Edit Piaf, babam ve ben.

Yönetmen, kameraman, sinema dili açısından filmde ilgi çekici bir şey yoktu. İlginç olan tek şey Edith Piaf’ın hayatıydı. Kayıplarla dolu hayatındaki tek ışık sesi ve yeteneğiydi. Bu yüzden acıya...
post-title

Yönetmen, kameraman, sinema dili açısından filmde ilgi çekici bir şey yoktu. İlginç olan tek şey Edith Piaf’ın hayatıydı. Kayıplarla dolu hayatındaki tek ışık sesi ve yeteneğiydi. Bu yüzden acıya dayanamazken bile okumak istedi. Baştan sona siyah tonlarda çekilen bu film bana birçok şeyi hatırlattı. Üniversitede “Mezarlık Geceleri” filmini inceleyen Ayaz Salayev, Mevlana’nın, Çinli filozofların, Tibetli keşişlerin hayata dair bilge sözlerinin “insanlar iki gruba ayrılır: hayatın katılımcıları ve seyircileri” dedi… hepsinden öte babam… Babamla aram hep gergindi. Sık sık, “Ben öleceğim ve sen de benim gibi siyah bir işçi olacaksın. Sonra mezarıma gelip “Haklısın Papa” diyeceksin. Babam öldüğünde sadece ağladım. Çünkü sözlerinin doğru olacağından korktum… İki yıl süren sıkı çalışma ve üniversite hazırlıklarının ardından her gece dua ettim, yerim olduğu sürece özel hayatımı, ailemi ve çocuklarımı istemem, canım, adını ve bir gün babamın mezarına gittim. biri yolunda gitmedi.” Sonra üniversiteye girdim ve ardından Aygün Aslanlı adında biri çıktı. Ama sıklıkla, özellikle son zamanlarda, “Babam haklıymış gibi görünüyor” diye düşünüyorum.

“Küçük Serçe” de bir bölüm vardır: Edith’i çocukken sanatçı olmak için evden atan bir anne, kızından para ister. Edith ödemediğinde, “Ben bir sanatçıyım ve sen bir hiçsin, sen bir fahişesin. Bir fahişe olarak öleceksin. ” Genç Edith bir fahişe olmaz, milyonların gözdesi olan idol Edith Piaf olur. Bir yudum alkolün tıpkı annesi gibi bir doz yalvarmadığı, kendini küçük düşürmediği doğrudur. Sadece bir değil, günde on doz alacak parası var. Özel doktor, iğneyi şarkıcının damarına kendi elleriyle sokar… Ama … ama kazanamaz. Sesine saman gibi yapışmış zavallı bir adamdı sadece… Çünkü bu hayatta kazanan yok, mutluluk yok, huzur yok. Sadece kayıplar var, yenilgiler ve yenilgiler var. Aksi takdirde, Edith Piaf kırk yedi yaşında seksen yaşında biri gibi görünmeyecekti. Yoksa karanlıkta tek başına öldüğünde “Gitmek istemiyorum, korkarım” demezdi. Aksi takdirde, ölüm anında sadece bir parlak anıyı hatırlayacaktı. Düşmüyor. Çünkü hepimiz mağlup olduk. Büyük İskender’den Edith Piaf’a, Aygün Aslanlıs’a hepimiz kaybetmeye mahkumuz. Hiçbirimiz, hiçbir şeyimiz yok. Hiçbir şeyi kabul etmemekten korkarak hepimiz bir şeyin arkasına saklandık: iş, aile, aşk, seks, şöhret, dünyayı fethetme arzusu… Tibetli keşişler de hayatın anlamını aradıkları için değil, anlamsızlığını anladıkları için dağın zirvesine tırmandılar. Aygün Aslanlıs’a kadar hepimiz kaybetmeye mahkumuz. Hiçbirimiz, hiçbir şeyimiz yok. Hiçbir şeyi kabul etmemekten korkarak hepimiz bir şeyin arkasına saklandık: iş, aile, aşk, seks, şöhret, dünyayı fethetme arzusu… Tibetli keşişler de hayatın anlamını aradıkları için değil, anlamsızlığını anladıkları için dağın zirvesine tırmandılar. Aygün Aslanlıs’a kadar hepimiz kaybetmeye mahkumuz. Hiçbirimiz, hiçbir şeyimiz yok. Hiçbir şeyi kabul etmemekten korkarak hepimiz bir şeyin arkasına saklandık: iş, aile, aşk, seks, şöhret, dünyayı fethetme arzusu… Tibetli keşişler de hayatın anlamını aradıkları için değil, anlamsızlığını anladıkları için dağın zirvesine tırmandılar. Onlara hayat ümidi veren alimlerin hikmetli sözleri, önce kendilerine sonra bize verdikleri ilk teselli ve koruyucu kalkan olmuştur. Tibetli keşişler de hayatın anlamını aradıkları için değil, anlamsızlığını anladıkları için dağın zirvesine tırmandılar. Onlara hayat ümidi veren alimlerin hikmetli sözleri, önce kendilerine sonra bize verdikleri ilk teselli ve koruyucu kalkan olmuştur. Tibetli keşişler de hayatın anlamını aradıkları için değil, anlamsızlığını anladıkları için dağın zirvesine tırmandılar.

Bu, Küçük Serçe’de tasvir edilen Edith Piaf’ın mesajıdır: Hayat anlamsızdı. Bunu kesinlikle biliyorum. Korkarım ki öyle. yaşamaktan korkuyorum. Biliyorum ki gelecekte beni kayıplardan başka bir şey beklemiyor… Çünkü ölmeye cesaretim yok. Yorgun Aygün Aslanlı’ya saman gibi sarıldım. Sürekli aynı hataları tekrarlıyorum, aynı yerlere tökezliyorum. Hiçbir şey. Sen de yapmıyorsun. Hiç olmadın. Seni korkudan uydurdum…

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
Kategoriler
Sinema

Benzer Konular