SALAKLIK DEĞİL DE NEDİR?

Geçen yazımda “ne tuhaf kadınım ben” dedim. Valla sonra düşündüm de… aklıma yaşadığım çeşitli olaylar geldi. O zaman “tuhaf” kelimesi az diye düşündüm. Bazı saf davranışlarım aklıma geldi sonra…...
füsun önal

Füsun ÖNAL

Geçen yazımda “ne tuhaf kadınım ben” dedim.
Valla sonra düşündüm de…
aklıma yaşadığım çeşitli olaylar geldi.
O zaman “tuhaf” kelimesi az diye düşündüm.
Bazı saf davranışlarım aklıma geldi sonra…
Eskiden öyle şeylere göz yumdum ki, pes yani bana!!!
Bunlara saf demek az gelir, olsa olsa
“salak” kelimesine uyar dedim kendi kendime.

Bakın şekerlerim, sakın ayrı ayrı kafalardan
“estahfirullaaah” sesleri yükselmesin.
Çünkü açık yüreklilikle neden böyle dediğimi,
yaptıklarımı okuyunca anlayacaksınız.

Anlatmak istediklerimi yazmaya başlamadan önce,
geçen haftaki yazıma yorum gönderen Ömer Dalman’ın
dediği gibi “kapalı kutu” olup,
olayları yaşayıp yaşayıp, duvarların arkasına gizlemeyeceğim.
Biliyorum ki paylaşmak acıları azaltır her zaman.

Kolej sonrası ilk şarkı söylemeye başladığımda,
kazandığım parayla hemen bir araba almıştım.
Amaaa… kullanmak için değil!
Ben zaten araba kullanmayı bilmem!
Sadece kazandığım parayı bankaya yatırıp,
kısa zamanda çekip, bitirip tüketmemek için aldım arabayı!
Çektirdik arabayı Ankara 60.sokaktaki evimizin önüne..
Araba durup duruyor ööölecene!!!
Niyetim onu satıp, İstanbul’da bir daire almak…

O sırada da nişanlıyım, nişanlımda İstanbul’da oturuyor.
Ama subay olan babamın arkadaşlarından torpilli olarak,
askerliğini yapıyor Ankara’da…
İzin günlerinde benim gıcır araba ile
dolaşıyoruz Ankara caddelerinde…
Nihayet teskere aldı, benim kapı önünde duran
arabama atlayıp İstanbul’un yolunu tuttuk.
Ben akrabalarımda kalıyorum,
arabam ise onların evinin önünde duruyor.
Gelip beni alıyor, orayı burayı gezip duruyoruz.
Sonunda benim Ankara’ya dönme vaktim geliyor
Nişanlım arabanın İstanbul’da kalmasını istiyor.
Ve ben salak gibi “iyi… kalsın” deyip,
kendi arabamla geldiğim İstanbul’dan,
trenle Ankara’ya dönüyorum!

Arabanın orada kalması hadi neyse diyelim de,
kısa zamanda dedikodular geliyor kulağıma!
Nişanlımın “benim arabama” aldığı çeşit çeşit kızlarla
Bağdat Caddesinde fink attığını söylüyorlar!

Şimdi bu benim davranışıma aççık ve seçik olarak
ne denir şekerlerim???……
Bal gibi “salaklık” denir!
(Estağfirullah yok, ona göre!)

İlk kocamla bundan daha farklısını yaşamıştım.
Kocamın hayatında artık bir başka kadın olduğu
iyice ortaya çıkmış, zaten kendi de bunu itiraf etmişti.
Kocam hem o kadınla, hem de benimle birlikteydi.
Derken, kadınla birlikte ev tuttuklarını söylemişti bir gün…
Stüdyosunun altında boşalan bir daireyi tutmuşlardı.
Ama evde eşya yoktu, stüdyo giderleri ise çoktu.
Ve eşya almaya para ayıramıyordu kocam.

Benim “salakça davranışım” yine devreye girdi.
Evdeki fazla olan her… ama her şeyi,
kocam ve sevgilisi için ayırdım.
Tencereler, tavalar, tabaklar, çanaklar,
havlular, çarşaflar, battaniye, kilimler,
hasır koltuklar, hasır sehpa, hasır lamba…
Hatta abajur, tablo…yani aklınıza gelen her şey!!!
Bütün bunları içim acıyarak hazırladım.

Gündüz konu-komşu görmesin diye,
kocam gece yarısı eşyaları bir çok seferler yaparak
arabaya doldurup, sevgilisiyle tuttukları eve götürmüştü.
Sevgilisi de muhtemelen, evde kocamı karşılayıp,
onun getirdiği benim eşyalarımı alıp eve yerleştirmişti!!!

Ne iş değil mi?!?!?! Ne kadar salakça!!!

Sonra….bir arsa almıştım Sarıyer’in tepelerinde…
Gel zaman git zaman taksitlerimi öderken,
arsayı satın aldığım Yugoslav göçmeni
yakışıklı adamla flört etmeye başladık.
Arsa taksitlerimi muntazam ödüyordum.
Sonunda bir gün arsacı sevgili dayanamadı ve:
“Hayatım, artık şu imzaladığın senetleri yırtalım.
Ayıp oluyor hala para ödemen.” deyince,
kıyameti kopartmıştım:
“Vayyy sen ne demek istiyorsun?!
Ben seninle bunun için mi flört ediyorum?!
Hayır efendimmm!
Senetlerimi sonuna kadar ödiyyyceeemmm!”diye…
Adam şaşırıp kalmıştı.
Arkadaşlarımsa, davranış ve inadımı
gayet “salakça” bulmuşlardı.
(Bana göreyse “dürüstçe” idi karşı koymam)
Arsanın parasını kuruşu kuruşuna ödedim.
Hala vergisini ödüyorum
bir türlü değerlendiremediğim o arsamın!!!

Tiyatrocu bir sevgilim vardı zamanlardan birinde…
Oynadığım bir dizinin dublajı sırasında tanışmıştık.
Dizinin dublaj yönetmeniydi.
Tiyatrocuların tiyatrodan ne kadar kazandıkları,
dublajdan ne kazandıkları bellidir.
Hele devletin, belediyenin tiyatrolarında oynuyorsan,
durum daha iyi ve garantilidir.
Ama benim tiyatrocu, para konusunda pek bi “ağlaktı”.
“Anneme babama bakıyorum, boşandığım karıma,
oğluma para veriyorum, girdiğim kooperatife
taksit ödüyorum” diye diye kafa ütülüyordu!

Sıkıyordu bu halleri beni ama balık burcu sabrıyla
salak gibi birlikteliğe devam ediyordum.
Hele benim çok sık yurt dışı seyahatlere çıkıyor olmam
adeta onu kıskandırıyordu.
“Yav amma çok yer görmüşsün hala da gidiyorsun.
Benim kazanç da Allah kahretsin,
mecburi harcamalarım yüzünden
böyle seyahatlere çıkmaya yetmiyor ki!”
gibi laflar sokuşturuyordu iki lafın arasına.
Sonunda başardı kanıma girmeye!
Ve başladık birlikte yurt dışı gezilerine!!!
Salakça davranışlarım hemen devreye giriverdi!
Gelsin seyahatler… gitsin Füsun’un paracıkları!!!
Neyse ki bankacı arkadaşımın ikazı sonucu, kesiverdim olayı.
Meğer bankada iyi miktar “cukkası” varmış!
İyice soğudum… ve bitirdim.

Şimdi benim bu davranışıma ne denirdi şekerlerim???
Bal gibi “salaklık” di-mi?!
(Estağfirullaaah demek yok biliyorsunuz!)

Bunlara benzer şeyleri hadi bir yaşarsın, üç yaşarsın…
Benzeri olaylar sürmeye devam ederse,
ben buna ancak yazımın başlığındaki adı verebilirim!

Amaaa…
artık bu kadın değişti şekerler.
“salaklık” “tuhaflık”la yer değiştirdi.
Bakalım daha neler yapıcaaamJ)))))
Bekleyip görüceeemmm…

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
Kategoriler
Kızlar Klübü
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular