Bir Defilenin Arka Cephesi

Dilek Hanif’in geçtiğimiz ay Aya İrini’de gerçekleştirdiği haute couture defilesine farklı bir bakış. Bir çeşit izlenim, görme ve bakma yazısı. İstanbul. Aya İrini. 8 Nisan 2002. Saat 16.00. “Çağlaaaa,...

Dilek Hanif’in geçtiğimiz ay Aya İrini’de gerçekleştirdiği haute couture defilesine farklı bir bakış. Bir çeşit izlenim, görme ve bakma yazısı.

Bir Defilenin Arka Cephesi

İstanbul. Aya İrini. 8 Nisan 2002. Saat 16.00. “Çağlaaaa, sen sütunun arkasından öne doğru geliyossun. Koro nerde kaldı kıız? Yeşim, gel kızım sen de şu taraftan. Eveett. Şimdi Şenay.” Aya İrini’nin içine girdiğimde kulağıma gelen ilk sesler bunlar. Yer yerinden oynuyor. Biri deli gibi mikrofana haykırıyor. Kapının iç kısmında telaşla oradan oraya koşuşturan bir kalabalık var. Sesin sahibi Uğurkan Erez’miş meğer. Birkaç saat sonra izleyeceğimiz defilenin koreografı yani. Kilisenin ortasında, kırmızı halıyla kaplı upuzun bir podyum yerleştirilmiş. Podyumun çevresinde yine kırmızı kadifeden sandalyeler. Seçkin izleyici topluluğunun gelmesine daha çok var.

dilek hanif 1

Dilek Hanif

Mankenlerin saçlarını yapacak olan ekip, makyözler, ışıkçılar, sesçiler ve yardımcıları oturuyor o sandalyelerde şimdilik. Yardımcılarla, bakıcılar kardeş çocukları, biliyorsunuz. Her yerde karşınıza çıkabilirler. Bir çeşit “Zelig” oldukları söyleniyor. Defilenin perde arkası fotograflarını çekecek olan Nurdan Sözgen’i aramaya koyuluyorum. O sırada güzeller güzeli mankenlerimiz podyumda son provalarını yapıyorlar. Kimisi pejmurde ve dağınık, kimisi defile başlamışcasına yürüyor Erez’in nidalarıyla. Çalan gotik müzik ve Uğurkan Erez’in yükselen sesine, ciddi bir restorasyona ihtiyacı olan kilisenin duvarlarından pul pul yağan sıvalar dekor oluşturuyor. Öyle ki, kırmızı kadifeler çok geçmeden puantiyeli bir görünüm alıyor. Yapacak birşey yok. Hülya Avşar’ın modacısı olarak tanıdığımız Dilek Hanif, “ilk” haute couture defilesini burada gerçekleştirecek. “ilk” adını verdiği defilenin organizasyonu için “Laila Production” ile anlaşmış ve mekan olarak Aya İrini’yi seçmişler birlikte. Bir gün önce ve bugün sabahtan beri orada bulunan ve fotograf çeken Nurdan Sözgen’i bulduktan sonra ben de kiliseye nüfuz ediyorum. İşin en iç gıcıklayıcı ve keyifli kısmı soyunma odaları tabii ki. Az sonra sıradanlık mertebesinden diva mertebesine çıkacak olan gözde mankenlerin hepsi birarada. Silik ve yorgun ifadeleri gidecek ve bildiğimiz Çağla Şikel, Asuman Krause, Şenay Akay ya da Sema Şimşek olacaklar. O müthiş ışıldamalarıyla podyumda yürüyecek, kıyafetlerden önce haklarında bildiğimiz her bilgiyi bize yeniden anımsatacaklar. O bilgileri çoğaltmak için podyumun ön saflarında bulunan ahaliye belki bir “frikik” verecekler.

Gazetelerin birinci sayfaları açılan göğüs dekolteleri yüzünden “zor anlar” yaşadıklarını yazacak. Ne yazık! Dilek Hanif, kızların giyeceği birbirinden şık kıyafetlere son rötüşları yapıyor. Müthiş bir heyecan hakim soyunma odasına. Bir yandan elbiseler ütüleniyor, diğer yandan koleksiyonun neredeyse tümünde kullanılan, akıl almaz incelikte hazırlanmış çiçekli aksesuvarlar biçimlendiriliyor. Uğurkan Erez işini sonlandırmanın ve içtiği viskilerin rahatlığıyla kızlara gaz veriyor kendi üslubuyla. “Aç kızım, aç” diye laf atıyor örneğin. Kesinlikle sempatik. Kilisede sigara içmek yasak olduğundan, gece melek ve bizim çocuklar habire dışarı çıkıyoruz. Girişteki koridora kırmızı halı döşenmiş bile. Artık birer “görevli” olarak kanıksanmış olacağız ki, ‘aman halılara basmayın’ uyarısı yapılıyor. Bıkkınlık verecek sıklıkta üstelik. Çok geçmeden İstanbul jet sosyetesi sökün ediyor. Herkes oradaydı dedirtecek kalabalık, kameralar eşliğinde kokteyl salonuna geçiyor. Geçerken de “Mutluyum, şahaneyim, hem şıkım, hem de güzelim, buradaki herkese beş basarım, bade süzerim” şarkısını söylüyorlar bir ağızdan.

Derken müzik ve defile başlıyor. Dilek Hanif’in ilerki günlerde çeşitli ağızlardan yeterince bütünlüklü bulunmayacağı koleksiyonu, -kim ne derse desin- gerçekten başarılı. Özellikle elbiselerin süslemelerindeki boncuklar ve nakışlar ciddi çarpıcı. Ama şunu itiraf edelim; biz de önce mankenlerin boyları poslarıyla ilgileniyoruz. Kim çok zayıf, kim daha kalın, kimin yüzü güzel? Bunlara kafa yoruyoruz biz de? Mekanın ve mankenlerin güzellikleri karşısında bir büyülenme yaşıyoruz haliyle. Güzelliklerine alışkın mankenlerin en azından bizim ülkemizde, yalnızca birer “askı” olmadıklarına tanıklık ediyoruz; birinci elden. Üstelik onlara değil, onları izleyenlere bakmamız yeterli oluyor.

Kategoriler
Moda
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • kalin-kas-modasi

    Kalın Kaş Modası

    2015 Kalın kaş Modası, son bir kaç aydır revaçta evet modacı ve ünlülerin akımı ile başlayan kalın kaş modası gün geçtikçe hızlı bir şekilde yaygınlaşıyor. Bu moda akımı uzun süre...
  • Şarap Severler için İstanbul Şarap Mekânları

    Şarap Severler için İstanbul Şarap Mekânları

    Şarap Severler için İstanbul Şarap Mekânları Türkiye’nin en romantik, rüya gibi şehri İstanbul. Birçok romanda adı geçen, adına birçok şiir yazılan şehir, İstanbul. Bu büyülü atmosferi şarapla taçlandırmak istediğinizde,...
  • c1ab7571

    Yüksek modanın adı: Paris Haute Couture Haftası

    Uçsuz bucaksız hayal dünyaları ile, ileri derecede ustalık ve yüksek kalite yine bir araya geldi. Yerinde izlediğimiz Paris Haute Couture Moda Haftası’nda koleksiyonların defile konseptleri yaratıcı ve fantastik öğeler...
  • Gisele Bündchen

    Son Süper Model

    Bugüne kadar podyumda yürümüş en etkileyici model, onu zirveye taşıyan kulvarı bırakacağını açıkladı. Sao Paulo Moda Haftası’nda son kez podyumda yürüyen Gisele Bündchen, bir kez daha zamanın ruhunu iyi...