Yıldız fabrikası açıldı

Zeynep Talu, Tülay Uyar ve Tülin Kartoz’un kurduğu şirket, tepeden tırnağa ‘star’ yetiştiriyor Şan pedagogu, söz yazarı ve halkla ilişkiler uzmanı üç kadının kurduğu POPSEM, pop müzik dalında eğitim...
zeynep-talu

Zeynep Talu, Tülay Uyar ve Tülin Kartoz’un kurduğu şirket, tepeden tırnağa ‘star’ yetiştiriyor

  • Şan pedagogu, söz yazarı ve halkla ilişkiler uzmanı üç kadının kurduğu POPSEM, pop müzik dalında eğitim veriyor
  • 3 milyar liraya mal olan üç aylık eğitimde, temel müzik, ses eğitimi, repertuar, sektörel brifing ve stüdyo çalışmaları var
  • Star adayı, POPSEM’de hem müzik eğitimi alıyor hem de yıldız olduğu zaman nelerle karşılaşacağını, ne yapmaması gerektiğini öğreniyor

Bundan iki ay kadar önce yurdum insanı süper bir girişimcilik örneğine daha tanık oldu. Biri şan pedagogu, biri söz yazarı, biri de halkla ilişkiler uzmanı üç hanım, ülkedeki sürüyle yeteneksiz popçu ile sahneden cüzdana doğru etkili ve kısa bir viraj almak amacındaki istekli kalabalığı fark ederek, Popüler Ses Sanatçısı Eğitim Merkezi POPSEM’i kurdu. Bu üç hanımın ikisi aslında medyadan tanıdık. Söz yazarı olan, bugüne kadar beş yüze yakın şarkı sözü yazmış Zeynep Talu; diğeri genç soprano Tülay Uyar. Üçüncü ortak ise halkla ilişkiler uzmanı Tülin Kartoz. Bu üçlünün, ilk olarak Tülay Uyar’ın sahne işleri için bir araya geldiğini anlatan Zeynep Talu, sohbetler sırasında POPSEM fikrini geliştirdiklerini söylüyor. Açıkçası POPSEM’e olan ilgimiz hemen Tülay Hanım’a kayıyor ve “Bir sopranoyken popçu mu olacaksınız” şeklindeki sorumuz yine birinci elden “Hayır, kendi dalımın bir versiyonu olarak görebilirsiniz bu çalışmayı, ama şu an konuştuklarımız hep ileriye yönelik projeler” diyerek yanıt buluyor.

Tülay Uyar, POPSEM’in kuruluş fikrini, “Pop müzik dalında eğitim verecek bir kurum yoktu” şeklinde özetlerken, Zeynep Talu da piyasanın bu eksikliği şan hocaları ile doldurmaya çalıştığını, ama sırf bu yüzden pek çok iyi sesin, öğrendikleri popa uygun olmayan gırtlak hareketleriyle verimli olamadıklarını ifade ediyor.

Nasıl bir eğitim?

Cebine ilk aşaması üç ay süren eğitim programı için 3 milyar TL’yi koyan popçu adayımız, temel müzik eğitimi, ses eğitimi, repertuar çalışması, sektörel brifingler ve stüdyo çalışması kategorilerinde derslere girebiliyor. Tabii albüm hayali için hevesin yanında verilen üç milyar yetmiyor ve aday önce Tülay Uyar tarafından seviye tespit sınavına alınıyor. İlk üç ayda kendini ispat ettiği takdirde, bir yıla kadar uzayabilecek üst eğitim programlarına tabi tutuluyor; eğer aday tam anlamıyla hazırsa, alt kattaki Melih Kibar’ın ellerine teslim ediliyor. Bu arada menajerlik ve yapımcılık işleri de ‘üst kat’ tarafından yürütülüyor.

Böyle durumlar için aday açısından cepten para çıkmasına da pek gerek kalmıyor; çünkü o zaman Tülin Kartoz’un deyişiyle ‘bir nevi ortaklık’ başlıyor.

Kategoriler neyi anlatıyor?

Gelelim Melih Kibar’ın ‘sosis fabrikası’ adını taktığı POPSEM’in eğitimde uyguladığı beş kategorinin neleri kapsadığına. Popçu adayı, temel müzik eğitimi altında solfej, dikte, teori dersleri alıyor. Ses eğitiminde, seçtiği şarkı söyleme biçimiyle tedris edilen öğrenci, repertuar çalışmasında 3-10 şarkıdan oluşan repertuarını tamamlıyor. Stüdyo çalışmasında ise mikrofonu doğru kullanmaktan tutun da akompanye (eşlik) yeteneğine kadar ’40 yıllık şarkıcı nosyonları’nı kazanıyor.

Müzik yeteneği bu şekilde artırılan adayımız, ek olarak sektörel brifinglerde de ter döküyor. Zeynep Talu, bu eğitim sırasında öğrencilere piyasada ne olup bittiğini ve gerçekleri anlattıklarını söylüyor. Bunun anlamı ise halkla ilişkilerle ilgili bazı ön bilgiler ve gösterilen tavır karşısında alınabilecek tepkiler öğretilerek, bir zamanlar Tarkan’ın başına gelen ‘çişim geldi’ vakası gibi istenmeyen durumların önünü baştan almak.

Tabii POPSEM’in kapısını çalmak için ille de ‘popçu olacağım’ demek gerekmiyor. Tülay Uyar, kapılarının mikrofona alışmak isteyen operacılardan tutun da jingle (aslında şıngırtı ve küçük şarkı anlamına geliyor ama siz reklam müziği ve şarkısı anlayın) şarkıcısı olmak isteyenlere de açık olduğunu belirtiyor. Firmanın şu andaki uğraşı Zeki Alasya’nın kızı Zeynep’in stüdyo çalışmalarını yürütmek. Bundan başka 12 öğrencileri daha var. Peki bu sayı ‘kurtarıyor mu?’ Cevap: “Eh Allah’a şükür.”
Burası yalan dünya

Peki eğitim alındıktan ve dâhi popçu olunduktan sonra sorun çözülmüş oluyor mu? Öyle ya, son yıllarda pıtrak gibi artan popçular dikkate alındığında, piyasadaki rekabet hiç de basit değil.

Söze Zeynep Talu giriyor ve spotların altında geçen yaşamın aslında hiç de dışarıdan göründüğü gibi olmadığını belirtiyor. Piyasaya çıkanların yüzde 60-70’inin kaybolmaya mahkûm olduğunu söyleyen Talu, “Çok tanınan genç popçuların bile hayli zor maddi koşullar altında yaşamak zorunda olduğuna bizzat ben şahidim. Çocuk diyelim bir şirkette çalışıyor. Bir gün yeteneklerinin farkına varıyor ve çeşitli badireleri atlatarak iyi kötü bir kasete sahip oluyor. Ama hem teknik hem taktik hatalar yüzünden satmıyor. Bu arada da çocuğun medyada haberleri çıkıyor, belki klibi ekranlarda görünmeye başlıyor. Yani ‘ünlü’ oluyor. Bu dakikadan itibaren eski işine geri dönmeyi de yediremiyor kendine; beş parasız, ünlü ve kayıp olarak hayatını sürdürüyor” dedikten sonra bir de örnek veriyor: “Mesela Ataköy Marina’da çıkan Gülşehri diye bir kız bulmuştum. Raks bir albüm yaptı. Ama tam o günlerde şirket dağıldı ve kız öylece ortada kaldı. Albümü de satmadı haliyle. Sonra bir süre yeni bir albüm için uğraştı. Ama çaldığı her kapı, ‘Senin eski albümün satmamış, iş çıkmaz senden’ diyerek yüzüne kapandı. Şimdi ne yapıyor, nerede bilmiyorum.”

Biraz da piyasa

Tülay Uyar’a göre aslına bakarsanız son derece yetenekli insanların yaşadığı bir ülke Türkiye. Ancak bu iyi hammaddeyi işleyebilecek bollukta resmi ya da özel eğitim kurumu yok. Hal böyle olunca istenen aşama da kaydedilemiyor. Buradan yola çıkarak piyasadaki şarkıcıların büyük çoğunluğunun ses eğitiminden geçmesi gerektiğini söylüyor Tülay Hanım, ancak isim vermeye hiç mi hiç yanaşmıyor. Zeynep Talu ise pek çok yapım şirketinin başında ‘maalesef bu işten hiç anlamayan birtakım basiretsiz adamlar’ın bulunduğundan yakınıyor ve devam ediyor: “Bunlardan kastım Unkapanı asla değil. Onlar iyi kötü alaylı olarak, piyasayı koklayarak bu işi öğrenmiş isimler. Biz yabancı şirketler girince de sevinmiştik, ama başlarındaki isimleri görünce umudumuz her seferinde biraz daha azaldı. Sonuçta ne oldu? BMG kapattı. Universal’in durumu ortada; bu şirket Unilever’den transfer ettiği yöneticiyle prodüksiyon yapmaya kalktı. Sony bu konuda daha profesyonel; hiç olmazsa müzik işini, bilen insanlara bırakmış durumda.”

Müzik alıcısı ne durumda?

Zeynep Talu, müzik piyasasının son iki üç senedir çok önemli aşamalar kaydettiğini söylüyor ve kötü sesle söylenmiş, manasız sözler taşıyan, hiçbir otantik, folklorik özellik taşımayan arabesk türevi ya da fantezi olarak tabir edilen abuk albümlerin eskisi kadar çok satmadığını belirtiyor. Bunun nedeniyse yine Talu’ya göre dinleyicilerin son yıllarda Batı standartlarına yakın şarkıları daha yakından tanımış olması. Konu hakkındaki ispat cümlesi ise Candan Erçetin’in sondan bir önceki albümünün bir milyon civarında satmış olması. Keza, Teoman, Sertab Erener gibi isimler de yine çok satanlardan. Peki Türklerin müzik zevki, ifadesini en net şekilde nerede buluyor sorumuzu ise ‘Sertab Erener’ diyerek yanıtlıyor Zeynep Talu ve şöyle konuşuyor: “Sertab’ın Eurovision’da söylediği şarkı şu günün sentezi adeta. Etnik fikirle Batı formlarının çok başarılı bir bileşimi.” Üstelik Talu’ya göre dinleyici kimin nasıl söylediğine de dikkat ediyor. Bu yüzden bacakları hakikaten güzel olsa da albüm sahibi pek çok mankenin satışları yerlerde sürünüyor. Merak eden Televole’de izliyor ama para vererek albümünü alıp dinleyecek değeri vermiyor. Bir de yapılan araştırmalara göre albüm alıcısı kitlenin en sık 13-20 yaş aralığında görüldüğünü, bu kesimin de eskiye oranla daha açık ve eğitimli olduğunu söylüyor Zeynep Talu.

Kategoriler
Müzik
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular