Herkesin dilinde bir kitsch’tir gidiyor, ama kimse tam olarak ne olduğunu bilmiyor…
Herkesin dilinde bir kitsch’tir gidiyor, ama kimse tam olarak ne olduğunu bilmiyor ve suç bilmeyende değil, bu kavramla ilgili yapılan sayısız analiz ve tanımlamada.
Andrea Mecacci’nin, kültürlü her insana, öğrencilere ve (kimse alınmasın) birçok araştırmacıya önerdiğim ‘Il Kitsch’ adlı kitabını okuyorum.
Yazar, zevksizlikten pseudo sanata, camp’a, çeşitli postmodern şekillere ve tash’e, konuyla ilgili geniş literatürü inceleyerek, kitsch olayını anlamamıza yardımcı oluyor.
1960’ların başında, bazılarının 50’nci yılını kutladığı ‘Apocalittici e Integrati’ adlı eserimde kitsch ile ilgilenmiştim, ama bu kitap bende pek çok yeni fikir uyandırıyor. Başkalarının zevkini, bahçe süsü heykel cüceleri, duygusal romanları, Bavyeralı Louis’in şatolarını, geçmişin tüm gustosunu vs. kitsch olarak tanımlamak kolay. Ama kanımca ırkçı ya da estet olmak gerekmiyor. İnsanları dalyalar arasında Uykulu veya Neşeli’yi, ya da Madame Bovary’nin o çok sevdiği şeyleri -ıssız köşklerde çile dolduran hanımlar, coşkun yürekler, yeminler, hıçkırıklar, gözyaşları, öpüşler, ay ışığında sandallar- seyretme zevkinden mahrum etmek niye? Ve, her ne kadar Kundera, çayırda koşuşturan çocukların ne hoş olduğunu düşünmenin doğal, ama “Çayırda koşuşturan çocukların görüntüsüne bütün insanlıkla birlikte duygulanmak ne güzel” diye düşünüp gözyaşı dökmenin kitsch olduğunu söylese de, insanların çocuk resimleri ya da porselen köpek yavruları gibi şefkat uyandıran görüntüleri tercih etmesini yasaklamak niye?
Neye ve kime göre kItsch?
Kitsch’in sorunlarından biri de, bir objenin kitsch olup olmadığını belirlemenin zor olması, ve Speranza Nine’nin salonundaki eşyaların Gozzano’yu nasıl duygulandırdığını, ama ilk okurları için kitsch olduğunu ve ‘retro’, ‘vintage’, ya da ‘camp’ zevki nedeniyle artık kitsch gelmediğini düşünün.
Bir objenin, sanatta ‘boldinizm’ diye tanımladığım kitsch kavramına sadık kalmak isterim. Boldini, onlardan ve kocalarından aldığı ücret karşılığı zengin kadınların resmini yapardı ve en azından kafalarından bellerine kadar, onları çekici, dişi kılarak sadece duygusal değil, bedensel etkiler uyandıran hale sokardı. Belden aşağısı ise empresyonist resmi çağrıştıran fırça darbeleriydi.
Boldini, yarı pornoyu sanatsal alıntıyla yutturuyordu, sonradan Playboy’un, ünlü yazarların, otomatikman kitsch desteğe dönüşen metinleriyle masum çıplaklarını kabul ettirmesi gibi. Ve kitsch’ten söz etmeye devam edecek olursak, (estetik duygular değil de tam da vaat ettikleri şeyi satan) dürüst porno film ve romanları değil ‘Emmanuelle’ ve ‘Histoire d’O’yu örnek gösteririm.
Mona Lisa’nın suçu ne?
Çoğunlukla kitsch olan, obje değil bakışımızdır. En önemli örneği verelim. Mona Lisa, kuşkusuz büyük bir sanat eseri ve Louvre’a gidenlerden bazıları (sadece bazıları diyorum) onu olduğu gibi izlemek istiyor. Ama onu çok uzaktan gören ve tehlikeli biçimde tablonun önünde yığılan turist güruhu, Mona Lisa’yı ‘görür’ ama ona ‘bakmaz’, belki fotoğrafını çekmeye çalışır (oysa internette her fırça darbesini görebileceği çok iyi reprodüksiyonları bulabilir) ve ‘Ben gördüm’ diyebilmek için birbirlerini çiğnerken, aynı ve yan salondaki diğer harikulade baş yapıtları kaçırır. Ve böylece Mona Lisa, kendi suçu olmadan kitsch fetiş olur.
Vermeer’in, her ne kadar istemeden de olsa fetişe dönüşmesine katkıda bulunan filmde öyküsü anlatılan ‘İnci Küpeli Kız’ tablosu için de aynı şey geçerli. Bologna’da sergilenen mutsuz kız, sadece fetişe yaklaşmak isteyen kalabalıkları toplamıştı.