Anadolu Kendi Doğa Tarihine Yabancı

Osmanlı’dan bu yana başarısız doğa tarihi müzesi girişimleri nedeniyle, koleksiyonlarıyla kurumsallaşmış bir müzemiz ne yazık ki olmadı. Peki, bu Anadolu’ya neler kaybettirdi? Gelecek için umut var mı? Amerikan Doğa...
1968-kurulan-Maden-Tetkik-Arama-Şehit-Cuma-Dağ-Tabiat-Tarihi-Müzesi’nde-dinozor-replikaları

Osmanlı’dan bu yana başarısız doğa tarihi müzesi girişimleri nedeniyle, koleksiyonlarıyla kurumsallaşmış bir müzemiz ne yazık ki olmadı.

Peki, bu Anadolu’ya neler kaybettirdi? Gelecek için umut var mı? Amerikan Doğa Tarihi Müzesi üyesi olan Prof. Dr. Utku Perktaş yazdı.

Doğa tarihi müzelerinin birincil görevi, bilim camiasına araştırmaları için güncel ve tarihi örnekler sunmak, böylece yaşadığımız gezegendeki doğal ortamlara ilişkin anlayışımızı geliştirmek olarak tanımlanabilir. Bugün Avrupa ülkelerine ya da Amerika Birleşik Devletleri’ne baktığımızda, hemen hemen her şehirde bir ya da birkaç doğa tarihi müzesi ile karşılaşabiliriz. Bu müzelerin halka açık bölümleri, kurulu oldukları coğrafyanınki başta olmak üzere, dünyanın tamamındaki biyoçeşitlilik ve jeoçeşitlilik hakkında halka bilgi verme rolünü üstlenmişlerdir. Yani bu müzelerin bir diğer önemli rolü, eğitimdir. Sonuçta tanımadan, bilmeden, görmeden ve dokunmadan koruma yapılamıyor.

Dünyada kurumsal kimlikleriyle tanımlanmış ve hemen hemen her canlı grubuna ait koleksiyonlarıyla yaklaşık 900 farklı doğa tarihi müzesi bulunuyor. Bu anlamda, dünyadaki en bilinen ve en büyük doğa tarihi müzelerinden biri New York’ta 1869 yılında kurulan Amerikan Doğa Tarihi Müzesi’dir. Bu müze her yıl yaklaşık 5 milyon ziyaretçiye kapılarını açar. Bilimsel koleksiyonlarında 30 milyondan fazla materyal yer alır. Doğa tarihi müzeleri, biyoçeşitliliğin evrimsel tarihinin ortaya konulması için önemli çalışmaların da yapıldığı mecralardır. Bir yandan tarihsel örnekler belgelenir ve arşivlenir- ken, diğer yandan her yıl onlarca makaleyle farklı türlerin tanımlanmasına, sistematik revizyonların yapılmasına vesile olurlar. Mesela, İngiltere Doğa Tarihi Müzesi’nden bilim insanları yalnızca 2020 yılında 500’den fazla yeni tür tanımladı.

Doğa tarihi müzeleri, koleksiyonlarıyla geçmiş ve gelecek arasında güncel bir köprü görevini de üstlenir. Tarihsel koleksiyonlardan yola çıkarak yeni bilimsel çalışmalar dizayn etmek, geçmişi anlamaya çalışırken gelecek hakkında da önemli çıkarımlar yapmamıza yardımcı olur. Günümüzde bunun eksikliğini kendi coğrafyamızda, Anadolu’da belirgin bir şekilde yaşıyoruz.

YERLİ MÜZELERİN EKSİKLERİ

Osmanlı’dan bu yana başarısız doğa tarihi müzesi girişimleri nedeniyle, koleksiyonlarıyla kurumsallaşmış bir müzemiz ne yazık ki olmadı. Coğrafyamızda bilim kültürünün gelişmemiş olması, MTA-Müzesi’nde-İran-leoparı-tahnit-örneği.Anadolu’nun zengin doğasını anlamak için hem amatör, hem de profesyonel girişimlerin geçmişten günümüze yeterli düzeyde yapılmaması ve güncel girişimlerin batıyı taklit üzerine kurgulanması, kapsamlı bir doğa tarihi müzesinin kurulmasını imkânsızlaştırdı. İklim krizi çağında örnek toplamak üzere çalışmalar dizayn etmek, mevcut biyo çeşitliliğe zarar verebilir. Bu anlamda kendi coğrafyamızda bugünü birçok tür açısından resmedemiyoruz. Eldeki koleksiyonlar tüm canlı gruplarını ve tüm Türkiye coğrafyasını kapsayacak nitelikte değil. Genellikle bölük pörçük koleksiyonlar nedeniyle bütünlük sağlanamıyor. Örneğin, Türkiye’yi temsil eden en iyi kuş koleksiyonu Bonn Alexander Koenig Zooloji Müzesi’nde…

Bir doğa tarihi müzemiz olsaydı, bölgemizin zengin biyoçeşitliliğini anlamaya yönelik Ortadoğu’daki boşluğu doldurabilirdik. Sahip olduğumuz biyolojik ve jeolojik zenginliklerimizin tarihsel envanterini çoktan çıkarmış, Anadolu’da bilmeden kaybettiğimiz türleri tanımış ve çalışmış olurduk. Böylece gelecekteki olası tür kayıplarına karşı da adım atmış olurduk. Fakat biyoçeşitlilik krizi nedeniyle hasta olan bir dünyada, bu girişimler için çok ama çok geç kaldık. Belki bu olumsuzluğu giderecek alternatif bir model, yurtdışındaki müzelerle işbirliği yaparak, elde var olan koleksiyonların değiş tokuşu üzerinden yeni koleksiyon modelleri oluşturmak olabilir. Böylece hem dünya standartlarını yakalamaya yönelik bir adım atmış oluruz, hem de elde edeceğimiz işbirlikleri ile yeni bir müze kurulması anlamında doğru bir yol alabiliriz. Biyoçeşitlilik krizinin etkilerini hissettirdiği bu çağda bu kaçınılmaz bir gereklilik gibi.

Kategoriler
Tarih
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular