Hangi hastalıkları çocuk cerrahına danışmalı

Hangi hastaları çocuk cerrahına danışalım? İdeal olarak tüm yenidoğan bebeklerin, konjenital anomali açısından, bir çocuk cerrahı tarafından muayene edilmesi gereklidir. Ancak, bu çoğu zaman olanaklı olamamaktadır. Bu nedenle, cerrahi...

Hangi hastaları çocuk cerrahına danışalım?

İdeal olarak tüm yenidoğan bebeklerin, konjenital anomali açısından, bir çocuk cerrahı tarafından muayene edilmesi gereklidir. Ancak, bu çoğu zaman olanaklı olamamaktadır. Bu nedenle, cerrahi patolojisi olabilecek hastalar ile dahili patolojisi olsa da tedavisinde çocuk cerrahının da yardımının gerekebileceği cerrahi patolojilerle ayırıcı tanıya giren tüm hastalar için çocuk cerrahisi konsultasyonu istenilmelidir.

Çocuk cerrahlarına danışılacak hasta gruplarını yaş gruplarına göre sınıflandırarak şu şekilde özetleyebiliriz:

1. Yenidoğan

Doğumdan sonra, vücutta görülen her türlü eksternal patoloji (Yumuşak doku tümörü, teratom, meningomiyelosel, omfolosel, kistik higroma, mesane ekstrofisi ve diğer kitleler) çocuk cerrahına danışılmalıdır. Bunlar arasında erken cerrahi girişim yapılmazsa ölüm ve ciddi sakatlıklar meydana gelebilecek olanlar vardır.

Yenidoğan bebeklerden, çocuk cerrahı tarafından muayene edilmesi gereken önemli bir durum doğum travmalarıdır. Her ne kadar günümüzde modern doğum yöntemleri ile doğum travmalarının sıklığı azalmış ve ciddiyeti hafiflemiş de olsa, zaman zaman majör travmalarla karşılaşılmakta ve acil cerrahi girişim gerekebilmektedir.

Konjenital solunum yolları anomalileri ile yakın sistem anomalileri nedeniyle solunum sıkıntısı meydana gelebilir. Bu nedenle, akciğer grafisi ve diğer muayene yöntemleri ile nedeni ortaya konulamayan solunum sıkıntısı olan bebeklerde çocuk cerrahisi konsultasyonu istenmelidir. Özellikle koanal atrezi, konjenital diafragmatik herni, pnömotoraks, şilotoraks, özofagus atrezisi, konjenital lober amfizem gibi cerrahi girişim ile tamamen düzeltilebilecek patolojiler başlangıçta yalnızca solunum sıkıntısına neden olabilirler.

Solunum sorunları dışında, yenidoğanda ağızdan salya gelmesi ve tükrüğünü yutamama özofagus atrezisi için çok önemli bir bulgudur. Bu durumda çok uyanık olunmalı, mideye bir nazogastrik sonda yerleştirilmeye çalışılmalı ve eğer bu sonda belli bir yerden daha öteye ilerletilemiyorsa, hasta derhal bir çocuk cerrahisi merkezine sevk edilmelidir.

Yenidoğanda kusma da, cerrahi patolojiler açısından çok değerli bir semptomdur. Özellikle safralı kusan bebeklerde, gastrointestinal traktusun çeşitli seviyelerinde bir tıkanmadan kuşkulanılır. Bu durumda bebeği ameliyata hazırlayıp, operasyonla tıkanma nedenini ortadan kaldırmak gereklidir. Bu nedenle, safralı kusan her yenidoğan bebek ile, inatçı safrasız kusmaları olan her hasta, çocuk cerrahına danışılmalıdır. Persiste eden safrasız kusmanın nedeni şiddetli gastroözofageal reflü ve Oddi sfinkterinin proksimalinde bir obstruksiyon olabilir.

