Çin Uygarlığının Maddi Temelleri

Başta Avrupa olmak üzere dünyanın birçok bölgesi henüz barbarlık aşamasında yaşarken Çin, sadece devletler kurmuyor aynı zamanda hanedan savaşları da veriyordu. Tarihsel kayıtların da ortaya koyduğu gibi Çin devletinin...
çin-uygarlığı

Başta Avrupa olmak üzere dünyanın birçok bölgesi henüz barbarlık aşamasında yaşarken Çin, sadece devletler kurmuyor aynı zamanda hanedan savaşları da veriyordu.

Tarihsel kayıtların da ortaya koyduğu gibi Çin devletinin temelleri MÖ 5 binli yıllara kadar gitmektedir. Ancak en kesin ve güvenilir bulgular Shang ve Chou Hanedanı dönemine ait olan kayıt ve bilgilerdir.

1898 yılında sıtma hastalığına yakalanan Pekin Üniversitesi Rektörü Wang Yirong, o dönemde yaygın olan bir gelenekten hareketle, kötü ruhları kovmak için ilacına katmayı düşündüğü bir hayvan kemiği fosilini satın alabilmek için bir eczaneye başvurur. Söz konusu fosiller her büyük eczanede bulabilirdi ki bunlara “ejderha kemiği” deniyordu. Profesör Wang, aldığı fosilin üzerinde bir takım işaretler gördüğünde, bunun eski bir Çin yazısı olduğunu hemen anlamıştı. Çünkü aynı zamanda bir eski Çin yazısı uzmanıydı. İyileştikten kısa süre sonra arkeolog arkadaşlarıyla birlikte fosillerin bulunduğu Anyang (eskiden Yin) köyünü ziyaret etmiş ve üzerinde yazı ve işaretler bulunan yüzlerce kemik fosiliyle Pekin’e dönmüştü. Bu keşif, sadece 70 yıl sürecek olan yeni bir kazı çalışmasının değil, ayın zamanda modern Çin arkeolojisinin de temellerini atacaktı.

Nitekim 1928-1937 yılları arasında sürdürülen arkeolojik çalışmalar, başka önemli bulgular da ortaya çıkaracaktı. Ancak balığın büyüğü 1976 yılında ağa girecekti: Bir demiryolu inşaatı sırasında işçiler, tarih yazımını değiştirecek önemli bir kalıntıyı, Shang Hanedanı’nın (MÖ 1700-1100) başkenti olan Yan’ı (sonradan Yinxu) ortaya çıkarmışlardı. Buluntular arasında ülkeyi 59 yıl yöneten kral Wu Ding’in karısı, yani kraliçe Fu Hao’nun mezarında bilimsel açıdan paha biçilmez bir “servet” de keşfedilmişti.

Üstü yazılı kaplumbağa kabuklarına ve hayvan kemiklerine daha önce de rastlanmıştı. Fakat söz konusu arkeolojik bulgular, o güne kadar Batılı bilim çevrelerinin bir efsane olarak nitelendirdikleri ve pek ciddiye almadıkları® Çin’in ilkçağ dönemine ait uygarlık birikimini, krallıkların temelini, özellikle de Shang Hanedanı’nın varlığını ilk kez ortaya koymuştu.

Ayrıca 1921’de Avrupalı arkeologlar, Henan Eyaleti sınırları içinde yer alan Yangshau’da yerleşik bir kültürün kalıntılarım ortaya çıkarmışlardı. Kalıntılar içinde Cilalı Taş Devrine ait birçok çanakçömlek bulunmuştu, ancak Avrupalı arkeologlar, söz konusu kültürün Çin orijinli olamayacağını, çömleklerin şekil ve renginden hareketle bunların Çin’e Ortadoğu’dan taşınmış olacağını ileri sürmüşlerdi.® Bu iddialar sonradan bilimsel kanıtlarda çürütülmüştü. Dolayısıyla bu bulguların da gösterdiği gibi Çin en az 7000 yıllık bir yerleşik-tarım kültürü temeline sahipti.

Sonradan yapılan birçok kazı çalışmasıyla da kanıtlandığı gibi Sarı Irmak (Hwangho) ile Yangse Irmağı arasındaki deltada ilk yerleşik Yangse Kültürü’nün boy verdiği de kanıtlanmıştı. Yine arkeologlar 1921’de, 600 insanın yaşadığı Banpo köyünde, MÖ 4500 yıllarına ait bir yerleşim birimini ortaya çıkarmışlardı. Söz konusu köyün yerleşim biçimi, yüksek örgütlenmeye sahip bir toplumun varlığını gösteriyordu. Köylüler konutlarını, merkezde yer alan bir toplantı salonunun etrafına planlı şekilde yerleştirmişlerdi. Bu da köyde düzenli ve ortaklaşa bir hayatın hüküm sürdüğünün işaretiydi.

Aynı şekilde Yangse Irmağı’nın deltasında MÖ 5000 yıllarında kurulduğu tahmin edilen bir başka yerleşim yerinde çok miktarda kömür haline gelmiş pirinç artıklarına rastlanılmıştı ki bu da söz konusu uygarlığın, yerleşik kültürün ileri bir aşamasına ulaştığını kanıtlıyordu.® Mezarlarda bulunan eşyalar arasında çok sayıda sedef, tunç ve kemik parçalarından yapılmış ve özenle işlenmiş özel eşya, balta ve tapınma malzemelerine de rastlanmıştır.

Yapılan araştırmalar, kökeni 7000 yılına kadar giden söz konusu kültürlerin MÖ 2000’li yıllarda birdenbire ortadan kalktığını(10) ancak bunların yerine başka kültürlerin (belki de onların devamı olarak) yerleşik hale geldiğini ortaya koymaktadır. Nitekim Shang-Kültürü bunların en önemlilerinden biridir.

Çin uygarlığının Mezopotamya’sı Kadim Çin’de uygarlık merkezinin kalbi, tıpkı Nil deltasındaki Mısır, Mezopotamya’daki Sümer ve Babil, İndus vadisindeki Hint uygarlığı gibi, iki ırmağın suladığı verimli topraklarda atmaktaydı. Adını, fırtınaların Moğolistan çöllerinden taşıdığı sarı kumdan alan bu ırmaklardan biri, 1500 km boyunca uğradığı coğrafyayı su ve çamurla beslerken, aynı zamanda insanlık tarihinin en önemli uygarlıklarından birinin de yeşermesini sağlıyordu. Yine aynı şekilde Sarı Irmak’tan daha uzun olması nedeniyle Çin uygarlığının yeşermesine en çok katkıyı sunan Yangse Irmağı da karındaşı Sarı Irmak gibi Tibet Dağları’nın eteklerinden kaynaklanarak kıvrıla kıvrıla Pasifik Okyanusu’na doğru akıyordu. Her iki ırmak, sadece topraklara
can suyu taşıma açısından değil, aynı zamanda taşıdıkları bereketli çamur nedeniyle de vazgeçilmezdiler. Hatta sonradan ve belki de bunlar kadar önemli bir başka özellikleri ise her ikisinin de ulaşımda çok önemli bir roller üstlenmeleridir. Yüzyıllar sonra açılan birçok sulama kanalının birbiriyle bağlantılı hale getirilmesiyle uzunluğu 1000 km’yi bulan muazzam bir iç-ulaşım sistemi de bu sayede kurulmuştur.

Çin, insanların yerleşik kültüre geçerken hayvanları da evcilleştirdikleri ilk coğrafya olarak bilinmektedir. Nüfusun yoğunluğu nedeniyle halkın temel uğraşı, daha baştan itibaren bir karış fazla toprak elde etmek olmuştur. Bu yüzden Çin, tarihin ilk çağlarından itibaren bulabildiği her karış toprağı değerlendirme konusunda uzmanlaşmış nadir ülkelerden biridir. Kol emeğine dayanması nedeniyle zorlu bir çabayı gerektiren ilk bahçe kültürünün yaratıcısı olma şerefi de yine Çinlilere aittir. Arkeolojik bulguların da ortaya koyduğu gibi Çin, dünyada pirinç üreten ilk ülkeydi.(15) Hatta birçok bitkinin (buğdayın dışında)(16) ilk kez orada yetiştirildiğine de tanık oluyoruz.

Tarımın yanı sıra Çin’in ekonomik hayatında belirleyici rol oynayan bir diğer önemli üretim alanı ise kuşkusuz ipekti. İpeğin üretilebilmesi için ipek böceğinin ihtiyaç duyduğu dut ağacının yetiştirilmesi gerekiyordu ki bu da ilk kez Çin’de görülmüştü. İndus vadisinde boy veren Hint uygarlığının yanı sıra Çin, ipeği ilk üreten ülkelerden biridir.(18) Tarihin ilk çağlarından itibaren hem kendi içinde hem de dış ülkelerle yoğun bir ticari ilişkiye giren Çin’in, ilk dönemlerde deniz kabuklarını, daha sonraki dönemlerdeyse bronz çapa ve bıçakları, MÖ 3. yüzyıldan itibaren de para olarak metal sikke kullandığı kanıtlanmıştır. (19) Bu arada şunu belirtelim ki Song Hanedanı (MS 10-13. yüzyıl) döneminde kâğıt parayı kullanarak dünya ticaretine ilk kâğıt parayı armağan eden de Çin’dir.

Çin’in ahşap, taş, toprak, tunç, kemik ve kumaş işlemeciliği, kısacası işçilik ve zanaat alanında gösterdiği muazzam başarılarsa herkes tarafından kabul görmektedir.(21) Uygarlık ve bilim tarihinin en önemli başarılarından sayılan birçok buluşun ve tekniğin kullanımı (pusula, barut, kâğıt, matbaa, demirin eritilmesi ve işlenmesi, kömürün ve doğal gazın kullanılması, ipekböceği, astronomik buluşlar, deprembilim, tıp, eczacılık, yapı ve inşaat tekniği, paraşüt vs.) ilk kez veya başka uygarlıklarla eşzamanlı olarak Çinlilere aittir.

Çin’in hanedanlar tarihi

Başta Avrupa olmak üzere dünyanın birçok bölgesi henüz barbarlık aşamasında yaşarken Çin, sadece devletler kurmuyor aynı zamanda hanedan savaşları da veriyordu. Tarihsel kayıtların da ortaya koyduğu gibi Çin devletinin temelleri MÖ 5 binli yıllara kadar gitmektedir. Ünlü tarihçi Sima Qian’ın Tarihsel Kayıtlar adlı eserinde verdiği bilgilere göre Çin’in efsanelerle bezenmiş ilk devlet kurucusu Hwang-ti, yani Sarı Irmak deltasını fethederek burayı yaşam alanı haline getiren “Sarı Hükümdar”dır.(23) Efsanelerle iç içe olan Çin’in ilk uygarlık tarihi, yapılan yeni arkeolojik kazılar ve keşfedilen bulgularla günden güne daha da belirginleşmekte ve tarih yeniden yazılmaktadır. (24) Ancak en kesin ve güvenilir bulgular Shang(25) ve Chou Hanedanı dönemine ait olan kayıt ve bilgilerdir, çünkü bu dönemde artık bronzun işlendiğini saptıyoruz. Uzak Doğu Asya’da bronzun işlenme tarihi olarak MÖ 1800 olarak kayda geçmiştir.(26)

Kadim-Çin’de-insanların-ölümden-sonra-yaşadıklarına-dair-bir-inanç-vardı

Kadim Çin’de insanların ölümden sonra yaşadıklarına dair bir inanç vardı ve bu nedenle ölen kralların ve varlıklı yöneticilerin mezarlarına, öbür dünya yolculuğunda ona eşlik etmesi için atlar, hizmetçiler ve köleler kurban edilirdi.

Shang Hanedanı dönemine ait konut ve yapılar, dini ritüellerde kullanılan araç ve gereçler, mezarlar, mezarlara konmuş eşyalar, kurban edilmiş insan ve hayvanlar, üzerinde çeşitli yazı ve açıdan aydınlığa kavuşturmuştur.

Her açıdan devletleşmenin-kentleşmenin başladığına dair kesin kanıtlar Shang Hanedanı dönemine aittir. Hiyerarşik olarak örgütlenmiş toplumun(28) en tepesinde kral ve ailesi yer almaktaydı; onları krala danışmanlık da yapan kâhinler, sonra aristokrat aileler, yüksek devlet memurları, silahlı kuvvetlere hükmeden komutanlar, ardında da işliklerde ve kentlerde hizmet alanında çalışan emekçiler; kent surlarının etrafına serpilmiş köylerde toprakları işleyerek geçimini sağlayan köylüler ve başka kavimlerden esir alınmış köleler ve hizmetçiler takip ediyordu.(30) Daha geniş bir alanda ise krala bağımlı yarı yerleşik olarak yaşayan Türki kavimler vardı.

Kadim Çin’de topraklar krala aitti, ancak onun izniyle başkaları da işleyebilirdi. İnsanların ölümden sonra yaşadıklarına dair bir inançları vardı ve bu nedenle de ölen kralların ve varlıklı yöneticilerin mezarlarına, öbür dünya yolculuğunda ona eşlik etmesi için atlar, hizmetçiler ve köleler kurban edilirdi. Kral ve aristokratların mezarlarında bulunan çok sayıda kafası kesik veya bedeni parçalanmış insan iskeletleri, söz konusu ritüelin varlığını kanıtlamaktadır. Mezarlarda bulunan iskeletler üzerinde yapılan son kemik izotopu araştırmaları, kurban edilen insanların başka kavimlere ait olduklarını ve beslenme alışkanlıklarından (sadece tahılla ve o da sadece bir çeşit darıyla beslenmek veya ara sıra et de tüketmek gibi) hareketle de uzun bir süredir kölelik koşullarında yaşadıklarını kanıtlamıştır.

Çin uygarlığının üretim temeli

Tarihte birkaç kez olduğu gibi, yine Ön ve Orta Asya kavimlerinden bazıları doğuya doğru yayılma harekâtına girişmişlerdi. Bu kavimlerin içinde çömleklerini kök boyayla kırmızıya boyayan; henüz neolitik aşamada bulunan Yang Choular, MÖ 1050 yılında Shang Hanedanı’nı yıkmış ve yerine Chou Hanedanı’nı kurmuşlardı.

 

huang-di

Çin’in efsanelerle bezenmiş ilk devlet kurucusu Hwang-ti, yani Sarı Irmak deltasını fethederek burayı yaşam alanı haline getiren “Sarı Hükümdardır.

Aslında Shang Hanedanı’nın yıkılışı tarihsel açıdan kaçınılmazdı, çünkü onlar hem anaerkil koşulları devam ettiriyordu(33) hem de dar bir alana (Kuzey Çin) sıkışıp kalmışlardı. Ayrıca toplumsal yaşamlarının bir ifadesi olan dini inançları, henüz bir tarım toplumunun animist-şamanist-bereket tanrısının ufkunu a-
şamamıştı.

Batıdan (Orta Asya) gelen yarıbarbar, savaşçı ve fetih ruhuyla donanmış ancak Shang Hanedanı’na bağımlı olan kavimlerse (Choular) (35) katı hiyerarşik yapılarıyla önlerine gelen bütün bariyerleri aşarak daha “adil ve insaflı” bir büyük devlet kurmaya adaydılar.

Göçebe-çoban bir hayat süren Chou savaşçılarının yaşamları, esasgörseller bulunan nesneler, Çin tarihini birçok olarak at üstünde şekillenmişti. Neredeyse savaş, onların kaderi haline gelmişti. Yerleşik hayatın gereği olarak tarımla uğraşmıyor, sabit bir yerde yaşamıyorlardı. Bunda kuşkusuz alışkanlıkların da rolü vardır ancak esas neden bu değildir.(37) Şimdiyse verimli toprakların yanı sıra yüksek bir uygarlık birikimine sahip olmuşlardı. Artık daha gelişkin bir uygarlık kültürünü kurma sorumluluğuyla karşı karşıyaydılar.

Yeni yaşam tarzı, onlar açısından bir bilinmezdi ki bu nedenle eski Shang Hanedanı’na mensup olmakla birlikte, tarımla uğraşan, yerleşik hayatın esaslarını bilen ve kent kurma konusunda deneyimli insanlarla kader birliğine yönelmeleri gerekiyordu. Geleneğe göre bütün topraklar krala (Wang) aitti.

Nitekim bir anıtta şunlar yazılıdır:
“Sonsuz gök altında, krala ait olmayan
hiçbir toprak parçası yoktur;
Bütün ülkede, en son sınıra kadar (deniz),
Yoktur ki bir kişi o kralın tebaası olmasın. ”

Ancak kralın, vaat ettiği gibi hem sahip oldukları eski toprakları hem de fethettikleri yeni tarım arazilerini, savaşlarda başarı gösteren komutanlara, yeni gelişmekte olan aristokrat ailelere ve mağlup olmakla birlikte toplum içinde hâlâ güçlü etkilere sahip Shang Hanedanı mensuplarına dağıtması gerekiyordu. Böylece yeni devletin inşası daha baştan itibaren feodal bir temelde sağlanabilecekti.(39)

Shang Hanedanı’nın uygarlık birikiminin(40) üstüne oturan Chouların yaptıkları ilk iş, Shang Hanedanı döneminin izlerini silmek, kendi iktidarlarını tanrının emrinin icrası olarak göstermekti; böylece Shangların önemli şahsiyetlerini kendilerine bağımlı kılarak ataerkil-sınıflı toplumsal kuralları kabul ettirmişlerdi.

150px-King_Tang_of_Shang

Shang Hanedanı hükümdarlarından Tang.

Yeni gelenler bu aşamada halkı kolay yönetebilmek için Shang Hanedanı döneminden kalan bazı dinsel törenleri (aile ve soy gelenekleri), uygulamaları ve eyalet şeklindeki örgütlenmeleri önemli ölçüde devam ettirmişlerdir. Bundan böyle Chou komutanları kendilerini kral sıfatıyla anacaklardır. Shang Hanedanı’nın ortadan kaldırılmasıyla birlikte geçmişte çok önemli rol oynayan kâhinlerin toplumsal konumları da sıradanlaşmıştı. Bunlar eskisi gibi siyasette etkin olamıyorlardı, fakat hem bürokraside hem de bilimsel alanda (özellikle arşiv, kayıtlar ve astronomi) önemli görevler üstleniyorlardı.

Chou Hanedanı kendi ideolojik yapısını kabul ettirebilmişti, fakat Shang Hanedanı’ndan aldığı devlet geleneğini devam ettirmeyi de ihmal etmemişti.(41) Sıklıkla olduğu gibi uygarlaşmış bir toplum, barbar veya yarı barbar bir topluma yenik düşerken, geleneklerini ve kurallarını yeni hakim sınıf üzerinden devam ettirmesini de biliyordu. Askeri açıdan galip gelenler, kısa bir süre sonra yerleşik geleneklerin oluşturduğu ideolojik iklime yenik düşmüşlerdir. Hanedan oluşturan kavimlerin isimleri de ilginçtir. “Shanglılar” kendilerini bu terimle anmazlardı, onlar kendilerine “Yin” derlerdi ki bu terim sonradan Choular tarafından kullanılmıştır.(42) Bugün bile Çincede “shang” tüccar anlamına gelmektedir. Sanırız Choular bunu, “kendi çıkarlarına düşkün”, “çıkarcı” belki de “güvenilmez” ve “hilekâr” anlamında kullanmışlardır. “Choular” ise adlarını Ch’in Dağı’nın eteklerindeki ovadan almaktadırlar.(43) İlginçtir ki eski Çincedeki “köle” terimi, yeni dönemde “devlet bakanı” anlamı kazanıyordu.

Topraklara sahip olan aristokratlar ve komutanlar, arazileri üzerinde her hakka sahiplerdi; onları hem kiraya verebiliyor hem de borçlarına karşılık ipotek ettirebiliyordu.

Köylülerse Shang Hanedanı döneminden kalan bir geleneğe göre, hem kendilerine yetecek kadar küçük bir toprak parçasını, hem de devletin (bürokratların ve yönetim erbabının) masraflarını karşılamak üzere “Kuyu-Arazi-Sistemi” adı verilen bir sistemle köy sınırları içinde bulunan hazine arazisini imece usulü işlemekteydiler/451 Sistemin inceliklerini tartışan filozof Möngds (Meng-ze)’ye göre köylüler, Shan Hanedanı döneminde 70 mu araziye, yani 42,6 dönüme tekabül eden bir tarlaya sahip olabiliyordu. “KuyuArazi-Sistemi”ne göre her 8 haneden oluşan köy birimi toplam olarak 590 dönüm araziyi 9 parçaya bölerek, 8 haneye dağıtılıyordu. Arazinin tam ortasında yer alan dokuzuncu parçaysa devlet için işletiliyordu. Köylüler önce kamuya ait olan bölümü işler sonra kendi topraklarında çalışırlardı. Ne var ki bu sistem Chou Hanedanı’nın kuruluşundan bir süre sonra terk edilecek; önce kamu arazilerine el konacak sonra da köylülerin özel toprakları çeşitli gerekçelerle ellerinden alınacaktı.

Bu sistemden söz etmemizin esas nedeni, sonraki yüzyıllarda baş gösteren her köylü ayaklanmasında, köylülerin en önemli taleplerinin başında bu sistemin yeniden kurulmasının gelmesidir/461
Sihir ve büyü sayesinde sadece toplumsal hiyerarşi değil, aynı zamanda dünyevi ve göksel düzen de istikrara kavuşturulur. Bu, kralların en önemli görevleri arasında yer alır. Bunu beceren kral ayakta kalır, beceremeyense tanrının gazabına uğrayarak bir halk ayaklanmasıyla devrilir. Çin tarihinin hem başlangıç dönemi hem de sonraki süreci bu türden ayaklanma ve saray darbeleriyle doludur/471

Bir yönüyle Çin düşünce tarihi, toplumsal ayaklanmaları gerekçelendiren felsefi ve ahlaki belgelerin de tarihidir. Ahlak, düzen, kural ve ilahî görev, Çin felsefesinde ve siyaset tarihinde önemli bir yer teşkil eder.(48) Sonuçta, “kuralların, müziğin, cezaların ve kurumların tek bir amacı vardır: halkın kalbini birleştirmek ve düzene koymak.” Prensler, fatihler, feodal beyler ve toprak ağalarının en çok önem verdikleri şey, kurallara uymak ve uyulmasını sağlamaktı. Çünkü kurallar sistemi, hem iktidarların varlığının hem de onların yıkılmasının gerekçesi olabiliyordu/491
Chou Hanedanı döneminin ayırt edici özelliği, toplumda en gelişmiş sınıf ilişkilerini hakim kılmasıdır. MÖ 6. yüzyıldan itibaren demir madeninin işlenmesiyle birlikte sadece üretim artmamış aynı zamanda silah teknolojisi de eskiye oranla kat be kat gelişmiştir.

Yasal açıdan bakınca Çin’de topraklar krala aitti, ancak eğer kral isterse, bunların bir kısmını ki özellikle de başkentin uzağında ve imparatorluğun çeperlerinde yer alan bölgeleri (söz konusu beyliklerin sayısı 1000’i buluyordu!, sipahilere veya bürokraside etkin görevlerde bulunan şahıslara geçim koşullarını sağlayabilmek için devredebiliyordu. Bu nedenle de Çin hükümdarı devletini daima “Ortanın İmparatorluğu”, yani çevresindeki eyaletlere sahip devlet olarak nitelendiriyordu/511 Bir bakıma galip gelenlerin kurdukları kentler, yönetim konutları ve askeri garnizonlar, çoğunluğu serflik statüsünde bulunan(521 yerlilerden oluşan (Choular bunlara “kara kafalılar” diyorlardı, kendilerini ise “yüz aile” olarak adlandırıyorlardı1 denizin ortasındaki adacıklar gibiydiler. Bu durumu, fethettiği topraklarda askeri garnizonlara sıkışmış Roma’nın durumuna benzetebiliriz.

Savaşan Devletler Dönemi

Gücü günden güne zayıflayan kral ailesine karşı MÖ 771’de birleşen kuzeyli beylikler, batı başkenti işgal ederek kralı öldürmüşlerdi. Batı Chou Hanedanı böylece sona ermişti ancak kaçırılan prenslerin sığındıkları doğu başkentinde (Loyang1(531 hanedan mensupları varlıklarını sürdürmeye devam etmişlerdi. Gelişme bununla da kalmamış, MÖ 704’te Wu Beyliği’nin baronu kendisini “Wang” yani kral ilan etmişti. Oysa Chou ideolojisine göre “gökyüzünün altında sadece bir kral varlık gösterebilirdi”. Her ne kadar Chou kralı bütünüyle tasfiye edilmemişse de bu adımla birlikte sıradan bir kral derecesine düşürülmüştü. Ülkenin parçalanma süreci de böylece hızlanmıştı. Bu dönem tarihte “Savaşan Devlet Dönemi” olarak kayda geçecekti. Sayıları 1000’e yaklaşan beylikler ve devletçikler, bey, baron, yönetici, bürokrat ve savaş ağalarının önderliğinde kıran kırana bir hâkimiyet savaşına girişmişti. Bunlardan hiçbiri diğerleri bütünüyle hâkimiyeti altına alamadığı için kısa süreli savaş ittifakları (kuzey-güney ve doğu-batı ekseninde) kuruluyor ve bu durum savaş iklimini daha da körüklüyordu. En sonunda eyaletlerin sayısı önce 40’a ve daha sonra 8 ve 5’e kadar düşmüştü ki bu nedenle de bu döneme “Beş Hegemon” veya “Beş Despot” (“Wu Ba” veya ”Wu Pa”) dönemi deniyordu.(54) Bu süreçte topraklarını ve siyasi-toplumsal konumlarını kaybeden birçok siyasetçi, bürokrat ve filozof, çeşitli eyaletlerde danışman ve profesyonel siyasetçi olarak görev üstlenmişti. Bu dönem aynı zamanda bürokrat-aydın-yazar-filozof-gezgin danışmaların
birbiriyle kıyasıya yarıştıkları dönemdir de; çünkü herkes, içinde bulunulan krize ancak onun önerdiği programla son verilebileceğini vaat ediyordu.(55)

Parçalanmayı tetikleyen toplumsal gelişmeler

MÖ 8. yüzyıldan itibaren gelişme kaydeden Çin, sınırlarını da genişletmeye başlamıştı. Aslında genişleyen sabit bir sınır yoktu, fakat Çin “sınırları” dışında yaşayan ve vergi vermek zorunda bırakılan “barbar” kavimler söz konusuydu. Ancak çoğunlukla düşünüldüğü gibi ekonomik gelişme merkezde değil, kenar bölgelerde baş gösteriyordu. Özellikle güney Çin’de ticaretin artmasıyla birlikte güçlenmekte olan üç önemli eyalet (Ch’u, Wu ve Yüeh) içinde adım adım merkezkaç eğilimler ortaya çıkmıştı. Nitekim kısa bir süre sonra Wu eyaletinin yöneticisi, yukarıda değindiğimiz gibi krallığını (Wang) ilan edecekti.

MÖ 6. yüzyıldan itibaren Çin’de demir madeni işlenir hale gelmiş ve ardından yaygın bir şekilde üretim alanına sokulmuştu. Üretim ile birlikte ticarette de bir yoğunlaşma görülmüştü ki, ticareti elinde tutan yeni yükselen eyaletler merkezi yönetimi, toprak mülkiyetinde değişime zorluyordu. Toprakları elinde bulunduran eski aristokrat tabaka, gücünü önemli oranda kaybetmiş olmakla birlikte gelişmelere hâlâ direnebiliyordu. Bu durumda aristokrat kesimlerin alaşağı edilmesi ve bunun yerine merkezî bir otoritenin kurulması, ilerici bir adım olacaktı. Ancak bu kaos süreci daha birkaç yüzyıl sürecekti.

