Yüzyılın yeni düzeni: Novus ordo seculorum

Amerika ‘Yeni Dünya Düzeni’ kurma operasyonuna Ortadoğu’dan başlıyor. Ortadoğu’da Osmanlı düzeninin olumlu olumsuz etkileri ise Batı’da ve Arap dünyasında bundan sonra daha çok tartışılabilir. Amerikan kâğıt dolarlarının arkasında çok...
Zeynep Göğüş
Zeynep Göğüş

Amerika ‘Yeni Dünya Düzeni’ kurma operasyonuna Ortadoğu’dan başlıyor. Ortadoğu’da Osmanlı düzeninin olumlu olumsuz etkileri ise Batı’da ve Arap dünyasında bundan sonra daha çok tartışılabilir.
Amerikan kâğıt dolarlarının arkasında çok uzun süredir Annuit Coeptis-Novus Ordo Seculorum yazar. “Başlangıcın bitirilmesi: Yüzyılın yeni düzeni” anlamına gelen bir cümledir bu. Bunu bilirseniz, zaten Amerika’nın daha Baba Bush’tan bu yana tutturduğu ‘Yeni Dünya Düzeni’ lafı da yerli yerine oturur.
Türkiye’nin stratejik ortağı Amerika Birleşik devletleri 1989’dan bu yana dünyanın tek süper gücü. Ve Amerika’nın güdümündeki ‘Yüzyılın Yeni Düzeni’ içerdiği tüm anlamlarla birlikte 21’inci yüzyıla transfer oldu. Şimdi varılan savaş noktasını da bu çerçeve içinde değerlendirmek gerek.
Bayram öncesinde Türkiye’nin garlarındaki asker ve askeri malzeme sevkıyatı görüntüleri İkinci Dünya Savaşı belgesellerini çağrıştırdı. İşin nereye varacağını, savaşın ne kadar sıcak olacağını bu satırları yazarken bilmiyorum. Ancak Türkiye doğru olanı yaptı. Gerçi barış yanlısı Başbakan Abdullah Gül ile AKP lideri Tayyip Erdoğan arasında bir yaklaşım farkı da söz konusu oldu. Erdoğan sonunda daha şahin bir tavır aldı. Bu tutum farklılığının AKP boyutunda yarattığı etkiler ayrıca tartışılmaya değer, ama konumuz bu değil. Ankara’nın sonuna kadar barış arayışlarını sürdürmesi Arap dünyasıyla ilişkiler açısında gerekliydi.
Bulunduğumuz bölgede Araplarla iyi geçinmek zorundayız. Ancak Araplarla aramızda köklerini geçmişten alan zor bir ilişki var.

Araplar ve Osmanlı mirası

İmparatorluk Mirası adlı kitabında (İletişim Yay.) Tukidides’ten Atina halkının Peleponnes savaşını nasıl hatırladıklarına ilişkin bir alıntı yapar Carl Brown: “İnsanların anılarını, yaşadıkları acılara göre yeniden kurmaları sık rastlanan bir durumdur”. Tarihçilerin işi her zaman zor. Geçmişin gerçekte ne olduğu ile ideolojik olarak kurgulanan geçmiş, çoğu kez birbirinden farklı oluyor. Araplar için de aynısı söz konusu. Geçmişlerini bugünkü amaçları uğruna yeniden kurguladılar ve çoğu Arap Türk düşmanı kesildi.
İşin gerçeği nedir? Arap dünyasının büyük bölümü 16’ncı yüzyılda Osmanlı egemenliğine girdi. Pek çok Batılı tarihçi, bunu izleyen iki yüzyıl boyunca Arapların gerilediğini yazar. Ancak modern tarihçiler bunun doğru olmadığını, bu dönemin hele yaşandığı sırada hiçbir şekilde bir gerileme dönemi olarak algılanmadığını belirtiyorlar. Osmanlı zulmüne karşı Arap yazıcılığı denilen olayın ortaya çıkışı 18’inci yüzyıl. Yani milliyetçilik akımının Ortadoğu’ya sıçramasıyla birlikte gelişmeye başlayan bir üsluptan söz ediyoruz.
Aynı dinden olmalarına rağmen hiçbir zaman Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na benzer bir Türk-Arap İmparatorluğu’nun söz konusu olmaması da bazı tarihçilerin dikkatini çeker. Osmanlı’nın farklı etnik grupları bir arada yaşatan koruyucu sistemi, Araplar tarafından görmezden gelinmiştir. Buna karşılık yüzyıllar boyunca Türklere karşı özgürlük mücadelesi verdiklerine ilişkin masala Arapların çoğu inanmıştır.
Böyle bir ruh sarmalı içindeki insanların yaşadığı ülkelerle Türkiye’nin 21’inci yüzyıldaki ilişkisi Amerika ile birlikte savaşa girdiğinde ne olur? Olumsuz sonuçları kestirmek hiç de zor değil. Türkiye savaşa doğrudan atlamayarak doğru olanı yapmıştır.

Kürt kartı, su kartı…

Irak savaşının ertesinde Ortadoğu coğrafyasında iki kart çok değerli olacak: Kürt kartı ve su kartı.
Önce birincisi: Kuzey Irak’ta federal yapı içinde bir Kürt devleti kurulmasına Türkiye ve İran karşı çıkacaklardır. Eğer böyle bir devlet gerçekleşirse, Türkiye ve İran’ın güvenlik çıkarları açısından birbirlerine yaklaşmaları ise ABD ve İsrail açısından istenen bir netice olmayabilir.
Laik Türkiye’nin çıkarları açısından Kuzey Irak’taki bir diğer sakıncalı durum ise bölgede radikal İslamcı çizginin yükselişi. Kürtler arasında Barzani ve Talabani’nin Kürt partilerinin yolsuzluk eleştirisi almaları, İran’da destek gören İslamcı hareketi besliyor. Şii Irak için de benzer bir İslami kimlik kazanımı söz konusu.
Su kartına gelince… Türkiye’nin güvenlik politikasında giderek daha fazla önem kazanan bir kartı bu. Irak ve Suriye bu konuda aynı tavır içindeler. Bu iki ülke bölge sularının Türkiye ile aralarında üçe bölünmesi yaklaşımını benimsemiş durumdalar. Bağdat ve Şam arasındaki diplomatik ilişkilerin 2000 yılında yeniden başlaması Türkiye’ye karşı güttükleri ortak su politikası sayesinde olmuştu. O günden bu yana da bu iki ülkenin Fırat ve Dicle’nin sularının paylaşımı konusunda Türkiye üzerindeki diplomatik baskısı sürüyor.
Türkiye Ortadoğu denklemine su kartı ile de girdi. Önce 1996’da Suriye, İsrail ile anlaşmanın bir koşulu olarak Türklerin kendilerine daha fazla su vermesi koşulunu getirmeye çalışmıştı.
Türkiye ile İsrail arasındaki stratejik diyalogda halen su önemli yer tutuyor. İsrail’in suyunu, işgal ettiği Arap topraklarından elde ettiğini biliyoruz. Son olarak geçen ekim ayında iki ülke arasında İsrail’e yılda 50 milyon metreküp su ihracı için 20 yıl süreli bir anlaşma imzalandı.
Irak savaşı sonraki bölgemizde kartlar yeniden dağılacak. Unutmayalım ki gerek Kürt kartı, sadece Türkiye’nin elinde değil. İhtimal hesaplarını 21’inci yüzyılın yeni düzenine göre şimdiden yapmak ve çıkacak sonuca göre safları tutmak gerekiyor.

Kategoriler
Köşe Yazıları
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular