Buğday Tanelerinin İrisinde Bereket Yeni Şekerler: Dulsin ve Sukrol

Sanayi ne kadar şaşırtıcı mahsuller sunarsa sunsun yine hizmeti, tabii mahsullerin şeklini değiştirmekten ibaret kalır. Bazı iktisat ilmi erbabına göre yegane bolluk ve bereket kaynağı toprak olup servet kazanmada en...

Sanayi ne kadar şaşırtıcı mahsuller sunarsa sunsun yine hizmeti, tabii mahsullerin şeklini değiştirmekten ibaret kalır. Bazı iktisat ilmi erbabına göre yegane bolluk ve bereket kaynağı toprak olup servet kazanmada en birinci vasıta da ziraattir.
Buğday Tanelerinin İrisinde Bereket Yeni Şekerler Dulsin ve Sukrol

Sanat bir maddenin şeklini değiştirir, nezaketini arttırır. Böylece o maddeye bir kıymet verir. Fakat biri on, yirmi, otuz ve ilah, daha ziyadeye çıkaran bir meşgale ziraattir. Bolluk ve bereket yani servet, ziraatte görülür diye iddia edenler hiçbir vakit ziraatle meşgul olmamışlarsa da yine sözlerine bir dereceye kadar hak verilmeli ve ziraati mühim işlerden görmeli… Özellikle Osmanlı ülkesi için, toprakları ziraate gayet müsait olan yerlerde ziraatin terakkisi ne kadar mühim ise, genellikle ziraat ilminde-öyle ya şimdi ziraat de ilimsiz olmaz icra olunan tecrübeler de o derece ehemmiyetle dinlenir ve bunlardan bir hisse çıkarılmaya gayret olunur. İşte biz de bu maksatla Avrupa ziraat ulemasından bir zatın buğday taneleri hakkındaki iki üç seneden beri icra ettiği tecrübeden bahsediyoruz.

Bu zat, tohumluk olarak seçilen buğday taneleri iri olursa acaba mahsulün bereketine bir tesiri var mı, işte bu noktayı tetkike girişmiştir. İki üç seneden beri muhtelif tür ve muhtelif büyüklükte buğdayları tecrübe tarlalarına ekerek bunlardan alman mahsulleri tetkik ve muayeneden geçirmiştir… Tecrübeler hemen pek kati ve açık neticeler göstermiştir. Ekilen buğday taneleri ne kadar iri ve büyük olursa mahsulün o derece bol ve bereketli olduğu anlaşılmıştır. Taneleri küçük olan buğdayın verdiği mahsule nispeten taneleri iri olan buğdayın verdiği mahsul, bir hektar arazi başına iki bin yeni okkayı geçiyor diyorlar. İşte şu tecrübeden anlaşılıyor ki, insan ne ekerse onu biçecek. Bu sebeple ziraatte tohumun seçimine gayet ehemmiyet vermek lazımdır. Bir çiftçi, ekmek için buğday tanelerinin en güzellerini ve en irilerini ayırmaya ne kadar dikkat ederse o derece bol ve âlâ mahsul alır. Hatta buğdayı biçip harman savurmadan gelecek seneki tohumu, en gürbüz ve göz alıcı saplar üstünden toplamalı… Ekmeğin büyüğü hamurun çoğundan olur derler. Mahsulün çoğunun da buğdayın iri tanelisinden alınacağını bundan böyle hesaba katmalı.

Şimdi Avrupa’da bütün şeker fabrikalarının hammaddesi pancar olmuştur. Şeker üretimine yarayan yalnız pancar olmadığı ve şeker lezzeti olan her maddeden, elmadan, armuttan şeker çıkarılabileceği tabiidir. Fakat nereden çıkarılırsa çıkarılsın yine şeker değil mi? Üretim şekilleri muhtelif olmakla beraber yine maddesi aynı olan şeker besleyici maddelerin en lezzetlisi ve lezzetçe yeganesidir. Böyle değil mi? Hayır değil. Çünkü tatlı denince şimdiye kadar şeker hatıra gelmekte ve bütün tatlı maddelerin esasının şeker olduğu zannedilmekte idi. Fakat fen erbabı şimdi yeniden yeniye birtakım vasıtalar ve kimyevi muamelelerin yardımıyla yeni cins şekerler, yani tatlı maddeler üretmektedir. Avrupalı bir doktor, “sukrol” namını verdiği yeni bir tatlı cisim meydana çıkardı. Bunun esası da yine nişasta ile fenoldür. Sukrol, gayet ince kristal halinde elde edilmektedir. 160 derece hararete kadar ısıtılırsa eriyormuş. Asetik asitte, eterde, ispirtoda, sıcak olursa asit klorhidrikte ve tuzruhunda eriyormuş. Yüz santimetroküp su İçinde, suyun harareti 20 derece olursa 16 gram kadar erimekte ve suyun harareti 80 dereceye kadar çıkarılırsa eriyen miktar da 65 dereceyi (gramı) bulmakta imiş…

Bu yeni biçim şekerden çokça miktar yenilse de vücuda herhangi bir zararı olmadığı söyleniyor. Fakat bizim eski dostumuz şeker kadar lezzeti çok olmadığından tamamen şekerin yerini tutamaz. Şu var ki şeker kuvveti bizim şekerden 20 kat ziyadedir. Bu sebeple bazı ahvalde şekere tercih olunur. Az buçuk miktarıyla çok tat alınır.

Kimyagerlerin buldukları şeker yalnız bu sukroldan ibaret değildir. Yakında Berlin’deki kimyahanelerin birinde “dulsin” adı verilen bir tür tatlı madde daha meydana çıkarılmıştır. Dulsinin hayvanların üzerinde ne gibi tesirler icra ettiği tecrübe edilmiş ve bir küçük köpeğe birkaç gün sıra ile ikişer gram verilerek hiçbir arızaya sebebiyet vermediği görülmüştür. Fakat bir gün, bir defada on gram verilince hayvan kusmaya başlamıştır.

Berlin’deki Ogusta Hastahanesi doktorlarından Doktor Ervald, dulsinin tıpta kullanılmasından bir fayda hasıl olup olmayacağını tecrübe etmiş ve birtakım hastalara vermiştir. Doktor tecrübesinden pek memnun görünmüş… İlaç yapma işinde bu şekerin iyi sonuç verdiğini söylüyor. Bu yeni maddenin lezzeti birtakım ilaçlar ile karışım hazırlanmasında da bir fayda temin edebilir. Özellikle monit ile karıştırılarak verilirse münasip olacağını, bazı hastalıkların tedavisi için uygun olacağını tecrübe eden doktor söylemektedir.

Dulsin, lezzetçe sukrolden on kat ziyadeddir. Bu hesapça şeker kuvvetinin adi şekerin 200 misli olması lazım gelir. 200 gram adi şekerin vereceği lezzeti, dulsinin yalnız bir gramı veriyor… Uzun seyahatlerde limonata yapmak, tatlı pişirmek için okkalarla şeker taşımaktan ise küçücük kutu içinde bir miktar dulsini çantanın bir tarafına atmak daha kolay olur. Fakat her halde vücuda faydası ve zararı hakkında fazla malumat edinmeden ve doktorların günde alınabilecek miktara dair vazedecekleri düsturu iyice anlamadan buna kalkışılamaz.

Kaynak: Mahmud Sadık. “Buğday Tanelerinin İrisinde Bereket- Patates ve Pancar ile Hayvanat-ı Ehliyeyi Beslemek- Yeni Biçim Şekerler (Dulsin ve Sukrol)”. Servet-i Fünûnl43 (20 Teşrin-i Sâni 1309) [2 Aralık 1893): 195-197.

Popüler-Bilim Tarihimizden

Canan Öktemgil Turgut
oktemgil@bilkent.edu.tr

Kategoriler
Sağlık

Benzer Konular