ÇIPLAKLIK…

“Füsun, lütfen kameraya karşı fazla dönme bacakların çok açılıyor. ” “Füsun hanım, yırtmacınızı biraz kapatma imkanınız var mı?” “Füsun yav, göğüs kısmını bir çengelli iğne ile biraz kapatabilirsen çok...
füsun önal

Füsun ÖNAL

“Füsun, lütfen kameraya karşı fazla dönme
bacakların çok açılıyor. ”
“Füsun hanım, yırtmacınızı
biraz kapatma imkanınız var mı?”
“Füsun yav, göğüs kısmını bir çengelli iğne ile
biraz kapatabilirsen çok iyi olacak.”
“Filan programda, falan şarkıyı söylerken
giymiş olduğunuz kıyafetin koltuk altı çok açık!
Koltuk altı seksi görünüyor. Görüntü Yayınlanamaz!!!”
“Füsun, eteğin çok kısa.
Yayın sırasında bacak bacak üstüne atmasan…”

TRT yıllarımda, bu ve bunlara benzer cümlelerle
çoook karşılaşmışımdır.
Yönetmen arkadaşlar,
benim çılgın kıyafetlerim karşısında
hayli soğuk terler döker,
yayını sağ sağlim kurtarmak için çareler arar,
beni kırmadan, oramı-buramı kapatmamı,
şuramı-buramı iğnelememi falan isterlerdi.

Üstelik benim showlarımı seyredenler çok iyi bilirler,
öyle çok fazla açılıp saçılan biri değildim.
Seksi tavırlı, seksi giyinen biri de olmadığımdan
giydiğim kıyafetler de öyle fazla açık-saçık sayılmazdı.

Ama ben sahnelerin “çılgın” şarkıcısıydım.
Uçuk giysiler giyerdim çoğunlukla.
Tabii miniler, bugün ki gibi moda olan
düşük belli pantolonlar, beli, sırtı açık elbiseler,
dar taytlar, ince askılı dantel bustiyerler,
bir tarafı pantolon, diğer tarafı mini etek olan uçuk giysiler,
kloş etekli tül kıyafetler,
altına kat kat dantel jiponlar giydiğim etekler,
daha neler neler giyerdim…
Artık o harika kat kat tüllü-dantelli jiponlar
sadece nostaljik Amerikan filmlerinde var.
Başkalarını bilmem ama bir de
benim dolaplardan birinde hâlâ duruyorlar…

Şimdi elbiselerin içine ince bir astar etek dikip,
uç kısmına da büzgüyle
birazcık zenginleştirdikleri tüller koyup,
etek ucundan dışarı taşırıyorlar.
Sözde oldu sana “jüpon”! Pehh!!!

Seksenli yılların sonlarına doğru
bildiğimiz “kombinezonla” sahneye çıkmıştım.
“Çukur Çenelim” “kombinezonlu” programlarımdan birini,
masalardan birinde oturarak değil de,
benim özel ışık sistemimi yöneten
elemanın yanından seyretmişti.

Program sonrasında da
otel odamıza çıkmak üzere asansöre bindiğimizde,
bana sarılıp alnımdan öpmüş:
“Sen değil kombinezonla çıkmak,
daha dekolte giyinsen de
insanların sana bakışları bambaşka.
Programın boyunca seni seyredenleri izledim.
Hepsinin gözlerinde sana bakarken
“ne enerjik kız, ne şeker şey,
ne kadar fıkır fıkır, canlı bir kadın,”
diyen hayranlık dolu ifadeler vardı.
Hiç bir seyirci ne bakışıyla,
ne de laf atarak seni taciz etti.
Hepsi seni sevgiyle izliyordu.
Küçük kadınımla gurur duydum.” demişti.

“Çıplak” olmak, dekolte olmak
şayet teşhircilikle karıştırılmışsa,
o zaman insanların o kişilere bakış açısı farklı oluyor.
Ve o kişiler soyunmaktan giyinmeye vakit bulamıyorlar.
Daha doğrusu, soyunmazlarsa popülaritelerini kaybedip,
yazılı ve görsel medyada yer alamıyorlar.
Yani bu tarz kişilerin şöhretleri “çıplaklığa” endeksli!!!

Benimde bikinili kapak resimlerim, posterlerim çıkmıştı.
Ama ne zaman?….
İzmir Fuarı’na ya da Antalya Film Festivali’ne
şarkı söylemeye gittiğim zaman…
Onun dışında sahne üstü resimlerim yayınlanır,
ya da ev röportajlarında giydiğim
normal kılıklarla poz verirdim.
Bu sadece benim için değil,
söz gelişi Nilüfer, ya da Sezen için de geçerliydi.
Utanacak, sonradan pişman olacak şeyler
yapmamış olmak insanı mutlu ediyor.

Siyah, kırmızı, turuncu,
dantelli “kombinezonlar” sırtımda,
stadyumlarda bile konserler verdim.
Ve hiçbir yerde tacize uğramadım.
Hep saygı ve sevgi gördüm.
Artık kombinezon falan giyilmiyor.
Daha doğrusu artık neredeyse
hiçbir şey giyilmiyor gibi!!!

Defilelerdeki kıyafetlerde artık
memeler, popolar ortada.
Hani açıkta bırakılmayan bir tek “şey” kaldı.
Belki yakında “orasını” da
açıkta bırakan kıyafetler giyerler.
Çünkü artık bir “orası” kaldı!!!

Bu yıl ki Eurovision Şarkı Yarışması
gerçekten muhteşemdi.
TRT harika bir iş başardı.
Ben iki kez Eurovision’a katıldım
Türkiye elemelerinde bir kez üçüncü,
bir kez de ikinci oldum.
Benden başka Nilüfer, Ajda, Ayşegül
falan da katılmıştı bu yarışmalara.

Geçen gece milyarlarca insanın da izlediği
TRT’nin yüz akı olan harika yarışmayı izlerken
o eski yıllardaki yarışma kıyafetlerimizi düşündüm…
Ne saf-salak kılık kıyafetler giymiştik…
Sadece biz mi?
Yabancı ülke şarkıcıların kıyafetlerinde de
öyle aşırı bir açık-saçıklık hatırlamıyorum.
Hele Semiha Yankı’nın İsveç’e giderken giydiği
o büyükanne geceliği misali
kapalı-tıkalı, tuvaletten başka
her şeye benzeyen sevimsiz kıyafeti neydi…

Ve bu yıl ki Eurovision gecesinde yarışmacıların giydiği
nerdeyse “çıplağa” yakın kıyafetleri görünce
kendi kendime gülümsedim…
Nerdeee o tutucu eski TRT…
Nerde o geceki “çıplak” giyimli kızları
rahatça yayınlayan TRT…

Artık çıplaklık göze batmaz oldu.
Sabahın erken saatlerinde
şıkkıdı-şıkkıdı hoppidi-hoppidi sunulan
eğlence programlarında başlıyor “çıplaklık”…
Taaa gece yarılarına kadar
çeşitli programlarda sürüp gidiyor…

Ben bu “çıplaklık” konusunda tutucu falan değilim.
Ben de severim dekolte kıyafetleri, bikini giymeyi…
Ama her şey yerine göre olmalı diye düşünürüm.
Her şey yerine göre giyilirse,
kimsenin gözüne batmaz ,
“oha! Bu ne yaa!” dedirtmez.

Geçtiğimiz günlerde
14.İstanbul Tiyatro Festivali başladı.
Açılışta sergilenen danslı oyundaki
kızların üzerinde sadece siyah külotlar vardı.
Zaten erkek dansçılar da
aynı tip siyah külotlar giydiklerinden ve
kızlar da kısa saçlı ve “silikonsuz” olduklarından,
kızlarla oğlanlar adeta birbirine karışmış gibiydi
ve açıkta duran memeler hiç de göze batmıyordu.

Çünkü dansçı kızlar vücutlarını teşhir etmiyorlardı.
Sadece koreografinin gerektirdiği şekilde sahne üzerindeydiler.
Ama insan (neredeyse sabahın köründe)
TV’yi açtığı zaman elbiselerden dışarı taşan,
insanın gözüne gözüne sokulan silikonlu memelerle,
kasıklara kadar açılan bacaklarla karşılaştığında,
“Bu saatte bu ne yav!!
Çıplaklığın yeri zamanı değil!!!” diyesi geliyor!

Çok değerli sanatçı büyüğüm
sevgili Yıldız Kenter hocamız
bundan birkaç yıl önce oynadığı bir oyunun
afişi için çektirdiği resimde
“çırılçıplak” vücudunu sadece bir etol ile örtmüştü.
Resimde doğrusu son derece hoş görünüyordu.
Oyunu anlatan bir resim çalışması olduğundan,
insana hiç de “bu yaşta da böyle poz verilir mi” dedirtmemişti.

Yılların başarılı sanatçısı Hale Soygazi
sevgili arkadaşım Duygu Asena’nın “Kadının Adı Yok”
adlı romanından uyarlanan filmde “çırılçıplak” soyunup
bir leğende yıkanmıştı.

Evita Müzikali’ni dönüşümlü olarak oynadığım ve
çok sevdiğim Zuhal Olcay, Almanca olarak oynadığı bir filmin
hapishane sahnelerinden birinde “çırılçıplak” görünmüştü.

Hülya Koçyiğit’de bir filminde aynı Hale gibi
“çırılçıplak” soyunup leğende yıkanmıştı.
Bunlar ilk aklıma gelenler.
Hepsi çok güzeldi.
Çünkü olması gereken yerlerde
“çırılçıplak”tılar..

“HERKESE ÖZGÜRLÜK ANNE” diye bir kitabım vardır.
Evet herkese özgürlük…
bana… size… herkese…
Ve……. Acaba “Her şeye” mi özgürlük?…….

Bence YERİNE, ZAMANINA,
ÖRFÜNE-ADETİNE göre…
Evet… her şeye özgürlük…….
“Çıplaklığa” da…..

Ama kişinin nerede, ne kadar,
ne yapması gerektiğini bileceği şekilde…
Yani “Teşhirci” gibi davranmadan……

***FÜSUN ÖNAL***

BU İÇERİĞE EMOJİYLE TEPKİ VER!
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
+1
0
Kategoriler
Kızlar Klübü
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular