktiğim
ve adını öğrenip öğrenip,
ama her defasında da unuttuğum,
koyu pembe çiçekler açan ağaçların
pembesiyle, zakkumun beyazı
öyle uyumlu, öyle güzel görünür ki…
Hani iki aşk arasında kalmış,
acaba sağımdakine mi, yoksa solumdakine mi
karar kılsam diye ikileme düşen bir erkekle
onu büyüleyen iki kadına benzetirim bu “üçlüyü”…

Bahçe kapısının üzerindeki kemerle
adeta aşk yaşayarak sarıp sarmalayan
ve hatta işi daha da ileri götürüp,
bahçe demirlerinin “ilerisine doğru”
pervasızca yol alan sarmaşık,
aslında sarı çiçekler açar.
Ama bu şıllık şey, maalesef yazın
yemyeşil yapraklarıyla çiçeksiz durur da,
yazın kışa dönmesiyle
sarı sarı küçük çiçekler açmaya başlar…
E-naapıcaksınız, her güzelin bi huyu varJ))))

Bilgisayar odasındaki boydan boya uzayan
pencerenin önüne, evvelki bahar,
iki leylak ağacı dikmiştim.
Gerçi arka bahçeden beş basamakla çıkılan
set üstündeki bahçede,
kocaman bir leylak ağacım daha var,
baharda açan mor çiçekleriyle mutfağı gözetleyen…
Orada olsun varsın, iki tane de ön bahçede olsun dedim.
Alt bahçeye açılan mutfak kapısının karşısına diktiğim
ve set üstündeki bahçeye kadar uzayan (maaşallah)
ortancaların pembesiyle, set üstündeki leylakların moru,
e-valla sanki bu yılın moda renklerini yansıttılar.

Set üstünde erik, kayısı, kiraz ağaçlarımız var
ama toplamaya üşeniriz ve yerlere düşer dururlar!
Bazı yıllar popomuzu toplayıp, aklımızı devşirip
yerlere düşenleri tabaklara doldururuz.
İnsanın meyvesini kendi çekirdekten ektiği
ağaçtan yemesi hoş oluyor aslında.
Birkaç yıl öncesine kadar ön bahçede de
kocamaaan bir kayısı ağacım vardı
bizden çok yan evin bahçesine uzanan…
Orada oturan çocuklar, gençler ağaca çıka, dalları kıra
(iyi ki kafalarını kırmadılar) sonunda o ağacı kuruttular!

Bahçe kapısından sokak kapısına doğru uzayan
yolun kenarında da pembe, beyaz açmış
aslanağzı çiçeklerim ile,
onların arkasında da şimşirler var.
Zaten yandaki evle aramdaki duvar,
bizim şimşirlerden oluşuyor.
Yatak odasının penceresini açtığımda
ağaç gibi uzamış şimşirler,
yeşil yeşil günaydın der bana…

Haa, bir de seneleeer önce
büyük dayı kızı Güler ablamın
Dragos’taki evinin bahçesinden
aldığım minik bir kaktüscük vardı.
Şu anda ön bahçede dev bir ahtapot gibi
siklamen renkli akşam sefalarını kucakladı,
onları kollarının arasına aldı.
Önüne geçilmez bir şekilde büyüdükçe büyüyor.
Çocukken masalını okuduğum,
(Disneyland’da da pavyonunu gezdiğim)
hani o büyümesi durdurulamayan
“Sihirli Fasulyeler” misali
benim dev kaktüs de büyüyüp duruyor…

“Yaz” bence bir büyüdür…
Yüzümüzü yakan sıcağı,
bedenimizi ıslatan nemi,
içimizi ısıtan sapsarı güneşiyle…
masmavi gökyüzüyle…
yemyeşil ağaçları…
rengarenk çiçekleri…
yaşanan “Aşkları”yla
“Yaz”… bir sihirdir…

Yaşasın…
“Yaz” sonunda geldi…
İçim kıpır kıpır…
Teşekkürler “Yaz”…
Seni seviyorum…
(“Çukur Çene”… seni de…)

*** FÜSUN ÖNAL***

Kategoriler
KadınKızlar Klübü
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • orgazm taklidi

    Sekste İki Yüzlü Davranışlar

    “Gibi gibi” yapmayı seviyor bazıları.. Hissetmeden hissediyor gibi görünmek… Sevmeden sevgili rolü oynamak… İstemezken istekli davranmak… orgazm nedir bilmezken, orgazm olmuş gibi ahlayıp ohlamak… Bu iki yüzlülük değil de...
  • Füsun Önal resim

    AKILLAR KARIŞIYOR!

    Bir gün sağcı, bir gün solcu! Bir gün arabeskçi, bir gün popçu! Bir gün muhalefette, bir gün hükümette! Kim kimdir, kim nedir aklımız karıştı be kardeşim!!! Etrafımızı kaypaklar sardı!...
  • Füsun Önal resim

    AH NEREDEEE VAH NEREDE…

    Sahnede olmayı acccayip özlemişim. Hele benim gibi “Konser Şarkıcısı” olan biri için konser sahnelerinden uzakta olmak gerçekten çok zor. En sonuncusu 2003 Haziran’ında olmak üzere, geriye doğru giden 6...
  • Füsun Önal resim

    ÇIPLAKLIK…

    “Füsun, lütfen kameraya karşı fazla dönme bacakların çok açılıyor. ” “Füsun hanım, yırtmacınızı biraz kapatma imkanınız var mı?” “Füsun yav, göğüs kısmını bir çengelli iğne ile biraz kapatabilirsen çok...