Yüzyıldır bitmeyen savaş!

Ağustos 1914… Dünyanın ilk kez topyekûn savaş dehşetiyle karşı karşıya kalmasının üzerinden tam 100 yıl geçti. Artık ne tanıklar hayatta, ne savaşla çizilen sınırlar geçerli. O günlerin izleri kitaplarda...

Ağustos 1914… Dünyanın ilk kez topyekûn savaş dehşetiyle karşı karşıya kalmasının üzerinden tam 100 yıl geçti.

Artık ne tanıklar hayatta, ne savaşla çizilen sınırlar geçerli. O günlerin izleri kitaplarda ve filmlerde. Sinema yazarı Şenay Aydemir , Birinci Dünya Savaşı’nın 100’üncü yılında bu acı tarihi  unutturmayan filmlerden seçki yaptı.

yazı: Şenay Aydemir / sinesenay@gmail.com

Savaş sineması diye bir tür var, evet. “Keşke olmasaydı” cümlesi aklımızdan geçiyor mu bilmem, ama bu türün filmlerinin büyük çoğunluğu, en azından görünürde savaşın vahşetini anlatıyor. Savaş filmlerinin ilk ‘esin kaynağı’ Birinci Dünya Savaşı. Bize sadece Çanakkale Savaşı’ndan, ‘Arapların Osmanlı’ya ihaneti’nden ve tabii ki ‘Almanlar yenilince biz de yenilmiş sayıldık’ ezberinden ibaretmiş gibi öğretilen savaşın yıkıcı etkilerini, cephe hattını, cephe gerisini anlatan 130’dan fazla sinema filmi var. Birinci Dünya Savaşı’nı konu alan filmlere imza atan isimler arasında kimler yok ki;  Stanley Kubrick, John Ford, Charlie Chaplin, Bernard Tavernier, Steven Spielberg… Büyük çoğunluğu dijital çağdan önce, görkemli setlerin kurulduğu, insan ifadesinin her milimetrekaresinin pelikülde kendisine yer bulduğu zamanlardan kalma filmler bunlar.
Türkiye sineması yakıcı bir biçimde yaşadığı bu savaşa dair, Çanakkale muharebelerini anlatan birkaç zayıf film dışında, ciddi bir ürün çıkaramasa da, dünyada çok güzel örneklerine rastlamak mümkün.

Bu arada altını çizelim; ‘savaş filmi’ çekme deneyimi, çekenin amacına göre değişebiliyor. Belki amaç sadece para kazanmak, ama seyirci açısından savaşın bin bir yüzünden birini ya da birkaçını görmek için büyük olanaklar sunuyor bu filmler. Yaratıcılarından bağımsız olarak her filmi, kendi savaş algımızın üzerine koyarak izliyoruz; kimi zaman dehşetle, kimi zamansa hüzünle…
Ülkelerin, kıtaların, insanların kaderini değiştiren Birinci Dünya Savaşı’nın 100’üncü yıldönümünde, bu döneme bakan filmlerden küçük bir derleme yaptık.


KARŞI ADAMLAR: ROMA’NIN ÇÖKÜŞÜ

UOMINI CONTRO (1970)  / YÖNETMEN: Francesco Rosi OYUNCULAR: Mark Frechette, Alain Cuny

İtalyan sinemasının usta yönetmeni Rosi, ‘görkemli tarih’ masalının yarattığı kibrin sonuçlarıyla yüzleştirir bizi. Kendilerini hâlâ Roma’nın görkeminde yaşıyor zanneden bir grup İtalyan komutanın, askerlerini Avusturya-Macaristan ordusunun üzerine sürmesinin ve askerlerin trajik hikâyesinin resmidir bu film. Aynı zamanda Mussolini’nin gölgesi de gezinir ortalıkta!

ATEŞKES: TEK GECELİK BARIŞ
JOYEUX NOËL (2005) YÖNETMEN: Christian Carion OYUNCULAR: Diane Kruger, Guillaume Canet

Birbirlerini kıyasıya öldüren, Fransız, İskoç ve Alman birlikleri yılbaşı gecesi ateşkes ilan eder. O gece yeni yıla hep birlikte, çıkınlarında ne varsa paylaşarak girerler. Birbirlerine eşlerinin, çocuklarının fotoğraflarını gösterirler. Film, “Bir düşman yoksa, savaşacak bir neden de yoktur” demeye getirir adeta.

DURGUN DON: RÜZGÂR RUSYA’DA ESİYOR
Tikhiy Don (1957) YÖNETMEN: Sergei Gerasimov OYUNCULAR: Pyotr Glebov, Nikolai Smirnov

Mihail Şolohov’un edebiyat tarihinin en büyük eserlerinden biri olarak kabul edilen romanından uyarlanan film, yalnızca Birinci Dünya Savaşı’nı değil, savaş sırasında altüst olan Rusya’nın Ekim Devrimi’ne doğru yürüyüşünü, toplumdaki büyük değişimi, iki âşığın hikâyesiyle birlikte anlatmıştır. Kimilerine göre film, Sovyetler Birliği’nin, ‘Rüzgâr Gibi Geçti’ye cevabıdır!

ZAFER YOLLARI: SAVAŞIN UTANCI
PATHS OF GLORY (1957) / YÖNETMEN: Stanley Kubrick OYUNCULAR: Kirk Douglas, Ralph Meeker

Sinemanın en büyük ustalarından Stanley Kubrick’in, Humphrey Cobb’un romanından uyarladığı bu film, savaş sırasında Fransız ordusunda yaşanan utanç verici bir olayı anlatır. Komutanları tarafından umutsuz bir göreve sürülen askerlerden sağ kalanlar ihanet suçlamasıyla mahkemeye verilir. Film, seyirci için yürek burkan bir finalle son bulur.

MATA HARI: EN SEKSİ CASUS
MATA HARI (1931): YÖNETMEN: George Fitzmaurice OYUNCULAR: Greta Garbo, Ramon Novarro

Mata Hari’nin ne kadar güzel bir kadın olduğu tartışıladursun, 1931 tarihli bu filmde Greta Garbo onu görsel olarak muhteşem bir hale getirir. Birinci Dünya Savaşı’nın o en karışık hikâyesinde, Fransızlar tarafından Alman casusu olmakla suçlanarak idam edilen bu havalı kadının hikâyesi, sinemaya en çok aktarılan öykülerden biri.

GELİBOLU: ÇANAKKALE İÇİNDE…
GALLIPOLI (1981) YÖNETMEN: Peter Weir OYUNCULAR: Mel Gibson, Mark Lee

Çanakkale Savaşı’na dair en unutulmaz film olduğu tartışma götürmez. Mel Gibson’ın başrolünde olduğu yapım, sporda rakip ama aynı zamanda sıkı dost olan Avustralyalı iki gencin orduya yazılıp savaşmak üzere Çanakkale’ye gönderilişini aktarır. Film, genel olarak savaşın anlamsızlığını anlatırken, Çanakkale’de ölüme gönderilen gençler için de ağıt yakar.

YÜZBAŞI CONAN: SAVAŞ İÇİNDE SAVAŞ
CAPITAINE Conan (1996) YÖNETMEN: Bertrand Tavernier OYUNCULAR: Philippe Torreton, Samuel Le Bihan

Fransız sinemasının usta ismi bu filmde durdurulamayan ‘savaşma güdüsü’nün izlerini sürer. Düşmana dehşet saçan bir birliğin başındaki Conan, ateşkese rağmen savaşmayı sürdürür. Film, yıllarca cephede olan ve savaşmaktan başka bir şey bilmeyen askerlerin yaptıkları en iyi şeyi yapmaya devam etmekteki ısrarlarını anlatır.

KANATLAR: SESSİZ DOKUNUŞ
WINGS (1927) YÖNETMEN: William A. Wellman OYUNCULAR: Clara Bow, Charles Rogers 

Sessiz sinemanın bu başyapıtı hakkında ilk Oscar’ı kazanan film olmasının dışında da söylenecek çok şey var. Kimi sinema tarihçileri tarafından ilk gerçek savaş filmi kabul edilen yapım, küçük bir Amerikan kasabasında yaşayan ve aynı kadına âşık olan iki adamın hikâyesi. İki genç de orduya yazılır; ne hazindir ki, ikisi de kadının kendisini sevdiğini düşünmektedir.

ARABİSTANLI LAWRENCE: KAPIDAKİ DÜŞMAN
LAWRENCE OF ARABIA (1962) YÖNETMEN: David Lean OYUNCULAR: Peter O’Toole, Omar Sharif

Yedi Oscar’lı film, savaş sırasında Arabistan’da görevli bir İngiliz casusun hikâyesini anlatır. Arapları, bir araya getirerek Osmanlı İmparatorluğu’na karşı ayaklandıran Lawrence’ın hikâyesi, kimi eleştirmenlere göre seyirliktir ama kimilerine göre de oryantalist bir bakış içermektedir.

Kategoriler
Sinema
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • JOE BLACK

    VAROLUŞSAL AÇIDAN BİR FİLM ELEŞTİRİSİ “JOE BLACK”

    KONU: 60 yaşına girmek üzere olan oldukça zengin bir iş adamı tüm zamanını çalışmaya ve para kazanmaya adamıştır. Ve bir gün insan kılığına girmiş olarak azarail karşısına çıkar ve...
  • Nuts (1987)

    Sinemadaki psikiyatri: Belleğinizi sınayın

    15-20 yıl öncesinin filmlerinden psikiyatri ile ilişkilendirilebilecek olanlarından bir “test” hazırladım. Biraz eğlencelik sayılabilir, meraklıları için. 1- Sinemadaki psikiyatri, bazı filmlerde kısıtlayıcı ve “mevcut düzenin” bir aygıtı olarak işgörür....
  • Sinemanın Üç Onurlu Günü

    Sinemanın Üç Onurlu Günü

    Yollara Düştük, 1977’de yapılan sinema emekçilerinin Ankara’ya yürüdüğü eylemi sinema tarihinin tozlu sayfalarından günümüze getiriyor. 38 YIL ÖNCEYİ ANLATTILAR VECDİ SAYAR Örgütlenmede dönüm noktası Ankara Yürüyüşü, yaşamımın en değerli...
  • Aşgar Ferhadi’nin son filmi Geçmiş’i (Le Passé)

    Geçmiş bizi özgürleştirir mi?

    Aşgar Ferhadi’nin son filmi Geçmiş’i (Le Passé) yönetmenin diğer filmleri olan Elly Hakkında ve Bir Ayrılık ile birlikte ele aldığımızda söz konusu filmlerin geçmişle hesaplaşmadan, ortak bir suçluluk duygusundan,...