Merkezi otoriteyi zayıflatan bir başka önemli faktörse, MÖ 6. ve 5. yüzyılda görülen köylü ve köle ayaklanmalarıydı. Çen bölgesinde bir kent suru inşa eden köleler, MÖ 550 yılında ayaklanmışlardı. Con eyaletinde kölelerle birlikte çalışan sarayın zanaatkârları MÖ 520 yılında isyan etmişlerdi. Aynı şekilde MÖ 478 yılında ayaklanan zanaatkârlar, We derebeyinin sarayını ablukaya almışlardı. Köleler, Çin tarihinde sık sık görüldüğü gibi ya işten kaçarak ya da isyan ederek, köleliğin üretimde yaygın bir şekilde kullanılmasını engellemişlerdi. Sadece engellemekle kalmamışlar, aynı zamanda toprak mülkiyetinde reform adımlarının atılmasına da katkıda bulunmuşlardı.(56)

İşte, Çin halkının kaderini belirleyen devlet geleneği, siyaset teorisi, üretim ilişkileri, felsefe, din ve bilimsel gelişmeler esas olarak bu dönemde ortaya çıkmıştır.(57)

Bu açıdan bakınca Çin felsefesinin gelişim ve sıçrama dönemleri, neredeyse Çin devlet tarihinin sıçrama dönemleriyle birebir örtüşmektedir. Kısaca, ele aldığımız dönem açısından Çin tarihinin ana hatlarını şöyle sınıflandırabiliriz:

MÖ 6000-1700 yılları arasında, bugünkü Çin’in kuzey-doğusunda yerleşik hale gelen ancak hakkında kesin bilgilere sahip olamadığımız uygarlıkların ilk kökleşme adımlarının atıldığını görüyoruz.
MÖ 1700-1100 yılları arasında, artık varlığı arkeolojik bulgularla da kesinleşmiş olan ve kuzeydoğu Çin’de devlet, sınıf, yazı, para, düzenli üretim açısından klasik bir uygarlığın kökleşmesini sağlayan Shang Hanedanı’nın varlığını saptıyoruz.
MÖ 1100-256 yıllarını, Orta Asya’dan gelerek Shang Hanedanı’nı yıkan ve bir bakıma asıl Çin tarihini oluşturan Chou Hanedanı dönemi olarak adlandırmak gerekir. Büyük Çin devletinin inşa edilmesi, uygarlık birikiminin kökleşmesi esas olarak bu döneme denk gelir. Çin tarihinde ortaya çıkan siyasi, ahlaki-dini ve felsefi ilkelerin temelleri bu dönemde atılmıştır. Bir ara aşama olarak Chou dönemi ayrıca kendi içinde ikiye ayrılır: MÖ 1100-770 yılları arasında kurulan Batı Chou Hanedanı ve MÖ 770-256 yıllarında kurulan Doğu Chou Hanedanı.

Bu dönem aynı zamanda siyasi açıdan “Savaşan Devletler Dönemi”, edebiyat akımları yönünden “İlkbahar ve Sonbahar Dönemi” felsefi akımlar açısındansa “Yüz Düşünce Okulu Dönemi” olarak adlandırılır.

Çin felsefesi bu dönemde büyük sıçramalar kaydetmiştir.091 Öyle ki bu dönem aynı zamanda efsaneleştirilerek “Büyük Uyum=Da Tong” dünyasının, “yani birlik ve dirliğin, barış ve kardeşliğin hüküm sürdüğü ilk halkçı dönem” olarak da anımsanır.001 Bu dönemde üretim olağanüstü gelişme kaydetmiş, üretim ilişkileriyse çeşitlenmiştir; önemli tarihsel teknolojik atılımlar kaydedilmiş; demir madeni işlenerek hayatın her alanında (üretim ve savaş) kullanılmaya başlanmıştır. Bu dönem aynı zamanda büyük köylü ayaklanmalarına dayanan eşitlikçi hareketlerin temellerinin atıldığı dönemdir de…

MÖ 475-221 yıllarını merkezi devlet kurma döneminin ön aşaması olarak görmek gerekir. Çünkü bu dönemde Çin, hızla parçalanmaya başlamış ve sayıları yüzlerle ifade edilen eyaletlere ve beyliklere bölünmüştür. Bu dönemde savaş ağaları ve çeşitli kavimlere dayanan devletçikler birbiriyle, adeta “herkesin herkese karşı savaştığı” bir savaşa tutuşmuştur. Bu dönem Çin tarihi açısından bir “Fetret Dönemi”dir. Çin’in en yetkin, en şaşırtıcı ve en sıra dışı düşünce akımları bu dönemde ortaya çıkmıştır. Her karşılaştırma bir çarpıtmaya kapı aralamakla birlikte, bu dönemi MÖ 6. yüzyıldan itibaren, önce Ege kıyılarında boy veren, sonra Atina’da devam eden felsefi gelişmeyle kıyaslayabiliriz.
Bu dönemler hem Çin hem de kadim Yunanistan açısından uyanışın, sorgulamanın, aydınlanmanın, felsefi gelişmenin, siyasi ve bilimsel atağın ilk nitelikli aşaması olarak kabul edilebilir.(61)
MÖ 221’den sonraki dönemse, Çin tarihi açısından çağlar boyu bitmek bilmeyen, halkın ve özellikle de köylülerin emeğinin acımasızca sömürüldüğü, yüz binlerce insanın bir emirle katledildiği ve sonu gelmeyen savaşların, kaosun ve parçalanmanın sona erdiği; bütün kavimlerin yeniden acımasız ve despot, ama tek bir hükümdarın egemenliğinde toparlandığı ve büyük bir imparatorluk (Çi’n) altında merkezileştiği dönemdir.

O dönemde Çi’n ülkenin ticaret merkezi konumundaydı. Kuzey bölgesinin ihtiyaç duyduğu bronz ve sonra da demir madeni esas olarak güneyden gemilerle gelerek Çi’n üzerinden dağıtılırdı. Kıyı şeridine sahip olması sayesinde Çi’n denizden tuz üretebiliyor ve doğu bölgelerinin tuz ihtiyacını karşılayan tekel konumunu koruyabiliyordu. Çi’n aynı zamanda hem ilk metal paranın tedavüle sokulduğu hem de demir ve tuz tekeline sahip yegâne bölgeydi. Ekonomik gelişmenin bir yansıması olarak Çi’n, kültür ve sanat gelişiminin de merkezi konumundaydı.

Artık yeniden birleşmenin zamanı gelmişti. Bir yüz yıllık savaşın ardından diktatörlerin ve savaş ağalarının hâkimiyetine son verilmiş ve bütün ülke “gökyüzü altında” birleştirilmişti. Ancak bu arada bir emirle eski döneme ait bütün yazılı metin ve belgeler de yakılarak yok edilmiştir. Bu eserlerin ilk başlarda kütüphanelerde bulunmalarına izin verilmiş ancak sonradan kütüphanelerden de toplatılarak yakılmışlardır.(62) Elde sadece tıp, botanik ve astronomiye ilişkin metin ve kitaplar kalmıştır. Yakılmayan eserlerin bulundurulması yasaklanmış ve bulunduranlar ölüm cezasıyla tehdit edilmiştir. Çünkü ülke birleştirilmiş ve “Yüz Düşünce Okulu’na” ve dolayısıyla birbirinden farklı düşünce akımlarının ürettiği metinlere ihtiyaç kalmamıştır.(63)

Savaşan Devletler Dönemi’nin Çin tarihinde getirdiği yeni koşuları kısaca özetlersek:

Vasal sistemi gevşemiş ve bütünüyle dağılmıştır.
Süvari birliklerin kullanıldığı hareketli savaş yöntemleri, savaşlara yeni bir boyut kazandırmıştır.
Demirin silah üretiminde kullanılması, lejyoner birliklerin kullanılmasını kolaylaştırmış, ayrıca yerli köylülerin silah altına alınmasını teşvik etmiştir. Savaşın toplumsal çapı büyümüştür.
Savaşlar nedeniyle birçok toprağın ve işlenebilen arazilerin sahipsiz kalması; başkalarına ait yeni toprakların fethedilmesi, toprak sahipliği sistemini kökten değiştirmiştir. Dağılan “Kuyu-Arazi Sistemi” yerine herkesin istediği kadar toprağa sahip olabileceği sahiplik durumu ortaya çıkmıştır ki bundan en çok ticaretle uğraşan tüccarlar yararlanmıştır.0’0
Toprakların büyük bir kısmı borçlanma ve savaşlar nedeniyle tek elde (tüccarlar) toplanmaya başlanmıştır.(65)
Toprağın daha derinden kazılmasını kolaylaştıran demir saban, sulama ve gübreleme sistemindeki yenilikler, tahıl üretiminde artış sağlamış; bunun sonucunda beslenmede yeni eğilimler gelişmiştir. Et yerine tahıl tüketimi artmıştır.
Miras geleneğinde köklü değişimler baş göstermiş; esas kadının büyük oğlunun miras hakkı kısıtlanmış, bütün oğlanlara eşit miras hakkı tanınmıştır.

Verimli toprakların yaygın bir şekilde işlenmesi, güney Çin’e göç hareketlerini teşvik etmiştir.
Merkezi devletin yoksunluğu eşkıyalık eğilimini artırmış, halkta para biriktirme yerine toprak ve gayri menkul satın alma eğilimine neden olmuştur. Eşkıyalığın ve soygunların artmasının sonucunda, kentlere göç eğilimi ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla düzenli kent yapılanmasından, düzensiz kentleşmeye doğru bir eğilim ortaya çıkmış; üst üste yığılan varoşlardan oluşan kentler türemiştir.
Halktan vergileri beylerin yerine mültezimler toplamaya başlamış, böylece tüccarların bürokrasiye hakim olmasının önü açılmıştır.
Yönetim, para, bürokrasi vs. alanlarında küçük devletçiklere ait kurallar ve gelenekler yerleşik hale gelmiştir. Çin devleti kendi içinde sadece eyaletleriyle değil, kural ve gelenekleriyle de farklılaşmış ve içbölünme derinleşmiştir.
Bu bölünmenin ve dağılmanın sonucu olarak birçok siyasi ve edebi akım ortaya çıkmıştır.
Ancak düşünüldüğünün aksine bu dönemde kentler sefaletin değil, aksine canlı bir kültür ve sanat hayatının merkezi haline gelmişlerdir. Bu dönemde üretim ve teknoloji alanında da önemli büyüme ve gelişmeler kaydedilmiştir.

Sadık Usta

DİPNOTLAR
1) Bkz. K.C Chang, Die Beginnings of Chinese Civilizalion, Foreign Language Teaching and Research Presse, Beijing, 2011; http://german.china.org.cn/travel/traveltips/ txt/2006-10/17/content_2266499.htm (12.03.2018)
2) Kazı çalışmalarının başında bulunan Profesör Li Chi, bölgede 100’e yakın tunç nesne, 25 bin civarında eski yazı içeren kemik parçaları bulmuştu. Aynı zamanda Shang Hanedanı döneminde uygulanan dini törenlere, insan kurban etme geleneklerine dair birçok bilgiyi de gün ışığına çıkarmıştı. Ne yazık ki kazı çalışmaları ÇinJapon savaşı nedeniyle devam ettirilememişti. Bunun için yeniden Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulması beklenmiştir. Bkz. Tim Murray, Mileslones in Archaeology: A Chronological Encyclopedia, ABC-CLİO, California, 2007 s.389; K.C Chang, Die Beginnings of Chinese Civilizalion, Aynı yerde.
3) Kraliçenin mezarında, o dönemde para olarak kullanılan 7000 adet delikli deniz kabuğu; 1900 parçadan oluşan ve aralarında bronz, sedef gibi malzemelerden yapılmış, üzeri işaret ve yazılarla kaplı yüzlerce araç-gereç de bulunmuştu. 36 kilometre karelik bir alanı kaplayan eski kentin merkezinde yer alan 8 saray ve tapınak, 12 kral mezarı, yüzlerce mezar, aristokrat ailelere, memur ve hizmetçilere ait yüzün üzerinde konut da ortaya çıkarılmıştı. Bütün bu kalıntıların ortaya çıkarılması ve korunabilmesi için 76
aileye ait konutun istimlâk edilmesi, iki fabrikanın da yerinin değiştirilmesi gerekmiştir. Bkz. https://blog.chinatours. de/2015/06/10/die-yin-ruinen-in-anyang/ (12.03.2018)
4) Wolfgang Bauer, China und die Hoffnung auf Glück, Hanser Verlag, München, 1971, s.23.
5) Zahmetten kaçınmayan Çinli arkeologlar, Shang Hanedanı’nın dayandığı devlet birikiminin temellerini oluşturan Yan kentinin güvenliğini oluşturan hendek ve surların inşası için gerekli olan insan kaynağının miktarını hesaplamışlardır. Kentin etrafını saran hendek ve surun uzunluğu 7200 metreyi bulmaktadır. Bu uzunluk toplam olarak 3,2 km karelik bir alanı kaplamaktadır. Ortaya çıkarılan surların yüksekliği 10 metredir ve en geniş bölgede ise kalınlık 36 metreyi bulmaktadır. Bu işlemlerin yapılabilmesi için toprağın dövülmesi ve sertleştirilmesi gerekiyordu. Bunun için toplam olarak 2 milyon 900 bin metre küp toprağın taşınması lazımdı. O gün kullanılan kürek ve çapalarla yapılan deneyler, bir saatte ancak 0,02 0,03 metre küp toprağın işlenebildiğini kanıtlanmıştır. Arkeolog An Chin-huai, bu işlemlerin yapılabilmesi için toplamda 10 bin işçinin 18 yıl boyunca çalışması gerektiğini ortaya çıkarmıştır. Kuşkusuz bu surların yapımı yıllara yayılmıştır. Ancak yine de ortaya çıkan insan emeği, söz konusu kentindevletin insan kaynağının ve zenginlik birikiminin miktarını ortaya koymaktadır. Söz konusu sur ve hendeklerin
yanı sıra, inşa edilen saray ve konutlar, iki büyük maden eritme fırını, çömlekçilik için atölyeler, besin ve şarapların depolandığı mahzenler vs. henüz hesaba katılmamıştır. Akt. Antony Christie, Age, s.20.
6) Çin’de ilk arkeolojik kazıları yöneten İsveçli jeolog Johann Gunnar Anderson, Yangshao Kültürü’nün Çin uygarlığının temelini oluşturduğunu, ancak bu uygarlık birikiminin Batı’dan (Ortadoğu) geldiğini ileri sürmüştü. Ancak Çinli arkeologlar bu iddiayı kabul etmemişler ve kısa bir süre sonra da bunun aksini kanıtlamışlardır. 1928’de Li Chi, Shang Hanedanı kalıntılarını ortaya çıkararak batı-merkezci savı çürütmüştü. Bkz. Tim Murray, Mileslones in Archaelogy, ABC-CLİO, California, 2008, s.388;
7) Antony Christie, Chinesische Mylhologie, E. Vollmer Ver., Wiesaden, 1968, s.14/15.
8) Aynı yerde.
9) Walter Flemmer, Bas Alle China, Tessloff Verlag, Nürnberg, 2008, s.5/6.
10) Söz konusu toplulukların bir doğa felaketi, örneğin deprem ve su baskını sonucu ortadan kalktığı tahmin edilmektedir.
11) Peter J. Opitz, Chinesisches Altertum und konfuzianische Klassik, List Verlag, München, 1968, s.17 vd.
12) A. W. Mischulin, Geschichle des Allerlums, Volk und Wissen Ver. Berlin, 1948, s.61.

Kategoriler
Tarih
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • 51f660

    Şehir var, kanun yok…

    Bir zamanlar dünyanın en yoğun nüfuslu yeri olduğu düşünülüyordu. Kovloon Valled Şehri, birkaç blokta sıkışıp kalmış 50.000 kişilik bir şehirdir. 20. yüzyılda Hong Kong yakınlarında büyüyen Kovloon Valled Şehri...
  • https_2f2fstatic

    Dünyanın en büyük 6 heykeli

    Bu yazımızda sizlere dünyanın en uzun heykellerinden bahsedeceğiz.🙂 Buda Bahar Tapınağı (Çin) – 153 metre Listemizde ilk sırada yer alan Buda Bahar Tapınağı, 1998-2008 yıllarında Bamian Buddha’nın öldürülmesinin ardından...
  • Mannerheim,-Kırgızistan’daki-Ak-suu-köyünde-çektiği-fotoğraf

    115 YIL ÖNCE ASYA

    Eski Finlandiya cumhurbaşkanı ve asker C. G. Mannerheim’m 1906-1908 yıllarında Orta Asya’dan Çin’e yaptığı seyahatte çektiği fotoğraflardan özel bir seçki, 6 Şubat’a kadar İstanbul’da Yapı Kredi bomontiada Galeri’de sergilenecek....
  • Çin’deki bir kripto para birimi yasağı, diğer ülkelerdeki madenciliği artıracak

    Çin’de kripto para birimlerinin yasaklanması, diğer ülkelerde madenciliğin artmasına neden olacaktır. Çin Merkez Bankası, herhangi bir sanal para biriminin yasa dışı bir ödeme aracı olduğunu ve kripto para birimleriyle...