Fito-Österojenlerin Biyokimyası

Pek çok “batı tipi” hastalığın gelişmesinde beslenmenin önemli yer tuttuğu uzun süredir bilinmektedir ve çalışmalar çeşitli toplumlarda hastalıkların gelişiminde beslenme alışkanlıkları ve yaşam tarzının büyük önemi olduğunu ortaya çıkarmaktadır....

Pek çok “batı tipi” hastalığın gelişmesinde beslenmenin önemli yer tuttuğu uzun süredir bilinmektedir ve çalışmalar çeşitli toplumlarda hastalıkların gelişiminde beslenme alışkanlıkları ve yaşam tarzının büyük önemi olduğunu ortaya çıkarmaktadır.

Çeşitli besin takviyeleriyle ilgili tavsiyeler bu çalışmalara dayanmaktadır.

Sağlığa potansiyel yararları açısından büyük ilgi çekmeye başlayan bitkisel bileşiklerden birisi de fito-österojenlerdir. Biyolojik aktiviteleri ilk kez 1940 larda Avustralya’da tanımlanan fito-österojenlerle ilgili son dönem çalışmalar, bunların kanser, osteoporoz, kalp hastalıkları ve menopozal semptomlara yakalanma riskinde kayda değer azalmalar yarattığını göstermektedir. Bu çalışmalar primer olarak Asya toplumlarında yapılmıştır. Bu toplumlarda fito-österojen içeren besinlerin tüketimi çok yüksektir ve çalışmalar göğüs, endometrial, kolon kanserleri ve kalp rahatsızlıkları gibi “batılı” hastalıkların bu toplumlarda düşük olduğunu göstermiştir. Fito-österojenlerin menopozal semtomların giderilmesi, kolesterol düşürülmesi ve kemik sağlığının korunmasındaki rolü üzerindeki araştırmalar çok umut verici sonuçlarla Soya Isoflavonlarının Sağlığa Yararları adıyla yayınlanmıştır.

Tanım ve Biyokimya

Fito-österojenler kimyasal yapı olarak memeli österojen-östradiol hormonlarına benzeyen ve bunların vücuttaki etkilerini gösterebilen bitkisel bileşiklerdir. Pek çok fito-österojen bunun yanında anti-kanser ve antioksidan etki de gösterirler. Pek çok türü olan fito-österojenler iki ana kimyasal gruba ayrılırlar;

1) Steroidler ve terpenoidler: Bunlar çok bilinen ve besin maddeleriyle alınan bileşikler değildir. Biyolojik aktiviteleri çok ayrıntılı bilinmemektedir.

2) Flavonoidler: Beslenmedeki dominant fito-österojenlerdir. Çeşitli alt gruplara bölünmüşlerdir, isoflavonlar ve lignanlar en önemlileridir. En önemli isoflavonlar ise genistein ve daidzeindir.

Flavonoidler arasında en yüksek österojenik aktiviteyi isoflavonlar gösterir. Isoflavonların en zengin kaynağı soyadır. Yüksek miktarda soya tüketen toplumlarda (Güneydoğu Asya gibi) günlük alım 30-100 mg arası değişebilir. İngiltere’de yapılan bir araştırmada bulunan ortalama isoflavone alımıysa günlük 1 mg’dir. Önemli bir başka fito-österojen kaynağı da Çin tıbbında çok yaygın kullanılan Dong Quai (Angelica sinensis) bitkisidir. Farmakolojik açıdan bir hazine olarak kabul edilen Dong Quai bitkisi de menopozal semptomlar, premenstürel sendrom, menstürasyon krampları gibi sorunlarda kullanılır.

Fito-österojenler hem österojenik hem de anti-österojenik özellikler gösterebilirler. Bu özellikler vücuttaki österojen miktarına ve österojen reseptörlerindeki sirkülasyona bağlıdır. Fito-österojenler genelde östradiolden etki olarak 400 kez zayıftır ancak belli konsantrasyonlarda isoflavonlar aynı seviyede biyo-aktivite gösterebilirler. Bunun yanında österojen reseptörlerine bağlanarak anti-österojen aktivite de gösterirler.

Fito-österojenlerin insan sağlığı üzerindeki pozitif etkileri çok umut vericidir. Çalışmalar fito-österojenlerin kalp rahatsızlıkları, menopoz sorunları ve kanser gibi pek çok modern “batı tipi” hastalıktan koruduğunu bulmuştur. Daha geniş kapsamlı ve kontrollü klinik çalışmalar devam etmektedir ve sonuçları beslenme alışkanlıklarında değişiklikler yaratabilir.

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
Kategoriler
BeslenmeSağlık
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular