Zeynep Aksu: Oyunculuğumu Marmara Denizi’ne Gömdüm

16 yaşında babasını kızdırmak için güzellik yarışmasına girdi ve sinema güzeli oldu. Bu ünvan ona mutluluk getirmedi, çünkü babasıyla beş yıl küs kaldı. Barıştıkları dakikada sinemayı bıraktı. Başından iki...

16 yaşında babasını kızdırmak için güzellik yarışmasına girdi ve sinema güzeli oldu.

Bu ünvan ona mutluluk getirmedi, çünkü babasıyla beş yıl küs kaldı. Barıştıkları dakikada sinemayı bıraktı.

Başından iki evlilik geçti ve setlere yeniden döndü- ‘Baba’ dizisinde oynayan Zeynep Aksu, kardeşi Ferzan Özpetek’in dördüncü filminde de rol alacak.

Zeynep Aksu

Siz sinemaya güzellik yarışmasıyla geçtiniz değil mi?
Evet. Yarışmayı Hürriyet gazetesi açmıştı. Ben ‘Sinema Güzeli’ seçildim. Ama seçilmeyi hiç beklemiyordum, çünkü o zaman güzel olduğumu düşünmezdim. Az gelişmiş, şişman ve dişlek kızlar vardır ya, küçükken öyle bir çocuktum. Yani güzel olduğumu duyarak büyümedim ben.

-Sinemayı çok mu seviyordunuz, o yüzden mi yarışmaya girdiniz?
Hayatımda böyle bir şey yapacağım aklımın ucundan geçmezdi. Biri söylese çok gülerdim. Babam inanılmaz tutucu bir adamdı. Hatta o kadar tutucuydu ki, Işık Lisesi’nde okuyordum. Ortaokulu bitirdikten sonra bana ‘artık genç kız oldun, bundan sonra karma okulda okumayacaksın’ dedi. Boyum uzun olduğu için 19 Mayıs’larda bayrak taşıtırlardı, ama yalnızca provada taşıyabilirdim, çünkü babam ‘şort giyeceksin bir de stadyuma gideceksin, olmaz öyle şey’ derdi. Bu kadar tutucu olmasına karşın kendisi sosyal hayatta çok aktif biriydi. Cemiyette tanınan iyi bir iş adamıydı Cudi Demiroğlu. Annem ise Osmanlı hanedanından gelen biriydi, annemin değil, ama anneannemin çok baskısı oldu bana. Ama beni asıl kızdıran başka bir şey oldu. İsviçre’de okuyacaktım. Bütün her şey tamamlandı ve babam ‘gitmeyeceksin’ dedi. Ben de bu duruma ve baskılara kızıp, onları sinirlendirecek bir şey yapmak istedim. Bu nedenle yarışmaya girdim.

-Sonra ne oldu?
Aile bir araya geldi ve benim için ‘bu kötü bir kız, bir kere asi ve böyle bir aileden çıkıp Yeşilçam’a gidiyor. Kesinlikle görüşülmemesi lazım’ dediler. O zaman anlayış da farklıydı. Bu nedenle beş sene kadar babamla hiç görüşmedik. Annem ve anneannem de bu durumdan hoşnut değildi, ama daha esnek davrandılar. Kendimi kötü hissediyordum. Çünkü ben de yaptığım işin doğruluğundan emin değildim. Düşünsenize doğduğunuz andan itibaren sizi öyle işliyorlar. Ben sadece ‘şimdi onları bir kızdırayım da görsünler’ demek istemiştim, ama sonuç çok farklı olmuştu.

-Yani kalabalık bir aileden çıkıp, derin bir yalnızlığa gömüldünüz…
Yalnızlık benim bilmediğim bir şey değildi ki. İlkokuldan itibaren yatılı okuldaydım. İlk yalnızlığım orada başladı. Kocaman bina içinde küçücüksünüz. Yatakhanelerde çok ağladım. Sonra küçükken yakın arkadaşlarım da olmadı. Hani bir arkadaşıma gideyim veya o bana gelsin… Hiç olmadı. ‘Arkadaş ahlakı bozar’ diye görüştürmediler. Ve gerçekten çok yalnız kaldım. O yüzden şimdi dostlarıma çok düşkünüm. Onların benim için kurduğu hayallerle, benim kendim için kurduğum hayaller hiç örtüşmedi. Ailem, okul bittikten sonra evlenip, çoluk çocuğa karışacağımı hayal ediyorlardı, bense okumayı…

-O zamana kadar sinemayla herhangi bir ilişkiniz var mıydı?
Sadece izleyici olarak. Üvey annem haftada bir gün beni sinemaya götürürdü, o kadar. O zamanlar Türkan Şoray’a bayılırdım. ‘Allah’ım nasıl güzel bir kadın’ derdim hep.

-Sinemayı sevdiniz mi?
Böyle duygular içerisinde nasıl sevebilirdim ki? Beni bir yere çağırıyorlardı, ‘şöyle yap’ diyorlardı, ben de öyle yapıyordum. O yüzden işimi hiç ciddiye almadım ve sinema çevresinden hiç arkadaşım, dostum olmadı. Bana iceberg diyorlardı. Çünkü ait olmadığım bir yerde hissediyordum kendimi. Yanlış bir şey yapıyorum zannediyordum.

Zeynep Aksu-463f0

-Oynadığınız filmler de abartılı veya erotik değil ki…
Yok canım kesinlikle değil. Mayo bile giymedim. Hatta babamın arkadaşları ‘Cudi bey artık barış kızınla, kötü bir şey yapmıyor ki’ demişler. Babam da ‘nasıl barışırım, çikletlerden bile resmi çıkıyor’ demiş.

-Oyunculuğunuz ne kadar devam etti?
Beş yıl sonra babam bana telefon edene kadar. Bir gün telefon açtı ve ‘eve gelmek ister misin?’ dedi. Telefonu kapattım ve koşa koşa babama gittim. 22 yaşındaydım o zaman. Ondan sonra bütün anlaşmalarımı iptal ettim ve sinemayı bıraktım. Çünkü babam çok acı çektiğini ve çok yıprandığını, bir daha böyle bir şeyi kaldıramayacağını söyledi. Ben de ona söz verdim. Ama zaten sinemaya devam etmeyi pek istemiyordum.

-Neden?
Çünkü babamın yanındayken bir elim yağda bir elim balda yaşıyordum. Özel şoförüm vardı, her şey önüme geliyordu, prensesler gibiydim. Kendim çalışırken, eski minibüslerin içinde saatlerce yol yapıyordum, bir o kadar da sahnemi bekliyordum. Zor bir hayattı. Belki sevsem ya da sevdiğimi o dönemlerde fark etsem, bunlar beni rahatsız etmezdi. Sonra babamla teknesine bindik ve benim bütün resimlerimi, ödüllerimi, sinemayla ilgili her şeyi Büyükada’ya kadar yırtarak Marmara’ya attık. Yani oyunculuğumu denize gömdük.

-Peki sonra hiç üzülmediniz mi?
Hayır. Belki bana herkes kızacak, ama hiç üzülmedim. O zamanlar büyük bir sevgi falan da hissetmiyordum. Zaten sinemaya karşı öyle dayanılmaz bir ilgim olsaydı, bir telefonla koşarak gitmezdim.

-İyi bir noktadaydınız ve o dönemde Türkan Şoray’a rakip gösteriliyordunuz…
Türkan Şoray çok beğendiğim ve çok takdir ettiğim bir oyuncu. Gerçi bunu değerlendirmek bana düşmez. Ama onlar oyunculuğun bütün cefasını çekmiş ve hayatlarını vermiş insanlar. Saygı duymamak imkansız. Ama o dönem basın, beni Türkan Şoray’a rakip gösteriyordu. Bense kendimi hiç öyle görmüyordum.

-Sinemayı bıraktıktan sonra neler yaptınız?
İki yıl babamla birlikte yaşadım. Çok güzel ve mutlu iki yıl geçirdim. Birlikte çok güzel vakit geçiriyorduk. İki yıl boyunca baba-kız olmanın tadını çıkarttık. O döneme kadar bunları hiç yaşamamıştık. Berbat bir üvey annem vardı, babam daha genç ve daha dışa dönüktü. Ben yatılıydım… O ayrılık bize yaradı. Çünkü uzun bir ayrılıktan sonra birbirini bulmak çok keyifliydi. Sonra ben Mocan ailesine gelin gittim. İki yıl evli kaldım. Ondan sonra oğlumun babasıyla evlendim. Çocuğum olduktan sonra gerçekten feleğimi şaşırdım. Bütün hayatımı ona endeksledim. Onun dışında her şey flu oldu benim için. Normal, sıradan bir ev kadınıydım. Bu da beni çok mutlu ediyordu. Onu istediğim gibi yetiştiriyordum ve benim yaşadıklarımı yaşamaması için çok gayret ediyordum. Babası da çok iyi birisiydi. Evliliğimiz 14 yıl devam etti. Hala çok güvendiğim, sevdiğim bir insandır.

-Bütün her şey yerine oturdu, çocuğunuz da büyüdü. Üstelik ünlü yönetmen Ferzan Özpetek de kardeşiniz. Sinemaya başlamayı düşünmediniz mi
Aslında düşündüm. O dönemde sinemayı sevdiğimi de anlamıştım. Perran Kutman ile aynı apartmanda komşuyduk ve bir gün onun setine gittim. Çok heyecanlandım, o ortamı özlediğimi fark ettim. Ama insanlar artık beni unutmuştu. Yapabilecek bir şey yoktu. Sonra Ferzan ilk filmi Hamam’ı çekerken, beni oynatmayı çok istedi. Fakat o zaman oğlum Amerika’da okuyordu ve ben de telefonu iki kez yanıt vermezse koşarak Amerika’ya gidiyordum. Böyle bir durumda kendimi oyunculuğa da veremezdim, Ferzan’a da haksızlık olurdu. Ama şimdi beni dördüncü filminde oynatmak istiyor. Ben de artık çok istiyorum.

Kimdir? Zeynep Aksu
  • Asıl adı Füsun Demiroğlu. Cudi Demiroğlu’nun kızı, Cem’i Demiroğlu’nun yeğeni. Ferzan Özpetek’in ise ablası.
  • 1951 yılında İstanbul’da doğdu.
  • Ailesini kızdırmak için 16 yaşında Hürriyet Gazetesi’nin Güzellik yarışmasına girdi ve Sinema Güzeli seçildi.
  • Sinema yaptığı beş yıl boyunca ailesiyle görüşmedi. Babasının ‘evine dönmek ister misin?’ telefonuyla sinemayı bıraktı.
  • İki kez evlendi ve ikinci evliliğinden bir oğlu var.
  • Şimdi ise Emre Kınay ve Pelin Batu’nun başrolünü oynadığı Baba dizisiyle, yıllar sonra ilk kez kamera karşısına geçti.
Kategoriler
RöportajSinema
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • savaş filmleri

    Yüzyıldır Bitmeyen Savaş!

    Ağustos 1914… Dünyanın ilk kez topyekûn savaş dehşetiyle karşı karşıya kalmasının üzerinden tam 100 yıl geçti. Artık ne tanıklar hayatta, ne savaşla çizilen sınırlar geçerli. O günlerin izleri kitaplarda...
  • JOE BLACK

    Varoluşsal Açıdan Bir Film Eleştirisi “Joe Black”

    KONU: 60 yaşına girmek üzere olan oldukça zengin bir iş adamı tüm zamanını çalışmaya ve para kazanmaya adamıştır. Ve bir gün insan kılığına girmiş olarak azarail karşısına çıkar ve...
  • Nuts (1987)

    Sinemadaki Psikiyatri: Belleğinizi Sınayın

    15-20 yıl öncesinin filmlerinden psikiyatri ile ilişkilendirilebilecek olanlarından bir “test” hazırladım. Biraz eğlencelik sayılabilir, meraklıları için. 1- Sinemadaki psikiyatri, bazı filmlerde kısıtlayıcı ve “mevcut düzenin” bir aygıtı olarak işgörür....
  • Ömer Lütfi Akad Ustayla Son Röportaj

    Ömer Lütfi Akad Ustayla Son Röportaj

    “Özal, yaptığı anlaşmalarla yabancı film şirketlerine kapıları koşulsuz açarak ulusal sinemayı bitirdi. Şimdilerde de Türk filmi diye Fransız filmi, Amerikan filmi çekiyorlar. Yaptıkları işleri de anlamıyorum” Hayatta tesadüflerin elbette...