Kafa yapısına göre cinsel yönelim

Kafa travması geçiren erkek çocuğu kız çocuk gibi davranmaya başlarsa… Beynimiz cinsel karakterimizi ne ölçüde belirliyor? Cinsel tercih bir “tercih”mi, yoksa doğanın bizim adımıza aldığı bir karar mı? Bu...

Kafa travması geçiren erkek çocuğu kız çocuk gibi davranmaya başlarsa… Beynimiz cinsel karakterimizi ne ölçüde belirliyor? Cinsel tercih bir “tercih”mi, yoksa doğanın bizim adımıza aldığı bir karar mı?

Yankı Yazgan

Prof. Dr. Yankı Yazgan

Bu yazıyı 1994 yılında kaleme aldığımda, cinsel yönelim hakkındaki biyolojik bilgiler pek fazla değildi. Aradan geçen zaman diliminde, cinsel yönelim oluşmasında etkisi olan biyolojik özellikler daha iyi tanındı. Yazıyı raftan indirmemin sebebi ise, bu konuda yapılan buluşlar filan değil. Okurlardan gelen bir çok mektupta, cinsel yönelimin oluşumu hakkındaki soru ya da kafa karışıklıklarına bir tür katkı-cevap sayabilirsiniz.

Gecenin bir vakti çağrı cihazımın düdüğü öttü. Beyin cerrahisi servisinin nöbetçi doktorunun Güneyli şivesini çözebildiğimce telefonun başında durdum: Dört yaşında tepe üstü merdivenden düşmüş bir erkek çocuktan söz ediyordu. Çocuk komadan çıkmış, elbiselerimi isterim diye tutturmuş. Herkes “oh, ne alâ kendine geliyor” diye sevinirken… Neyse, uzun sözün kısası, çocuğun isteği kendi elbiseleri değilmiş. Adına John diyelim; İşte bu John “kız elbiseleri, kız pabuçları ve kurdeleler” diye beyin cerrahi servisini ayağa kaldırmış. Ne yapsınlarmış?

John’u ertesi sabah gördüm. Hastane koridorlarında üzeri askılı pötikare bir etek, ayağında beyaz aerobik ayakkabıları, kafasında da New Haven Akbabaları takımının beyzbol şapkasıyla dolaşmaktaydı. Annesine bakılırsa kırıtmaktaydı. Servis doktoru acıklı bir yüz ifadesiyle, “ne dersin, eşcinsel mi olmuş, yoksa travesti mi?” diye sordu. “Korkarım, ikisi de…” Daha fazla hinlik etmemek için kendimi tutup, John’la konuşmaya gittim.

Sesindeki “efemine” ton dün akşamdan beri varmış, John, “nesi varmış sesimin” dediğinde, annesi “kız gibi konuşuyorsun”, diye haykırdı. “Çünkü ben bir kızım!” Annenin öyle olmadığını kanıtlamak için bulduğu bir çözüm, benim gözlerimin önünde tarihe karıştı. “Hadi bakalım çişini yapmaya götürülen John kızlar gibi çiş yapmaya kalkınca annesi, kapıdan o sırada giren babanın kucağına serildi. “Ailemizde, soyumuzda (Polonya asılıymışlar), dinimizde (Katolik) böyle şey görülmemiştir”, diye gürledi baba. Nasıl olur da bir insan, hele bir çocuk, düşüp de kafasını yere çarptığında eşcinsel olabilirdi. Eşcinsel olup almadığını bilmiyoruz, dedim. Cinsiyetiyle tam bağdaşmayan davranışlarda bulunan ilk çocuk John değildi.

Acayip, onlar içinde şaşırtıcı olan davranış değişikliğinin kafa travmasından sonra ve birden bire olmasıydı. Anne beyin devrelerinin tellerinin kopmuş olup, olmayacağını sordu. TV’deki beyin belgeseline bir ara gözü takılmıştı da… Tipik bir Türk doktoru havasına girdim, “Bakacağız. Merak etmeyin…” Açıkçası, iyi de geldi.

Beyin cerrahisinden Dr. Filanca tanı bölümüne ne yazacağımızı soruyordu telefonda. Amerikalıların psikiyatrik tanılar kılavuzundan pek de münasip düşmeyen bir şey bulup söyledim. Biraz formalite icabı olan bu tanıyı öğrendikten sonra, cerrah “benzeri bir durum” diye kendi kaygısını açığa vurdu. Beynin bir bölgesinde neşterin yanından geçerken yerinden oynattığı bilmem kaç mikron inceliğindeki bir sinir lifi eşcinselliğe, travestiliğe ya da cinsel kimlik karmaşasına yol açabilir miydi? Nereden bilebilirdim. Her kafasını bir yere çarpanda cinsel kimlik değişikliğine rastlanmıyordu. Üstelik, kafa travması sonucu kişiliğin pek çok yönünde değişiklik olmakla birlikte cinsel davranışlarda da farklılık görülebiliyordu. Ama, cinsel kimliği farklılaşan olarak bir tek John’u biliyorduk.

Biraz rahatlamış gözüken doktor, bir önceki akşamki doktorların aralarındaki şakalaşmaları aktardı. İçeriden dahiyane fikirleriyle tanınan birisi, kafa travmasıyla “eşcinsel” olunabiliyorsa, zaten eşcinsel olanlarında aynı yoldan “normale dönebilecekleri” formülünü geliştirmişti. Türkçe’de sivri zeka diye bir kategori olduğundan söz ederek bir cevap yetiştirdim.

Her şey bir yana John’a ne olmuştu? Olay zinciri basit gözüküyordu: Merdivenlerden düşmüş. Kafayı vurmuş, Bayılma. 24 saat sonra bilinç açıldığında erkek cinsine özgü sayılamayan davranışlarda bulunmaktan başka bir şikayet yok. John’a sorarsanız, 4 yaşında-maşında demeyip; onun şikayeti yeterince kız elbisesi olmaması… Ana babasının derdi ise, “çocuğumuz ilerde eşcinsel mi olacak?”

Cinsel yönelimin nasıl belirlendiğine kafa yoranlar 1970’lerde beynin belirleyiciliğinde karar kıldılar. O zamana kadar egemen olan görüş yetişme tarzına, anne ve babayla çocuk arasındaki etkileşime yakındı. Tahmin edilebileceği üzere, yetişme tarzı gibi “çevresel” etkilerin beyin yapısı ve işleyişi üzerinde etkili olabileceğinin kabulü ile iki çizgi birbirine yakınlaştılar.

Beyin dokusundaki farklılıklar nesnel sayılabilecek yöntemlerle saptanabildiği için, son zamanlardaki çalışmalar işlevi bilinen yada tahmin edilen bölgelerin özelliklerine yöneldiler. Örneğin, hayatın daha ilk yıllarında şekillenen üreme işlevine yönelik bir rolü olmayan beyin bölgeleri. Bunların önemli bir bölümü anne karnında ve bebeklikte hem kadına, hem de erkeğe özgü özellikler geliştirebilecek yapıdalar. O dönemde salgılanan hormonların (örneğin testosteron) düzeyi ve ritmi, beyin bölgesinin hangi yöne doğru gelişeceğini belirliyor. Beynin iki yarıküresini birbirine bağlayan “korpus kallozum” bu bölgelerden bir kaçını içeriyor. Beyindeki cinse özgü farklı gelişim çizgileri, çeşitli nöropsikolojik özelliklere paralel bir seyir gösteriyor. Örneğin, solaklık kadınlarda ve korpus kallozumu daha büyük olan erkeklerde daha sık görülüyor. Eşcinsel erkeklerdeki beyin incelemeleri korpus kallozum’un kadınlardakine daha benzer özellikler taşıdığını gösteriyor. Başka çalışmalar da eşcinsel erkeklerde solaklığın daha sık olduğunu bildirmiş.

Yorum şu: Hem kadın, hem erkek beyininde bazı bölgeler var ki, bunlar maruz kaldıkları etkilere göre şekillenebiliyorlar. Üremeyle doğrudan ilgileri olmasa da, kadın ve erkekteki son şekilleri birbirlerinden oldukça farklı. Cinse özgü sayılabilecek bu beyin bölgelerinin “erkeksi” yada “kadınsı” oluşu kişiden kişiye değişebiliyor. Çok kaba bir benzetme yaparsak, beş bölge var ise bunlardan çoğunluğunun erkek ya da kadın kefesinde oluşuna göre görünürdeki kimlik şekilleniyor. Eğer cinse özgü farklılaşma beşte beş değilse, öbür cinse özgü beyin davranış özellikleri görülebiliyor. Hangi oran eşcinselliğe denk düşer, bilinmiyor. Pek çok kişinin “beşte beş” olmadığı kesin. Ama her beşte beş olmama, eşcinsel yönelime eşit değil.

Peki, belirleyici olan ne? Psikolojik, sosyal ya da kültürel etkenler dengeyi nasıl ve ne zaman etkiliyorlar?

Bütün bu etkenleri birbirinden yalıtmak pek kolay değil. John’un kafasını yere çarpmasıyla birlikte kadın cinsine özgü davranışlar göstermeye başlaması da aynı karmaşıklıktan nasibini aldı. John’un davranışının ne kadar kalıcı olacağı bile belli değil. Bana sorarsanız, belli olan bir tek şey ver: John’un durumu bir istisna. Ama cinsel yönelimin ne yöne gideceğini belirleyebilecek istisnaların sayısı da belirsiz.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
Kategoriler
Cinsel SağlıkPsikiyatristSağlık

Prof. Dr. Yankı Yazgan, içinde kendinizi de bulacağınız yazılarıyla sizlerle...
    Henüz Yorum Yok

    Cevap bırakın

    *

    *

    Benzer Konular