YÖK Yasası Aynen Kalmalıdır!

YÖK – Hükümet tartışmasında Hükümetçe hakaret olarak algılanan “Cahil Bakan”, “haddini bil” gibi eleştirilerine yanıt olarak Başbakan’ın rektörlere “edepsiz” dediği belirtilmektedir Başlığı okuyunca herkes şaşıracaktır; çünkü başlığın arkasında durmak...

YÖK – Hükümet tartışmasında Hükümetçe hakaret olarak algılanan “Cahil Bakan”, “haddini bil” gibi eleştirilerine yanıt olarak Başbakan’ın rektörlere “edepsiz” dediği belirtilmektedir

Başlığı okuyunca herkes şaşıracaktır; çünkü başlığın arkasında durmak için kişinin Türk üniversiteleriyle hiç mi hiç ilgisinin olmaması gerekir. Öyleyse tam tersi anlaşılsın diye, okuyucuyu şaşırtmak için bu başlık seçildi. Peki YÖK Yasası neden değişsin? Elbette bu sorunun yanıtını tek bir nedene bağlamak olanaksız. Ama akla gelen ilk nedenlerden birisi, YÖK zihniyetinin eleştirel akıl karşısındaki hoşgörüsüzlüğüdür.

YÖK Yasası

ELEŞTİRİYE TAHAMMÜL!

29 Nisan 2004’te Radikal İki’de yayınlanan bir yazımda, YÖK’ü ve bazı yöneticilerin yönetim anlayışını eleştiren bir yazı nedeniyle hakaret (şerefe ve hakka tecavüz etme) suçlamasıyla Çukurova Üniversitesi’nden bir profesörün soruşturulduğunu ve ceza aldığını yazmıştım. Benzer nedenlerle başka öğretim üyeleri de ceza almıştır.

Suçlamaya konu olan ve 11 Temmuz 2003’te Hürriyet’te çıkan yazı nedeniyle ceza almak, eleştiri ile şerefe/hakka tecavüz arasındaki farkın yok sayılmasının ve eleştiriye tahammül edilmemesinin sonucudur.

DÜŞÜNCENİN SESİNİ KISMAK

Öğretim üyelerinin kendilerini ilgilendiren bir konuda görüş açıklamalarının kurumun haklarına ve şerefine tecavüz sayılamayacağı gibi, yazının böyle yorumlanması şaşırtıcıdır. Eleştiriyi suç saymak, ancak bu elemanların üniversite yönetimine ters düşen bazı düşüncelerinin ve uygulamalarının hesabını sormak, böylece onların sesini kısmak anlamına gelmektedir.

Ne yazık ki benzer durumlar birçok üniversitemizde sözkonusu olabilmekte, yönetime aykırı sesler soruşturmalarla taciz edilebilmektedir.

Yazılan bir yazıdan okurun ne anladığı değil, yazarın ne söylemek istediği önemlidir; yazar “bir şey” söyler, ama binlerce okur o tek şeyi binlerce farklı biçimde anlayabilir. Dolayısıyla, yazarın amaçlamadığı düşünceleri zorlama yorumlarla söyletmek yargısız infaz değil midir?

ÖVMEK KOLAYCILIĞI

Bir düşünce, gittiği adrese dokunmadığı ve etki yaratmadığı sürece eleştiri özelliği değil, açık ya da örtük “övgü” niteliği taşır. Güzel şeyleri görmek kolaydır; güzel olan şeye ondan çıkar sağlamak için herkes sahip çıkabilir. Ancak yanlış olduğuna inanılan şeylere karşı çıkarak onları eleştirmek kişilere bireysel çıkarlar sağlamayacağı, hatta Ortaçağ’dan örneklerini bildiğimiz gibi (Martin Luther, Galileo Galilei…) ağır yaptırımlar doğurabildiği için, insanlar bunun sonuçlarını göze almakta zorlanırlar. Dolayısıyla çağlar boyunca, “övmek” değil, gerektiğinde “eleştirmek” ve yanlışa yanlış diyebilmek insanlık onuruna en çok yakışan, en erdemli davranışların başında sayılmıştır.

Eleştiri konusuyla ilgili olarak güncel konulardan da bir örnek vermek istiyorum. 2003-2004 Öğretim yılında üniversite açılışlarıyla birlikte gündeme yerleşen YÖK-Hükümet tartışmasında bazı rektörlerin Hükümetçe hakaret olarak algılanan “Cahil Bakan”, “haddini bil” gibi eleştirilerine yanıt olarak Başbakan’ın rektörlere “edepsiz” dediği belirtilmektedir (Milliyet, 25.09.2003). Bu sözlerine karşılık bazı rektörlerin Başbakan’a bu sözleri iade ettiği, hatta dolaylı olarak “edepsiz”, “zurnacı” dediği ve “edep yerlerini karıştırmakla” suçladığı belirtilmiştir.

HOŞGÖRÜ GÖSTEREBİLMEK

Bir YÖK Başkam bir televizyon programında, eleştiriye tahammülü olmadığını düşündüğü Hükümete yönelik bir eleştiri olarak “Üniversiteye eleştirel ol diyorsunuz, olunca da kıyameti koparıyorsunuz..

Başbakan Erdoğan rektörlere yaptığı eleştiriler nedeniyle teşekkür etmeliydi” deyip haklı olarak başkalarının “başka” düşünmelerine saygı duyulması gerektiğini söylemek istemiştir. Peki başkalarından beklenen hoşgörünün öğretim elemanlarına da gösterilmesi gerekmez mi? Yukarıdaki söz sadece kişileri değiştirerek “Öğretim elemanına eleştirel ol diyorsunuz, olunca da kıyameti koparıyorsunuz… Rektörler öğretim elemanlarına -soruşturma açmak yerine -yaptıkları eleştiriler nedeniyle teşekkür etmeliydi” biçimine dönüştürülürse yanlış mı olur? Yöneticilerin kendilerine tanıdıkları eleştiri (hakaret?) hakkının bir bölümcüğünü bile olsa başkalarına tanımalarının sakıncası nedir?

SORUŞTURMA BAHANESİ

2547 sayılı yasa yöneticilere öylesine yetkiler tanımıştır ki, yöneticilerin astlarından birisi hakkında soruşturma açması için her zaman bir gerekçe bulmak olanaklıdır. Ama böyle durumlarda başkalarının başkalığına saygı duymak yerine o görüşleri soruşturma konusu yapmak; özgür düşüncenin önünü tıkamaktan başka bir işe yaramaz.

Üniversite olmanın önkoşulu, başkasının hak alanına saldırmadan düşüncelerin özgürce söylenebilmesidir. Herhangi bir kimseye hakaret etmeden, daha önce Sayın Cumhurbaşkanının ve bazı YÖK üyelerinin bile dile getirdiği tarzda bilinen düşünceleri bir bakıma tekrarlamak nedeniyle öğretim elemanlarına ceza verilmesi, rektör yetkilerinin ne kadar keyfi kullanıldığını, üniversite ortamında bile eleştiri düzeyinin sıfır düzeyinde olduğunu göstermektedir. İşte bu nedenlerden dolayı 2547 böyle kalmamalı, ivedi olarak bilime, eleştirel akla ve insan haklarına saygılı bir YÖK yasası oluşturulmalıdır!

Tahir BALCI

Çukurova Üniversitesi tbalci@cu.edu.tr

Kategoriler
AnalizEğitimGündemPolitik

Benzer Konular