Yenidoğanlarda kanlı kusma, yutulmuş anne kanı olabileceği gibi, neonatal bir ülseratif olaya da bağlı olabilir. Bu durumda melena da görülebilir. Ayırıcı tanı için de pediatrik cerrahiden yardım istenilmelidir.

Yenidoğanlardaki bir başka cerrahi hastalık bulgusu, başta dışkı çıkaramama yakınması olmak üzere, her türlü dışkılama bozuklukluklarıdır. Normal bir yenidoğan ilk 24 saat içinde dışkısını çıkarır. Bunun gerçekleşmemesi, Hirschsprung hastalığı gibi çeşitli barsak patolojilerini akla getirir. Özellikle uzun süren dışkı çıkarma bozukluklukları ve dışkılama için fitil-lavman v.b. uyarıların gerekli olması durumlarında bu hastalıklara yönelik incelemeler başlatılmalıdır.

Yenidoğanın kanlı dışkı çıkarması da önemli bir semptomdur ve intestinal nekroz ve iskemiye yol açan bir nedeni düşündürür. Bu nedenlerin başında, özellikle prematürelerde, günümüzde gittikçe daha sık rastlanılan, nekrotizan enterokolit (NEC) gelir.

Cerrahi barsak hastalıklarının bir diğer önemli bulgusu da, yenidoğanlardaki karın distansiyonudur. Distal intestinal atrezilerde, Hirschsprung hastalığı gibi barsakların nöronal bozukluklarında ve NEC gibi barsağın iskemisi nedeniyle işlev görememesi durumlarında rastlanılır ve acil olarak çocuk cerrahına danışılmasını gerektirir.

Karında kitle varlığı, bazen yenidoğanlarda acil tedavi gerektirir. Buna en sık olarak bu yaş grubunda hidronefroz ve karıniçi solid tümörler ve kistler ile bazen de hematometrokolpos neden olur. Bu durumda da çocuk cerrahı tarafından ayrıntılı bir araştırma yapılması gerekli olur.

Yenidoğan her bebeğin anus muayenesi yapılmalıdır. Anorektal malformasyonlara oldukça sık rastlanılabilir ve basit bir inspeksiyonla bile anusun intakt olduğu belirlenebilir. Anusun şekil ve yer bozuklukları ile anal kanal tıkanıklıkları olan bebekler zaman geçirmeden bir çocuk cerrahisi kliniğine sevk edilmelidir.

Yenidoğan ve bebeklerdeki bir diğer önemli patoloji, inguinoskrotal bölge lezyonlarıdır. Yenidoğan muayenesinde inguinoskrotal bölge asla ihmal edilmemelidir. Özellikle prematüre bebeklerde inguinal herni sıktır ve uygun cerrahi yaklaşım yapılmazsa fıtık boğulması sonucu ciddi komplikasyonlar meydana gelebilir. İnguinal herni dışında bu bölgenin başlıca cerrahi lezyonları, hidrosel, spermatik kord kisti ve inmemiş testistir. Hidrosel ve kord kisti inguinoskrotal bölgede yumuşak bir kitle biçiminde kendini gösterir ve elektif olarak tedavi edilebilecek patolojilerdir. İnmemiş testis ise daha ciddi bir durumdur ve iyi bir izlem ve zamanında cerrahi girişimi gerekli kılar. Aksi durumda o testisin kaybının yanı sıra karşı sağlam testis de etkilenebilir. O nedenle, rutin fizik muayene sırasında testislerin yerinde olup olmadığı mutlaka yoklanmalıdır. Şüphe durumunda, ayırıcı tanı, izleme alınması ve tedavi için çocuk cerrahına konsulte edilmelidir. Yenidoğan döneminde zaman zaman testis torsiyonuna rastlanılır ve bu durum neredeyse hemen her zaman tanınmadan kalır ve o taraf testisin kaybı kaçınılmaz olur. Bir hemiskrotumun diğerinden daha kızarık olması ve palpasyonla aşırı duyarlılık uyarıcı olmalıdır.

Üriner sistem patolojileri bu yaş grubunda idrar yapma bozuklukları biçiminde semptom verebilir. Yenidoğan bebek normalde ilk 48 saatte idrarını çıkarır. Bu süreden sonra idrar çıkaramama, ya da idrarını damla damla çıkarma, idrar yaparken huzursuzluk gibi durumlar alt üriner sistemde, posterior üretral valv gibi bir nedenle obstruksiyonu düşündürmelidir. Ayrıca, nedeni belirlenemeyen ateş, huzursuzluk, idrar çıkarmada zorluk, üriner sistem anomalilerine ve üst üriner sistem tıkanıklıklarına bağlı üriner infeksiyon nedeniyle meydana gelebilir. Bu nedenle, bebeklerdeki her üriner sistem infeksiyonu çocuk cerrahına danışılmalıdır.

Bebeklerdeki genital muayene de çok önemli ipuçları verebilir. Yenidoğan bebekte fimozis fizyolojik bir durumdur ve idrar akımını bozmadığı sürece tedavi gerektirmez. Erkek çocuklarda, daha ciddi ek anomalileri ortaya koymak ve erken tedaviyi sağlayabilmek için, hipospadias ve epispadias gibi üretranın açılma yeri bozukluklarının saptanmasına yönelik muayene de gereklidir. Özellikle “ambigious genitalia” adı verilen ara cinsiyet anomalileri, sistemik ve metabolik araştırmaları gerekli kılar. Bu durumlarda hastanın tedaviye alınması için çocuk cerrahına sevk edilmelidir.

Yenidoğan ve erken süt çocukluğu döneminin sarılıkları da bir cerrahi patolojiyi işaret edebilir. Özellikle iki haftadan sonra başlayan direkt hiperbiluribinemilerde bilier atrezi gibi, safra yolu obstruksiyonları düşünülmelidir. Bu tür tıkanmaların tedavisine olabildiğince erken başlanılmalıdır, aksi durumda karaciğerde dönüşümsüz hasarlanma meydana gelebilir.

Yenidoğanlarda ortaya çıkabilecek rahatsıklıklardan biri de göbekle ilgili olanlardır. Omfolosel gibi majör göbek anomalileri dışında umbilikal herni ve omfalit gibi rahatsızlıklar çocuk cerrahına gönderilmelidir.

Yenidoğanda seyrek olmayarak meme hastalıklarına da rastlanılır. Özellikle neonatal mastit doğru ve uygun tedavi edilmezse ileride ciddi şekil ve fonksiyon bozukluklarına yol açabilir. Yine, basit gibi görünen omfolit ve mastit, bebeği ağır sepsis tablosuna bile sokabilir.

2. Sütçocuğu

Ağır konjenital anomalilerin dışında, yenidoğan dönemindeki pek çok hastalık bu dönemde de görülebilir.

Bu yaş grubu çocuklarda travmaya daha sıklıkla rastlanılır ve hafif olanlar dışındakiler, çocuk cerrahisine danışılmalıdır.

Sütçocuklarında, yenidoğan döneminde ortaya çıkmamış olan bazı eksternal kitleler (hemanjiom, lenfanjiom, sakral kitleler vb.) bu dönemde semptom verebilir ya da ilk kez bu sırada ortaya çıkabilir.

Yenidoğanda solunum sıkıntısı yapan cerrahi nedenlerin önemli bir bölümüne bu yaşta da rastlanılır ve nedeni belirlenemeyen solunum sıkıntısında cerrahi konsultasyon istenilmelidir.

Karıniçi kitlelerinin nedeni, bu dönemde daha çok solid tümörlerdir ve erken tedavi yaşam kurtarıcı olabilir. Vücudun diğer yerlerinde ortaya çıkan kitlelerde de çocuk cerrahı, hekime yardımcı olabilecek düşünceler sunabilir.

Erken sütçocukluğu döneminde safrasız kusma önemli bir semptomdur ve ciddi kusmalarda “infantil hipertrofik pilor stenozu” akla gelmelidir. Cerrahi tedavisi çok yüz güldürücü olan bu hastalığın dışında gastroözofageal reflü (GÖR) de safrasız kusmalara neden olup cerrahi yardım gerektirebilecek bir patolojidir.

Safralı kusmalarda ise gastrointestinal traktusta mekanik tıkanmalar ile karıniçi inflamasyonlar düşünülmelidir. Sütçocuklarında, mekanik tıkanma ve karın distansiyonuna yol açan başlıca etmenler; intestinal stenozlar, barsağın rotasyon anomalileri, Hirschsprung hastalığı ve diğer nörinal barsak hastalıkları ile edinsel intestinal obstruksiyonlardır. Safralı kusma, distansiyon, karında kitle, kanlı dışkılama, letarji semptomları ile kendini gösteren “invaginasyon” bu yaş grubunda acil cerrahi girişim gerektiren önemli bir hastalıktır. Başta Hirschsprung hastalığı olmak üzere distal intestinal obstruksiyona yol açan çeşitli hastalıklar, yine sütçocuklarında dışkı çıkaramama şeklinde ortaya çıkabilir.

İnguinal ve skrotal kitleler, sütçocukluğunda sıktır ve başlıca; herni, kordon kisti ve hidrosel nedeniyle oluşur. İnguinal herni ile diğer inguinoskrotal bölge patolojilerinin ayırıcı tanısı zor olabilir. İnguinal herni saptandığı zaman elektif olarak ameliyat edilmelidir, aksi durumda fıtık boğulması meydana gelebilir. Yine bu yaş grubu çocuklarda, testislerin skrotum içinde olup olmadığına mutlaka bakılmalıdır ve retraktil testisten ayırıcı tanısının yapılması ve gerekli tedavisi için çocuk cerrahına sevk edilmelidir.

Sütçocuklarında, direk hiperbiluribinemi acil araştırma gerektiren bir patoloji olup cerrahi nedenlerden en sıklıkla bilier atrezi ve koledok kistine bağlıdır. Bu nedenle hiperbiluribineminin ayırıcı tanısı için çocuk cerrahisinden de konsultasyon istenilmelidir.

Bu yaş grubu çocuklarda üriner sistem semptomları da önemli patolojileri işaret edebilir. Sık üriner infeksiyon, altta yatan bir konjenital üriner sistem anomalisi ya da tedaviye gereksinim duyan bir “vezikoüreteral reflü” (VUR) nedeniyle oluşabilir. Bu nedenle, idrar yolu infeksiyonu geçiren her çocuk, çocuk cerrahı tarafından muayene edilmelidir. Üriner sistem patolojilerinin tanısı için yapılacak görüntüleme işlemleri sırasında, radyologun yanı sıra pediatrik cerrahın da bulunması tanı olasılığını arttırmakta ve daha iyi görüğntüler alınmaktadır.

Dış genital organların şekil ve fonksiyon bozuklukları ile malformasyonları sütçocukluğunda manifest hale gelebilir ve yenidoğanda saptanamayan bir hipospadias bu yaş grubunda tesbit edilebilir. Bu durumda da gerekli tedavi için çocuk cerrahına sevk edilmesi uygun olur.

Nedeni ortaya konulamayan büyüme geriliği ve malnutrisyon da ender olarak cerrahi bir patolojiye bağlı olabilir.

Son olarak, cerrahi bir nedene bağlı olabilecek, huzursuzluk ve karın duyarlılığı semptomlarında da, neden belirlenemiyorsa, çocuk cerrahisi konsultasyonu istenilmelidir. İnvaginasyonun erken dönemi ile apandisit gibi intraabdominal inflamatuvar olaylarda semptom başlangıçta yalnızca aşırı huzursuzluk olabilir.

3. Oyun ve okul çocukluğu

Bu yaş grubunun cerrahi patolojileri, daha küçük çocuklardakilerden belirli farklılıklar gösterir. Bu yaşlarda çocuklar daha sıklıkla travmalarla karşı karşıya kalırlar. Ayrıca bu yaşlarda; yanık, korozif madde içimi sonucu özofagus hasarlanması gibi diğer travma türleri de daha sıklıkla izlenir. Tüm bu hastaların belirgin bir cerrahi patolojisi olmasa da çocuk cerrahı tarafından muayenesi yerinde olur.

Büyük çocukluk döneminde, karın ve bedenin diğer bölgelerinde ele gelen kitlelerin malign tümör olma olasılığı yüksektir ve bunların da çocuk cerrahı tarafından değerlendirilmesi gereklidir.

Göğüs kafesinin konjenital anomalileri, genellikle büyük çocukluk döneminde daha belirgin olur ve semptom vermeye başlar. Bu hastalıkların ameliyat indikasyonunun değerlendirilmesi için pediaterik cerraha sevk edilmeleri gereklidir.

Bu yaş grubunda karın ağrıları çok önemli bir cerrahi semptom olabilir. Karın ağrısına, özellikle defans, rebound gibi muayene bulguları da eşlik ediyorsa başta apandisit olmak üzere karıniçi patolojilerinden kuşkulanılması gereklidir. Ayrıca, gastrointestinal sistem dışında üriner sistem hastalıklarında da karın ağrısı ilk ve tek semptom olabilir. Bu açıdan da karın ağrısı üzerinde durulması gereken bir belirtidir.Bu nedenle karın ağrısı olan her çocuğa cerrahi patoloji açısından, herhangi bir tedavi verilmeden önce, çocuk cerrahisi konsultasyonu yapılmalıdır.

Karın ağrısı dışında kusma da genellikle eşlik eden bir bulgudur. Özellikle safralı kusmalar ile nedeni bilinmeyen inatçı safrasız kusmalar büyük çocuklarda da, karın içi cerrahi patolojilerin önemli bir belirtecidir. Bu yaşlarda, karın ağrısı ve kusmada küçük çocuklara çok daha ender olarak görülen peptik ülser hastalığı ve safra yolları patolojilerini de akla getirmek gerekir. Daha önce bir karın ameliyatı geçirmiş çocuklarda safralı kusma ve karın ağrısı, brid ileus da denilen, adezif intestinal obstruksiyona işaret eder. Safralı kusması ve karın ağrısı olan her çocuğa ayakta direkt karın grafisi çektirilmelidir. Bu inceleme hastalığın tanı ve izlemi için çok değerlidir.

Karıniçi cerrahi hastalıkları akla getirmesi gereken diğer bulgular arasında, distansiyon, dışkı çıkaramama, kabızlık, kanlı dışkılama sayılabilir. Bunlar arasında özellikle kronik kabızlık çok önemlidir ve altta yatan gizli kalmış cerrahi bir hastalığın tek belirtisi olabilir. Aslında kronik kabızlık kendisi başlı başına cerrahi bir rahatsızlıktır ve peşinden, enkoprezis, üriner infeksiyon gibi pekçok başka hastalığı da beraberinde getirir. Nedenleri arasında, psikolojik ve nutrisyonel faktörlerle birlikte, belki onlardan daha sık olarak anal fissür ya da nörojen barsak hastalıkları bulunur. Bu nedenle kabızlık olguları da mutlaka çocuk cerrahına danışılmalı ve multidisipliner bir tedavi uygulanmalıdır.

Kronik kabızlığın yanısıra idrar ve dışkı kaçırma da birer cerrahi hastalıktır. Çoğu kişinin düşündüğünün aksine, enüresis ve enkopresis’in en sık rastlanılan nedeni psikolojik faktörler değildir ve bu hastalarda yalnızca psikolog tarafından yapılan tedaviler başarısızla sonlanmaktadır. Enkoprezisin en sık nedeni kronik kabızlık iken, enüresiste de geçirilen üriner infeksiyonlar, mesane kontraktritesinin çeşitli bozuklukları ve yine kronik kabızlık sık rastlanılan nedenlerdir. Tüm bu nedenlerin değerlendirilmesinde, bu hastaların öncelikle bir çocuk cerrahı tarafından ayrıntılı incelenmesi ve onun gözetiminde tedavide, psikolog ve diyetisyen gibi uzmanların da katkılarının alınması yerinde bir davranış olur.

Bu yaş grubunda seyrek olmayarak görülen bir başka cerrahi hastalık grubu da, gastrointestinal kanamalardır. Dışkıda kan görülmesine, basit bir anal fissürün yanı sıra, Meckel divertikülü, peptik ulkus, polipoid barsak hastalığı, inflamatuvar barsak hastalığı, barsak nekrozları, duplikasyon kistleri gibi ağır cerrahi hastalıklar ile, bazı kanama diyatezleri neden olabilir.

Ateş, idrar yaparken zorlanma ve bel ağrısı gibi semptomlarla seyreden üriner infeksiyonların sıklıkla yinelemesi, bu yaş grubunda seyrek olmayarak VUR ya da benzer cerrahi hastalıklara bağlıdır. Üriner infeksiyonlar ve özellikle üriner sistem taş hastalığında da çocuk cerrahının düşüncesine başvurulması gereklidir.

Adolesan öncesi jinekolojik sorunlar; gerek meydana getirdikleri semptomları gerekse de uygulanan tedavilerinin erişkin jinekolojisinden farklı olmaları nedeniyle pediatrik cerrahlar tarafından değerlendirilmesi gereklidir.

Oyun ve okul çocukluğunda dış genitallerin hastalıklarının özel bir önemi vardır, çünkü ülkemizde erkek çocuklar genellikle bu dönemde sünnet edilmektedirler. Hipospadis gibi patolojilere sahip olan çocukların sünnet edilmeleri sonucu, bu patolojilerin tedavisinin son derece zorlaşması, hatta bazen olanaksız hale gelmesi hiç de azımsanmayacak kadar sıktır. Bunun yanı sıra, son derece olumsuz koşullarda; cerrahi tekniğe dikkat edilmeden, dış genitallerin anatomi, işlevleri ve fizyolojisine saygı göstermeden yapılan sünnetler; kişinin ilerki yaşamında üriner sistem ve cinsel fonksiyonlarını olumsuz etkileyebilecek komplikasyonlarla karşı karşıya kalmalarına neden olmaktadır. İdeal olarak her sünnet bir çocuk cerrahı tarafından yapılmalıdır. Ancak bunun olanaksızlığı ortadadır. Hiç olmazsa erkek çocuk ailelerinin bilinçlendirilmeleri ve hiç de basit bir operasyon olmayan sünnet işleminin işinin ehli kişiler tarafından ameliyat koşulları sağlandıktan sonra yapılmasının sağlanması, toplum sağlığı açısından tüm sağlık personeline düşen önemli bir görevdir.

4. Adolesan ve Erişkin

Çocuk cerrahının tedavi edici işlevi 14-16 yaşlarına kadar sınırlıdır. Ancak ender bazı durumlarda, çocukluk çağındaki bazı süregen hastalıkların erişkin dönemine kadar tedavisiz kalmaları ya da tedavilerinin bu döneme sarkması nedeniyle, çocuk cerrahı, danışman olarak, bazen de primer tedaviyi üstlenen olarak erişkin hekimlerine yardımcı olur. Bu patolojiler arasında tedavisi devam eden Hirschsprung hastalığı, anorektal malformasyonların komplikasyonları, korozif özofajitler, nörojen mesane disfonksiyonları ile bu yaşa kadar tedavisiz kalmış olan inmemiş testis, dış genital anomaliler sayılabilir.

Çocuk Cerrahı Op. Dr. Burak Tander

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
Kategoriler
Çocuk SağlığıSağlık
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular