Kürtler ve Türk Romanı

Müslüm Yücel, Osmanlı-Türk Romanında Kürt İmgesi başlıklı çalışmasında, yazılı ilk metinlerden Binbir Gece Masalları’na, Osmanlı döneminde kaleme alınmış şiirler ve nesirlerden Tanzimat’a, Cumhuriyet’in ilk yıllarından günümüz romanlarına kadar, yüzlerce...

Müslüm Yücel, Osmanlı-Türk Romanında Kürt İmgesi başlıklı çalışmasında, yazılı ilk metinlerden Binbir Gece Masalları’na, Osmanlı döneminde kaleme alınmış şiirler ve nesirlerden Tanzimat’a, Cumhuriyet’in ilk yıllarından günümüz romanlarına kadar, yüzlerce eserde Kürtlerin izini sürüyor.

Müslüm Yücel kürt yazar

Saklamaya gerek yok, Müslüm Yücel’le yirmi yıldır süren bir dostluğumuz var. Ne kadar çalışkan olduğunu Demokrasi ve daha sonra çıkan gazetelerin kültürsanat sayfalarını hazırlarken görmüştüm. Ne zaman sıkışsam onu aradığımı hatırlıyorum. Müslüm İzmir’deki büronun başındaydı, çalışma koşulları zordu, ama istediğim yazıyı hep zamanında gönderirdi. Hızlı yazıldığı için genellikle dağınık olurdu yazıları, ama haberin ihtiyaç duyduğu bilgiyi de içerirdi mutlaka.

Hep okuyor Müslüm, hep yazıyor, notlar alıyor ve gördüğü, okuduğu, duyduğu hiçbir şeyi unutmuyor. Bir arkadaş ortamında da böyledir, tavla oynarken de. Onun okuma ve yazma konusundaki çalışkanlığı ile gazetecilik deneyimi ve şair yanı buluşunca, okura başka türlü bir okuma deneyimi yaşatan, nitelikli inceleme-araştırma kitapları çıkıyor ortaya. Şair yanına vurgu yapmam boşuna değil; ele aldığı konu ne olursa olsun, hem üslubunda hem de metnin satır aralarında şiirin izini bulmak mümkün.

Geçtiğimiz Ocak ayında yayımlanan Osmanlı-Türk Romanında Kürt İmgesi başlıklı çalışmasını okurken, Müslüm’ün yukarıda sözünü ettiğim çalışkanlığına bir kez daha hayran kaldığımı söylemeliyim. Yüzlerce kitabın sabırla ve inatla okunmasının ürünü olan bu çalışmada, bugüne kadar pek üstünde durulmamış bir konu çok çeşitli yönleriyle irdeleniyor. Derdi ve konusu, Osmanlı’dan bu yana yazılmış romanlarda Kürtlerin ele alınış biçimi ve nasıl imgelere dönüştükleri olunca, ortaya ‘tuğla gibi’ bir kitap çıkmış olması şaşırtıcı değil. Müslüm, yazılı ilk metinlerden Binbir Gece Masalları’na, Osmanlı döneminde kaleme alınmış şiirler ve nesirlerden Tanzimat’a, Cumhuriyet’in ilk yıllarından günümüz romanlarına kadar Kürtlerin izini sürüyor.

Nizami’den Aslı Erdoğan’a

Romanlardaki Kürt imgesi, dönemin siyasal yönelişlerine göre değişiyor. Müslüm Yücel, annesi Kürt olan ve Kürtlerden söz eden ilk yazar olan Nizami’ye duyduğu sevgiyi gizlemiyor. Ama bu sevginin nedeni Nizami’nin annesinin Kürt olması değil, “bugün bile büyük bir zevkle okunan, edebiyat dünyasını etkileyen eserler” yazmış olması. Müslüm, Nizami’nin bir ulusa mal edilemeyecek, çokkültürlü yönünü vurguluyor: “Hüsrev ile Şirin’de, Şirin’den dolayı Ermeniler, Hüsrev’den dolayı da Acemler vardır ve kişileri var eden mensup oldukları ulusların büyüklüğü, yüceliği değil, âşıkların kalbidir; bu mesnevide herkes kalbi kadar büyüktür. İslam öncesi dönemde Şirin ve Hüsrev, Ermeni ve İran halkları arasında bir dostluk bağı anlamına gelmişlerdir; her iki halk da bu mesneviyi sevmiş, benimsemişlerdir, mesnevideki folklorik öğelerle iki halk birbirine daha bir yakınlaşmıştır.”

Osmanlı döneminde yazılan eserlerde ‘Kürt’ ve ‘Kürdistan’ın rahatça ve bağlamından koparılmadan kullanıldığını biliyoruz. Ancak Milli Edebiyat döneminde, Nizami’de görülen çokkültürlülük ve halkları birbirine yakınlaştıran içerik neredeyse tamamen yok olur. Müslüm, Ömer Seyfettin’e genişçe yer vermiş kitabında. Ömer Seyfettin’in Türkiye’de çağdaş öykünün önünü açan yazarlardan biri olması, pek çok öyküsünün içeriğinin kafatasçı niteliğini gölgelemeye yetmez elbette:

“Ömer Seyfettin halkların kardeşliğine, saygı ve sevgisine önem vermez; önemli olan halkların Türklere olan saygısıdır. Bir Ermeni Gencin Hatıraları adlı uzun hikâyesinde, Müslüman olsa bile Kürtlerin, Türklerle dost olmadıklarını ifade eder: Biz, Kürtlerin bile Ermeni olduklarını iddia ederiz.”

Halide Edip, Kemal Tahir, Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Mehmet Eroğlu, Orhan Pamuk gibi çok okunan yazarlara geniş yer vererek onların romanlarına başka bir pencereden bakma imkânı sunan kitap, Aslı Erdoğan’la sona eriyor: “Erdoğan’ın anlatısı insan üzerine kuruludur, bir ulus yoktur; örneğin Mucizevi Mandarin’de birileri görülür hayatın duvarında, onlar Türk’tür, ama bir resim olarak vardırlar, bakışın duvarından akıp giderler.” Yalnızca bu tespit bile, Müslüm’ün edebiyattan ve yazardan beklentisini anlamak için yeterli. Romanlarda Kürtlerin izlerini sürerken, ele aldığı romanların sanatsal değerini tartışmayı da ihmal etmiyor Müslüm. Bu nedenle, Osmanlı-Türk Romanında Kürt İmgesi bir roman eleştirisi kitabı gibi de okunabilir.

Yazarın Hayatı Romana Dahil

Müslüm Yücel, Osmanlı-Türk Romanında Kürt İmgesiMüslüm, kitapta, Kürtlerin romanlarda nasıl konu edindiğini bulmaya çalışmakla yetinmiyor, incelediği romanların yazarlarına dair geniş bilgilere de yer veriyor. Bu yaklaşım, yazarın hayatı ile yapıtı arasındaki bağı araştırarak daha sağlıklı bir sonuca ulaşma çabasının bir ürünü elbette. O kadar ayrıntılı ki bu bilgiler, kimi zaman “Bu kadar magazin yeter” dediği de oluyor. “Şairin hayatı şiire dahil” demişti Cemal Süreya. Müslüm de öyle yapıyor, yazarın hayatını romana dahil ediyor.Müslüm, kitaplar arasında geçen bu uzun yolculuktan, kendi –kimi zaman oldukça sert ve alaycı olabilen– yorumlarını da barındıran, ilginç sonuçlar çıkarıyor. Osmanlı-Türk Romanında Kürt İmgesi, çok çeşitli kaynaklardan derlenmiş bilgiler ve yazarın yorumlarıyla, ufuk açıcı bir nitelik taşıyor.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
Kategoriler
Kültür&Sanat

Benzer Konular

  • Michel Welbeck ve Umutsuzluğun Günahı – Julian Barnes

    1998 yılında Paris’te düzenlenen Prix Novembre’nin jüri üyelerinden biriydim; adından da anlaşılacağı üzere edebiyat sezonunun sonunda verilen bir ödüldü. Goncourt jürisi Welbeck’in romanını yanlış anladıktan ve diğer jüriler hatalarını...
  • Patricia Esteban Erles; Oyun

    Patricia Esteban Erles, çağdaş bir İspanyol yazar ve gazetecidir. Kısa öykü yazarı olarak tanınır. Eserleri, Zaragoza Üniversitesi’nin “Kısa Öykü Ödülü”, “XXII Santa Isabel de Aragon Araştırma Ödülü” ve “Dos...
  • Kutzeye’nin Edebiyat Dünyası L. Doktorova

    John Maxwell Kutzeye (d. 1940), 2003 Nobel Edebiyat Ödülü’nün sahibidir. Nobel Ödülü’nü dördüncü kez bir Afrikalı, ikinci kez de bir Güney Afrika temsilcisi kazandı. 1991 yılında bu prestijli edebiyat...
  • Fütürist Ne Demek?

    Fütürist, geleceği tahmin etmeye ve analiz etmeye odaklanan bir uzmandır. Fütürizm, geleceğin nasıl şekilleneceğini anlamaya çalışan bir disiplindir ve fütüristler, trendleri inceleyerek, teknolojik gelişmeleri analiz ederek ve toplumsal değişimleri...