Yeni Tıp= Biyonik İnsan

Uzmanlara göre birçok hastalığın tedavisi artık çocuğu oyuncağı! Kanser için hedef-tedaviler uygulanıyor. Kısırlık diye bir sorun ortadan kalkıyor. Biyonik göz, biyolojik eklem protezi, yapay kalp birçok hastaya umut oluyor....

Uzmanlara göre birçok hastalığın tedavisi artık çocuğu oyuncağı!

Kanser için hedef-tedaviler uygulanıyor. Kısırlık diye bir sorun ortadan kalkıyor. Biyonik göz, biyolojik eklem protezi, yapay kalp birçok hastaya umut oluyor. En ciddi ameliyatlar 15 dakikada şip-şak yapılıyor. Tıptaki son gelişmeleri uzman doktorlara sorduk.

Tıpta gelinen son nokta

Kalp, kanser, ortopedi, göz, estetik, beyin, jinekoloji… Her alanda tıp sürekli gelişiyor; yeni yöntemler, yeni ilaçlar, yeni tıbbi cihazlar insanların yaşam kalitelerini yükselterek daha sağlıklı ve daha uzun yaşamalarını sağlıyor. Ufak bir göz sorunundan dolayı kör olmak; “kısırım” diyerek anne-baba olmaktan vazgeçmek; kansere boyun eğmek; kemik zayıflamasından dolayı kötürüm olup hayata küsmek, beyindeki ufak bir pıhtıdan dolayı felç geçirmek gibi durumlar yavaş yavaş tarihe karışıyor! Bir zamanlar “ölümcül hastalık” olarak nitelendirilen zatürree, grip, kızamık, su çiçeği, kabakulak gibi hastalıklara adeta ‘gülüp geçiliyor’. Yakın bir geçmişe kadar nerdeyse 24 saat süren en ciddi kalp ve beyin ameliyatları bile 15 dakikada şipşak yapılabiliyor. Birçok hasta ameliyat masasından kalkıp aynı gün yürüyerek evine gidiyor. Gelişmiş ilaçlar, cihazlar ve yeni tedavi yöntemleri sayesinde ‘kanser’ tanısı aldıktan sonra dahi 20-30 yıl yaşanabiliyor…

Tıpta gelinen son nokta ne? Tıbbın en önemli alanlarında bugüne kadar ne gibi gelişmeler oldu? Tıp nereye gidiyor? 10-20 yıl sonra yaşanacak olan gelişmeler hayatımızı nasıl etkileyecek? Tıptaki son gelişmelerle ilgili merak edilen soruları uzmanlara yönelterek, tıbbın ne kadar gelişmiş olduğunu bir kez daha gözler önüne sermeye çalıştık. Uzmanların anlattıklarına göre, sanki artık her şey, her yöntem, her hastalığın tedavisi “çocuk oyuncağı”!…

Gelişen tıp

  • Kalp: Kalp hastalıkları dünyada ve Türkiye’de gün geçtikçe artıyor. Dolayısıyla kardiyoloji alanında hemen hemen her gün yeni bir teknik geliştiriliyor. Yan etkisi her gün daha az olan ilaçların yanı sıra, kardiyolojideki en önemli gelişmeler stent, kalp pili ve yapay kalp teknolojileri.
  • Kanser: Dünya nüfusu yaşlandıkça, gelişen tıp sayesinde yaşam süresi uzadıkça, özellikle de sigara tüketimi arttıkça, kanser hastalıklarının görülme sıklığı da artıyor. Bilim adamları, kanseri tedavi etmek, hatta önlemek için özellikle kanser aşıları üzerinde çalışıyorlar.
  • Kemikler-eklemler: Bir zamanlar insanların kötürüm olup yatağa bağımlı bir şekilde yaşamasına yol açan kemik, özellikle de eklem-kıkırdak sorunlarının tedavisi, artık etkili ilaçlar ve yeni cerrahi tekniklerle daha başarılı. Gen tedavisi çalışmalarıyla ise, özellikle kıkırdak onarımının sağlanmasına çalışılıyor.
  • Göz: Oftalmoloji alanındaki gelişmeler ve yeni teknolojiler, körlüğe yol açan birçok göz hastalığının erken tanı ve tedavisinde yararlı oluyor. Özellikle de lazer teknolojisi birçok göz hastalığının tedavisinde başarılı bir şekilde kullanılıyor.
  • Estetik: Estetik ve plastik cerrahide eskiden büyük ameliyatlar gerektiren sorunlar, artık bugün yeni teknolojilerin devreye girmesiyle kısa süreli ‘ufak tefek’ müdahalelerle, daha çabuk giderilebiliyor. Uzmanlar, estetik yaptıran insan sayısının gün geçtikçe arttığını söylüyorlar.
  • Beyin: Eskiden saatlerce süren beyin ameliyatları, artık daha kısa sürüyor. “Servikal Spondilotik Miyelopati ve OPLL’de ön-yan yaklaşımla omur cisminin eğimli tıraşlanması yöntemi”, yeni yöntemler arasında yer alıyor.
  • Jinekoloji: Özellikle kısırlık ve tüp bebek konusunda jinekolojide bugüne kadar büyük ilerleme kaydedildi. Ayrıca yeni tanı yöntemleri sayesinde rahim veya yumurtalık kanseri gibi birçok ciddi hastalığı erken evrede yakalayıp, erken müdahale ederek önleyebilmek mümkün.

KARDİYOLOJİ

Gerek gelişmiş gerekse gelişmekte olan ülkelerde kalp hastalıkları en önde gelen ölüm nedeni. Dünya Sağlık Örgütü’nün öngörüsüne göre de önümüzdeki 50 yılda bu özellik değişmeyecek. Bu durum, kalp hastalıklarından ölümleri azaltma yönünde çok sayıda çalışmanın yapılmasına, dolayısıyla peş peşe yeni yöntemlerin bulunmasına yol açmakta. Kardiyoloji alanındaki gelişmeleri İstanbul Üniversitesi, Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Kardiyoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Zeki Öngen anlattı…

Etkisi büyük, yan etkisi daha az ilaçlar

Son yıllarda ilaç tedavileri, aygıtlar ve genetik alanlarında yeni bulgular elde edildi. 10 yılı aşkın bir süredir kullanılmakta olan yağ düşürücü tedavilerin, sadece kalp krizi geçirmiş ya da kalp hastalığı ortaya çıkmış kişilerde değil, yüksek risk taşıyan kişilerde, hatta 70 yaşını aşmış hasta grubunda bile ölüm oranlarını azalttığı görüldü. Damar içinde pıhtı oluşumunu engelleyen, eskilere göre yan etkilerinden daha arındırılmış ilaçların, Aspirin ile verildiğinde, kalp krizi ve ölüme karşı daha koruyucu olduğu saptandı. Kalp krizi geçiren insanlarda, hasta hastaneye ulaştırılırken ambulansta uygulanabilecek pıhtı çözücü ilaçlar geliştirildi. Tansiyon düşürücü bir ilaç grubunun, tansiyonu olamayan ancak şeker hastalığı gibi yüksek risk taşıyan kişilerde koruyucu etkisi olduğu gözlenmiştir. Eskiden kalp yetersizlikli olgularda kullanmaya çekinilen bir ilaç grubunun aslında bu hastaların ömrünü uzattığı görülmüştür.

Stent, kalp pili, yapay kalp

Aygıtlar konusunda en önemli gelişmelerden biri, stent konusunda oldu. Kalbi besleyen damarlardaki darlıkları gidermeye yarayan stentlerin, uygulamalardaki en önemli kısıtlaması, takıldıktan sonraki ilk 6 ay içinde %30 kadarında görülen yeniden daralmaydı. Bunu önlemek üzere ilaç kaplanarak üretilen stentlerde bu oranın %10’un altına indiği gözlenmiştir. Kalbi durup yeniden yaşama döndürülebilen hastalara takılan ve gerektiğinde otomatik olarak şok üreten aygıtların, kalbi hiç durmamış ama durma riski olan kişilerde de işe yaradığı gösterilmiştir. Günlük işlerini göremeyecek kadar soluk darlığı tanımlayan kalp yetersizlikli bazı özel hasta gruplarına takılan geliştirilmiş kalp pillerinin, bu insanların yaşam kalitesini yükselttiği son çalışmaların bir başka bulgusu olmuştur. Yapay kalp, ilaçla tedaviye artık yanıt vermeyen kalp yetersizlikli olgular için bir umut gibi görünse de, kesin çözüm yerine, kalp nakline kadar geçen sürede insanları rahatlatan bir köprü olmaktan öteye gidememiştir.

Genetik kardiyolojinin de geleceği

Her alanda olduğu gibi, kardiyolojide de genetik önümüzdeki yıllarda daha sık duyacağımız bir tanı ve tedavi yöntemi olmaya aday. Gerek hastalıkların tanısında gerekse yüksek riskli kişileri, hastalık daha ortaya çıkmadan tanımada kullanılması konusunda çalışmalar sürdürülüyor. Örneğin tansiyonu yüksek olguların hangi tedaviden daha çok yarar göreceğinin saptanmasına çalışılmakta. Bunların yanında tedavide de ilerlemeler elde edilmeye başlandı. Hayvan deneylerinde kök hücre verilmesiyle tıkalı damarların yerine yeni damarların oluştuğu ya da iflas etmiş kalp kasının yerine yeni kas hücrelerinin geldiği gösterilmiştir.

ONKOLOJİ

Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Vakfı, Academic Hospital, Onkoloji Anabilim Dalı Başkanı Doç. Dr. N. Serdar Turhal, kanserin, yaşlanan insanlıkla, yani ömrün uzamasıyla birlikte daha sık öne çıkan bir sorun olduğunu belirtiyor. Onkoloji alanındaki en son yöntem ve yenikliklerden söz eden Turhal, bu gelişmelerin, hastaların hayatını nasıl etkilediğine de değiniyor…

Gen tedavisi ve aşılar

Kanserin yaşlanan insanlıkla birlikte daha sık öne çıkan bir sorun olması nedeniyle kanser hastalığının kontrolü için yapılan çalışmalar da pek çok koldan devam etmekte. Her ne kadar yıllar öncesinden gen tedavisi ve aşılar için başlatılan tedavilerde arzu edilen hızda sonuçlar alınamamış olsa da, bu konularda denemeler devam etmekte. Ancak son yıllarda özellikle öne çıkan araştırmalar her hastanın kanserinin özelliklerini saptayarak o kanserin hangi tedavilerden fayda göreceğini tedavilere başlamadan önce öngörmek ve böylece bireye yönelik kanser tedavileri planlamak üzerine yoğunlaşıyor.

Tıbbın geleceği: Kaliteli ve ucuz hizmet

Her hastanın kanser hücresinin kendine göre farklı özellikler taşıdığını ve bu nedenle de bireylerde kanserin seyrinin birbirine benzemediğini biliyoruz. Bu özelliklerden bazılarına karşı geliştirdiğimiz özel tedaviler de mevcut. Bu nedenle önceden tümör hücresinin yüzeyindeki ya da içindeki bazı özellikleri saptayarak vereceğimiz ilaç kombinasyonlarını bu özelliklere göre seçebilmek yakın zamanda uygulamaya girebilecek bir yenilik olarak görülüyor. Tıbbın geleceğini değerlendirmek gerekirse, sağlık sorunları ile kaliteli ve ucuz hizmet arayışları artarak devam edecek. İlaçların geliştirilmesi için gereken kaynaklar arttığı için gerek ilaç gerekse genel sağlık hizmetlerindeki fiyat artışları da katlanarak artmaya devam edecek. Toplumlar hem bu yükü kaldırmakta zorlanacak hem de bu yeniliklerin getirdiği olumlu sonuçlardan faydalanmaktan vazgeçememe ikilemi içinde kalacak.

ORTOPEDİ

Gelişen tıp sayesinde yaşam süresinin uzaması ve dünyadaki nüfusun gittikçe yaşlanması dolayısıyla, ortopedi alanındaki gelişmeler de insanları gün geçtikçe daha fazla ilgilendirmeye başladı. Ortopedide bugüne kadar ciddi yol kat edildiğini belirten İstanbul Cerrahi Hastanesi’nden Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Deniz Algün, özellikle yeni cerrahi tekniklerin, insanların yaşam kalitelerini artırdığını söylüyor…

Eklem kıkırdağı onarımında yeni cerrahi teknikler

Eklem kıkırdağı sert ve elastik bir örtü biçiminde eklemlerdeki kemik uçlarını kaplar ve iki kemiğin birbiri üzerinde yumuşak ve sürtünmesi en aza indirgenmiş biçimde hareketini sağlar. Bununla beraber eğer eklem kıkırdağı travma veya kullanıma bağlı olarak zarar görürse vücudun diğer dokuları gibi hızlı ve tam olarak iyileşemez. Sonuçta yaralanmış kıkırdak sonucunda ortaya çıkan kemiğin, eklemde diğer tarafa direkt teması ile ağrı ve hareket kısıtlılığı ortaya çıkar. Gelişen teknoloji ve biyolojik mühendislik, diz eklem kıkırdağı hasarlı insanlar için umut kaynağı olmuştur. Artık değişik teknikler ile hastaların kendi hücre ve dokuları kullanılarak ağırlık binen yüzlerdeki kıkırdağın onarımı mümkün olmaktadır. Bu teknikleri şöyle sıralayabiliriz: 1. Osteokondral greftleme (mozaikplasti): Osteokondral (kıkırdak ve kemik) greftleme (yaması), yük taşımayan eklem yüzlerinden alınan silindir biçimli, üzeri sağlam kıkırdak ile örtülü, kemik parçaları hasar görmüş bölgelere aktarılabilir. Bir osteokondral grefti kişinin kendi dokularından (otogreft) veya başka birey canlılardan (allogreft) sağlamak mümkün. Ancak herhangi bir özel neden yoksa kişilerin kendilerinden sağlanır. Eğer bir otogreft planlanıyorsa kemik-kıkırdak silindirleri ağırlık taşımayan diğer kemiklerle minimal temasa sahip yüzeylerden gelmelidir. Bu gerçek uygulama yüzeyinin kısıtlanmasına neden olur. Çok geniş alanlarda uygun donörlerden (verici) alınan ve genetik değişimden geçirilerek greftin reddedilesi olasılığı azaltılmış allogreftler kullanılabilir. Bu greftler mozaik biçiminde hasarlı bölgelere döşenir. Ağırlık taşıyan ve nispeten küçük defektlerde etkin bir yöntemdir. 2. Kıkırdak hücre nakli (chondrocell nakli): Hastaların kendi sağlam kıkırdak hücrelerinin alınarak kültürde üretilmesi sonrası hasarlı bölgeye yerleştirilir. Kıkırdak hücreleri yapısal olarak en üst düzeyde olgunlaşmış hücrelerdir. Bu nedenle kendileri çoğalamazlar. İnsanlarda kıkırdak hücresi üretimi 1 yaşında sona erer. Yeni kıkırdak hücresi çoğaltılması için genetik laboratuarlarında genetik bir dizi işlem ve kültürde çoğaltma işlemi gerekir. İki aşamalı bir cerrahi işlem gereklidir. İlk aşamada cerrah, artroskobik teknikle sağlıklı kıkırdak hücrelerini diz ekleminin ağırlık taşımayan bölgelerden toplar. Toplanan kıkırdak hücreler, genetik bir işlem sonrası 15 gün kültüre edilerek üretilir. Bu hücreler hazırlandıktan sonra ikinci aşama operasyona geçilir. İkinci operasyonda diz kıkırdağındaki hasarlı bölge, üzerine dikilmiş kemik zarı altına bu hücreler enjekte edilirler. Bu hücrelerden, orijinal kıkırdak dokusuna çok yakın kıkırdak dokusu gelişir. Kıkırdak hücre naklinde kişilerin kendi hücreleri kullanıldığı için tehlike yoktur ve vakaların önemli kısmında (yaklaşık %70-80) iyileşme sağlanır. Bununla birlikte herkese uygulanamaz. Bu işlemde karar verebilmek için hasarlı bölgenin ölçüsü, önceki cerrahilerin sayı ve içeriği, hastanın talep ve beklentileri, hasarlı bölgenin yeri ve birden fazla lezyonun bir arada bulunması önemli. Yaşlı ve diğer kireçlenme bulguları olan kişilerde uygulanmazken, genç ve yaralanma sonrası kıkırdak problemi olan hastalar iyi adaylardır. Ancak nakil bölgesinin alanı çok geniş olmamalı. Genişleyen alanlarda başarı şansı düştüğü için allogreftler daha avantajlıdır. 3. Kıkırdak ve Menisküs Allogrefti uygulamaları: Dizin kemik ve kıkırdak hasarlanmalarının geniş olduğu genç hastalarda diz protezi iyi bir alternatif. Genellikle dizin iç veya dış kısmının tamamını ilgilendiren menisküs ve kıkırdak bozukluklarında uygulanabilir. Menisküsün tamamının alındığı açık teknik operasyonları veya büyük parçalı yırtıklar nedeniyle menisküsün tamamının alınması gerektiği artroskobik ameliyatlar sonrası meniküslerin amortisör görevi ortadan kalkar. Bu durumda ağırlık taşıyan alanlarda eklem kıkırdaklarının direkt teması zaman içinde aşınma ve kireçlenmeye neden olur. Bu olayın erken evrelerinde kadavralardan alınan menisküsün nakli bu kısır döngüyü kırar ve çok iyi sonuçlar vermektedir. Bu olayın daha ileri devrelerinde veya kırık-travma sonrası yüzey düzensizlik ve kayıplarında dizin hasarlı bölümü tamamen çıkarılarak kadavradan alınan kemik-kıkırdak-menisküsün nakli ile yeni-sağlıklı bir eklem yüzeyi oluşturulur. Kadavradan nakledilen parçalarda canlı hücreler yok edilir ve böylece konulan greftin reddi sorunu ortadan kalkar. Red oranı ise % 5’i geçmez. Vücudun canlı hücreleri konulan allogreftin içine göçederek yaklaşık 6-12 hafta içinde tam bir uyum sağlar. Bu teknikte uygun ölçüye uygun kadavra için MRG veya tomografik ölçüm yapılır. Uygun kadavra parçası bulunması sonrası tek seanslı son derece radikal bir operasyondur. 4. Mezenşimal kök hücre onarımı: En yeni, geliştirilme aşamasında olan teknik mezenşimal kök hücre (MKH ) kullanımıdır. MKH, özelleşmemiş, emriyolojik hücre benzeri değişik dokulara dönüşme yeteneğine sahip hücrelerdir. Bu hücreler erişkinlerde kemik iliğinde ve kemikleri eklemler dışında örten bir zar olan periost dokusunda bulunur. Doktorlar basit bir kemik iliği aspirasyonu veya biyopsi ile alınacak MKH’lerinin bir jel içine yerleştirilmesi, sonra da bu jelin hasarlı kıkırdak bölgelerine transferi sonrası yeni kıkırdak oluşumu gerçekleşeceğini umuyorlar.

Geleceğe dair umutlar

Yukarıdaki teknikler şu anda sadece dizde uygulanabiliyor. Gelişen tekniklerin omuz, ayak bileği, kalça gibi eklemlerde de uygulama olanağı getireceği umulmakta. Yine gelişen gen terapileri tekniklerinin zaman içinde bu tekniklere oranla daha basit uygulanabilir ve etkili olabileceği düşünülüyor.

Gen tedavisi

Gen tedavisi denince hemen akla vücudun tüm genlerinin değiştirilmesi geliyor. Aslında gen terapisi insanın kişisel özelliklerini tamamen değiştirecek kadar radikal bir işlem olabilirse de şu andaki çalışmaların bakış açısı, sadece iyileşmenin önündeki yapısal engellerin kaldırılması veya iyileşme gücünün arttırılması yönündedir. Ancak böyle bir teknolojinin uygulama alanının nerede biteceğini şu anda kestirmek zor. Günümüzde ortopedik alanda deneysel aşamada olan gen tedavisi çalışmalarının büyük çoğunluğu kıkırdak onarımının sağlanması üzerinedir. İnsanda genetik olarak yeni kıkırdak hücresi üretimi 1 yaşında sona erer. 1 yaşından sonra kıkırdak kayıplarının orijinaline yakın bir şekilde yenilenemeyeceği anlamına gelir. Çeşitli yöntemlerle eklem kıkırdağına benzer bir biçimde onarılabilirse de oluşan tamir kıkırdağı orijinalinin dayanıklılık ve pürüzsüzlüğüne sahip değildir. Kıkırdak hücrelerinin ileri yaşlarda da üremesi ve orijinal kıkırdak tamiri için gen tedavisi çalışmaları uzun süredir devam ediyor. Amaç 1 yaşından sonra kıkırdak hücrelerinin üreme yeteneklerini engelleyen genin bloke edilmesi veya değiştirilmesidir. Burada temel teknik sorunlar; 1-ilgili genin izole edilmesi, 2- bu geni bloke eden veya yerine geçecek genin üretimi, 3- üretilen bu genin ilgili bölgeye nakli ve sağlam hücrelerin içine yerleştirilmesi, 4- yapılan tedavinin yan etkilerinin belirlenmesi ve engellenmesi. Günümüzde ilgili genin bulunması ve yerine geçecek genin üretimi konusunda büyük ilerlemeler kaydedildi. Bu genlerin, tedavisi istenen eklemdeki sağlam kıkırdak hücrelerine yerleştirilmesinde virüsler kullanılıyor. Bilindiği gibi virüsler sadece hücre içinde yaşarlar. Bu nedenle virüsler bulundukları ortamdaki hücrelerin içine girerek çoğalırlar. Yeni genlerle yüklenmiş virüsler eklem içine enjekte edilmekte ve bu virüslerden bir kısmı kıkırdak hücrelerine girmektedir. Hastalık yapmadan çoğalan bu virüsler içlerindeki geni serbest bırakmakta ve yeni gen kıkırdak hücrelerinin çoğalma işlemini uyarmaktadır. Sonuçta kıkırdak hücreleri çoğalarak bozuk kıkırdağı yenilemektedirler. Şu anda deneysel olarak yapılmakta olan bu işlemlerde henüz yukarıda anlatılan teknik sorunlar ve kıkırdak üremesinin kontrolü konularında sorunlar var. Bu sorunların çözümünün ve tedaviye sunumunun 10 yıl alacağı tahmin ediliyor. Bu yöntem ile ortopedinin kesin çözüm üretemediği kıkırdak sorunlarını çözeceği, insanları aktif yaşamdan alıkoyan kıkırdak kayıplarını gidereceğini, protez cerrahisi ihtiyacını büyük oranlarda ortadan kaldıracağı öngörülüyor.

Biyolojik eklem protezleri

Şu anda protez cerrahisinde kullanılan çeşitli metal alaşımlarından yapılan protezlerin zaman içinde aşınma- gevşeme problemleri henüz çözülmemiştir. İnsan hücrelerini kullanarak yaşayan ve normal eklem görevini gören parçaların üretimi üzerinde uzun süredir yoğun araştırmalar yapılmakta. Şu anda domuz, dana gibi anatomik yakınlık gösteren hayvanların eklem parçalarının canlı hücrelerinin yok edilmesi, kalan dokuların biçimlendirilerek bir iskelet gibi kullanılması ve bu iskelet üzerinde insan hücreleri üretilerek insana tamamen uyumlu protezler üzerinde çalışılıyor. Aynı zamanda özel sentetik protein iskeletlerde insan hücresi çoğaltılarak eklem yedekleri-protezleri üretme çalışmalarına da devam ediliyor. 10 yıl içinde biyolojik protezlerin klinik kullanıma sunulması beklenmekte.

JİNEKOLOJİ: Kısırlık mı? O da ne?

Jinekoloji alanında geliştirilen yeni yöntemler birçok ciddi hastalığın erken tanısı ve tedavisinde büyük rol oynuyor. Özelikle de kısırlık tedavilerindeki gelişmeler, ‘kısır’ gözüyle bakılan birçok çifti bebek sahibi yapıyor. Bu alandaki gelişmeleri, Zeynep Kamil Kadın ve Çocuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Klinik Şefi Doç. Dr. Cem Fıçıcıoğlu anlattı. İşte kısırlık tedavisi ve tüp bebek uygulamalarındaki son gelişmeler…
Gebeliğin oluşmasında en önemli basamak elde edilen embriyonun anne rahmine tutunmasıdır. Anne rahmine tutunmadan önce embriyonun çevresindeki zona denilen dış tabakası incelerek kaybolur. Böylelikle embriyo hücreleri zona dışına doğru tomurcuklanır ve anne rahmine tutunabilir. Bu işlemin kolaylaştırılabilmesi için geliştirilmiş laboratuar olanakları ile zona tabakasında bir pencere açılabilir.
Üstün bir teknolojiye sahip olan lazer sistemleri ile embriyoya dokunmadan mikron düzeyinde kusursuz kesitler sağlayarak, yardımla tomurcuklanma işlemi gerçekleştirilmektedir. Bu yöntem daha önceki uygulamalarda embriyonun tutunmasında problem olan çiftler ve ileri yaş grubu hastalar için kullanılıyordu. Ayrıca bu yöntem ile embriyoların içerisindeki biyolojik toksik atıkları temizlenerek anne adayına transfer edilen embriyoların kalitesi iyileştirilebiliyor.
Kadın eşin yaşı ilerledikçe yumurtanın etrafında zona adı verilen tabaka kalınlaşarak embriyonun rahme tutunmasını dolayısı ile gebelik şansını azaltır. Zona adı verilen tabakada pencere açılmasında kullanılan lazer yöntemi ile 38 yaş üzerindeki birçok vakada gebelik elde edilebiliyor. Lazer kullanılarak yapılan yardımla tomurcuklanma uygulamaları kadın eşin yaşına bakılmaksızın yumurtanın etrafındaki zona tabakasının normalden kalın olduğu vakalarda ve birden fazla tüp bebek veya mikroenjeksiyon uygulamasına rağmen gebeliğin elde edilemediği vakalarda yapılır. Lazer yardımı ile tomurcuklanma uygulamaları ile üçüncü, dördüncü hatta dokuzuncu uygulamasında gebe kalarak sağlıklı çocuk sahibi olan çok sayıda vaka var.

Ardışık Blastosist Transferi

Döllenen yumurta bölünerek ikinci günde 2-4 hücreli hale gelir ve klasik tüp bebek uygulamalarında bu evredeki embriyo anne rahmine transfer edilir. Doğal yollardan elde edilen gebeliklerde ise embriyo rahme beşinci günde blastosist adı verilen çok hücreli evrede ulaşır. Bu evredeki embriyonun rahme tutunabilme şansı daha yüksektir. Günümüzde geliştirilen özel besi yerleri ve bunları destekleyen özel hücreler ile embriyoları blastosist dönemine kadar geliştirmek mümkün. Dünyada ilk kez Singapur’da Ulusal Üniversite profesörlerinden Dr. Arif Bongso tarafından uygulanmaya başlanan ardışık transfer uygulamasında anne adayına ikinci veya üçüncü günde yapılan embriyo transferinin ardından kalan embriyolar özel besi yerleri içinde geliştirilmeye devam ettirilir ve blastosist evresine gelen embriyo elde edilirse anne adayına altıncı günde bir embriyo daha transfer edilir. Ardışık Blastosist Transferi uygulaması ile gebelik ihtimali yükselmekte ve blastosist transferi ile elde edilen gebeliklerde düşük oranı çok azalmaktadır.

Menide hiç sperm yoksa…

Günümüz tıp teknolojisi menisinde hiç spermi olmayan erkeklere de testis (yumurtalık) biyopsisi ile baba olabilme şansı veriyor. Mikroenjeksiyon uygulamaları için testislerden birkaç adet sperm elde edilmesi yeterlidir. Günümüzde kullanılan gelişmiş yöntemler sayesinde testiste sperm üretimi çok az veya sadece belli bölgelerde olsa dahi, testislerin değişik bölgelerinden biyopsi ile alınan parçalardan spermler ayrıştırılıyor ve TESE olarak adlandırılan bu yöntemle elde edilen spermler ile yapılan mikroenjeksiyon işlemi sonrasında bu vakalar çocuk sahibi olabiliyor.

Nedeni izah edilemeyen kısırlık ve tedavisi

Kısırlık nedenini açıklayan bir problemin bulunmadığı çiftler bu gruba girer. Tüm araştırmalar yapıldıktan sonra bir problem bulunamayan çiftlerin oranı %5-15 arasında değişir. Bu çiftlerin bir kısmı hiç tedavi görmeden gebe kalabilir. Gebe kalamayanlar için en başarılı tedavi yöntemi ise yardımcı üreme teknikleridir. Son yıllarda yapılan çalışmalar, bu çiftlerin bir çoğunda kısırlık sebebinin bağışıklık sistemindeki bozukluklar olduğunu göstermektedir. Bağışıklık sistemindeki bozukluklar implantasyon başarısızlığına yani embriyonun rahme tutunamamasına ve gebeliğin erken dönemde düşükle sonlanmasına yol açar. Bu vakalar paternal lenfosit immünizasyon (lenfosit aşısı) ile tedavi edilerek çocuk sahibi olabilir.

Kültür ortamları

Yumurta toplandıktan sonra takibi, işlenmesi spermle bir araya getirilmesi, oluşan embriyonun gelişiminin takibi ve en sonunda ana rahmine transferi hep bir kültür ortamı içinde gelişiyor. Bu ortamlarda içerikleri ise her safhada değişiklik gerektirmekte. Bu safhalara uygun ortamların kullanımı önemli bu teknolojideki son gelişmeler ve kullanılan ortamlar, başarıyı arttırmakta. En son kullanılan embriyo transferindeki yeni kültür ortamı, embriyonun ana rahminde tutunmasını arttırmaktadır.

OFTALMOLOJİ

Göz hastalıklarının tedavi yöntemlerindeki gelişmeler, görme kaybına neden olan birçok hastalığa erken tanı konmasına, dolayısıyla da bu hastalıkların ilerlemeden tedavi edilebilmesini sağladı. Katarakt, miyop, göz tansiyonu gibi rahatsızlıklar artık geliştirilmiş yeni teknolojiler sayesinde tedavi edilebiliyor. İşte Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Erol Demirci’nin göz alanındaki gelişmelerle ilgili anlattıkları… Silikon bilgisayar ciplerinin ufaltılmış bir modelinin göz içine yerleştirilmesi ve görme siniri ile irtibatlandırılmasıyla ışığı dahi fark edemeyen bazı hastalar, ışığın geliş yönünü ve siluet halinde cisimleri algılayabilmişlerdir. Dolayısıyla biyonik göz, görmesi ileri derecede bozulan hastalar için bir umut oluşturuyor. Ancak henüz deneme aşamasındadır. Kısa bir süre önce 68 yaşındaki Robert Rosene, dünyanın ilk biyonik gözlü insanı unvanını elde etmesine karşın 6 milyon dolarlık adamın teleskopik görüşüne sahip olamadı. Retinaya bir mikroçip yerleştirilmeden önce tamamen kör olan Rosene biyonik göz naklinin ardından ışıkları, çevresindeki yuvarlağı ve gölgeleri seçmeye başlamasına karşın hala karısının yüzünü göremiyor. ABD de yaklaşık 70 bin kişi biyonik kulak kullanırken deneme aşamasındaki biyonik göz sadece 6 hastada bulunuyor. Glokom (Göz tansiyonu): Glokom tedavisinde cerrahi olarak yeni geliştirilen viskokanalostomi tekniği ile yüz güldürücü sonuçlar alınıyor. Yeni geliştirilen glokom damlaları bu hastalığın yaptığı hasara karşı koruyucu alternatif olarak kullanıma başlandı. Şeker hastalığı ve retina tabakası: Lazer tedavisi ve özel cerrahi gazların göz ameliyatlarında kullanılması ile göz içi ağ sıvısı (vitreon) ile silikon uygulaması, retina cerrahisinde başarı oranını yükseltmiş ve yeni bir çığır açmıştır. Katarakt: Katarakt ameliyatlarında göz içine konan kristalin lensleri ile önceden yapılanlarda eksiklik olan yakına uyum okuma gözlüğü ihtiyacı bunlarla ortadan kalkıyor. Ayrıca yeni sıvı şeklinde lens enjeksiyonları da yakın zamanda kullanıma girecek.

ESTETİK VE PLASTİK CERRAHİ

Estetik yaptıran insanların sayısı gün geçtikçe artıyor. Bunun bir nedeni de yeni tekniklerin hem hasta hem de cerrahlar açısından daha tatmin edici olmaları. Bir zamanlar büyük cerrahi işlem gerektiren sorunların, yeni teknoloji sayesinde artık daha kolay halledilebildiğini belirten Oymak Plastik Cerrahi Merkezi’nden, Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Tunç Tiryaki gelinen son noktadan söz ediyor…

Plastik cerrahide yeni ufuklar

Küçük bir delikten sokulan televizyon kamerası ile yapılan endoskopik estetik ameliyatlar artık birer gerçek. Küçük bir televizyon kamerası sayesinde vücudun iç yapıları bu şekilde büyüteç altında görülebiliyor. Kadın doğum veya ortopedi gibi branşlarda yıllardır kullanılmasına rağmen endoskopi yöntemi, estetik cerrahinin rutin kullanımına yeni girmiş ve parlak gelecek vaat eden bir teknik. Yaşlanan yüz cildinin ve yüz kırışıklıklarının ameliyatsız tedavisi ise, çeşitli ilaç ve uygulamalar sayesinde mümkün hale geldi. Bu uygulamalar arasında kimyasal ve lazer peeling uygulamaları, Botox, dolgu maddeleri, Coleman tekniği ile yağ enjeksiyonu gibi uygulamalardan söz edilebilir. Cilt, kas ve kemik transplantasyonları rutin uygulamalardır. Plastik cerrahlar için, bacak kaslarından penis yapmak, ayak parmakları kullanılarak da el parmaklarını tamamlamak normal ameliyatlar kabul ediliyor. Vücudun istenen yerine uygun büyüme faktörleri verilerek o bölgede kemik oluşumunu sağlamak, yağ gelişimini sağlayarak örneğin memelerin ameliyatsız büyütülmesi pek yakında uygulamaya konabilecek gibi görünüyor. Doğumsal anomalilerin anne karnında cerrahi olarak düzeltilmesi, artık insanda uygulanacak kadar gelişti. Trafik kazalarında, kırılan yüz kemiklerinin tedavisinde, işleri bittiğinde vücutta eriyen mini plak ve vidalar ile son derece başarılı sonuçlar alınıyor.

Eski ameliyatların teknikleri geliştirildi

Plastik cerrahi dalında, topluma en çok yansıyan gelişmeler genellikle estetik cerrahi alanında oluyor. Bu gelişmelerde bekleneceği gibi hep daha az iz bırakan, daha kısa süren, daha ucuz ve daha etkili girişimler yönünde oluyor. Gerçekten de bugünün estetik cerrahi çok gelişmiş yöntemler ve olanaklara sahip. Asıl büyük gelişmeler, zaten uzun zamandır yapılmakta olan ameliyatların, tekniklerinin değişmesi ile olmaktadır. Örneğin meme asma ameliyatları eskiden de yapılıyor; ancak pek başarılı olmamakla beraber, aşırı iz bırakıp yeterli estetik görüntü sağlanamıyordu. Ancak son 5 yıldır uygulanan yeni bir yöntem bu ameliyatı son derece popüler hale getirdi.

NÖROŞİRÜRJİ

Birçok beyin ameliyatı, gelişen yöntemler ve yeni cihazlar sayesinde ‘şipşak’ yapılabiliyor. Bu alandaki gelişmelerle ilgili bizi Doğan Hastanesi, Nöroşirürji Uzmanı, Op. Dr. Turhan Karalar aydınlattı…
“Servikal Spondilotik Miyelopati ve OPLL’de ön-yan yaklaşımla omur cisminin eğimli traşlanması yöntemi” yeni bir teknik olarak ülkemizde uygulanmaya başlandı. Toplumumuzda 60 yaş üzeri insanlarda sıklıkla karşılaştığımız boyun, sırt ve her iki kolda uyuşukluk gibi belirtilerle başlayan hastalık, hastalar tarafından “boynumda kireçlenme” var diye adlandırılıyor. Tıp dilinde “Servikal Spondiloz” diye adlandırılan bu hastalık; omurgaya ve ilgili yumuşak dokulara olan küçük travmalarla ve yaşlanmayla ortaya çıkar. Süreğen ve ilerleyici bir hastalıktır. Disk yüksekliğinin zamanla azalması, boyun omurlarının arasındaki eklemlerin ve bağların kalınlaşması, disk kenarlarında omuriliğe ve omurilikten çıkan sinirlere bası yapan kemiksi çıkıntılar giderek sertleşmiş ve hareketi azalmış bir omurga ortaya çıkarır. Bu rahatsızlığın ileri evrelerinde kollarda ve bacaklarda güçsüzlük ortaya çıkabilir. Çok mesafeli dejeneratif boyun ve omur hastalıklarında ilik kanalını genişletmek amacıyla arkadan, önden ve ön-yandan çok değişik cerrahi girişimler uygulanmıştır. Bu tekniklerin füzyon ve enstrümantasyon gerektirmeleri ve çeşitli komplikasyonlar nedeniyle, son 3-4 yıldır ülkemizde sınırlı birkaç merkezde “ön-yan yaklaşımla omur cisminin eğimli traşlanması yöntemi” kullanılıyor.

KANSER: HERKESİN GENETİK PROFİLİ FARKLI

Bir tümör genelde hedef aldığı organa, boyutuna ve mikroskopta kanserli hücrelerin nasıl göründüğüne göre tanımlanır. En iyi teşhis yöntemleriyle bile tümörün ne kadar çabuk sürede gelişeceğini tam olarak saptamak zordur. Tümörün kısa sürede mi yayılacağı, yoksa yıllar boyu ‘uykuda’ mı kalacağı pek bilinemez. Daha doğru teşhis için gerekli bilgiler hücrelerin içinde, genlerde ve onların davranışını belirleyen diğer moleküllerdedir. Bilim, değişik tümör tiplerinin genetik profilinin şifresini çözmek ve özelliklerine göre tedavi uygulayabilmek için dev adımlar atıyor.

Kategoriler
Sağlık
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Kansere karşı meyve ve sebze

    Kansere karşı meyve ve sebze

    Amerikan Ulusal Kanser Enstitüsü’ne göre, ABD’deki kanser ölümlerinin yüzde 35’i, yüksek miktarda yağ ile az miktarda sebze ve lif içeren beslenme tarzından kaynaklanıyor. Günde 4 ya da 9 porsiyon...
  • Ispanakta demir yok ama gözleri koruyor

    Ispanakta demir yok ama gözleri koruyor

    Ispanağın daha önce bağışıklık sistemini güçlendirdiği, inme riskini azalttığı ve kataraktı önlediği ortaya çıkmıştı. Temel Reis’in mucizevi gıdasının şimdi de gözleri koruduğu, ilerleyen yaşlarda körlüğe neden olan Maküla bozulması...
  • Şeker hastalığı kanseri de tetikleyebiliyor

    Şeker hastalığı kanseri de tetikleyebiliyor

    Japon Ulusal Kanser Merkezi tarafından yapılan araştırmaya göre, ‘çağın hastalığı’ olarak gösterilen şeker hastalığının pankreas ve böbrek kanserine neden olabileceği öne sürüldü. 98 bin kişiyle yapılan dev araştırmaya göre,...
  • Alındaki kırışıkları yok edin migren de yok olsun

    Alındaki kırışıkları yok edin, migren de yok olsun

    Alındaki kırışıkların giderilmesi için yapılan estetik ameliyatının migreni ortadan kaldırabildiği bildirildi. İngiliz New Scientist dergisinin haberine göre, ABD’nin Cleveland kentinden Doktor Bahman Guyuron, kadın hastalarından biri, alnındaki çizgilerin giderilmesi...