Yanlış Hayatı Doğru Yaşayamamakta Israrlı Bir Komiserin Öyküsü…Behzat Ç.

Eğer roman olduğu gibi uyarlanabilseydi son derece Coenesk bir polisiye çıkacaktı karşımıza. Her şeyden önce ‘Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm’ ekibi romandaki gibi hiç konuşmayan bir Behzat Ç. sunmayı...
Yanlış Hayatı Doğru Yaşayamamakta Israrlı Bir Komiserin Öyküsü…Behzat Ç.

Eğer roman olduğu gibi uyarlanabilseydi son derece Coenesk bir polisiye çıkacaktı karşımıza. Her şeyden önce ‘Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm’ ekibi romandaki gibi hiç konuşmayan bir Behzat Ç. sunmayı başarmış olsaydı, erkek egemen dilde yer almayı reddeden, Türkiye Sineması’ndaki ilk erkek karakter olacaktı.

Behzat Ç. bilindiği üzere Emrah Serbes’in 2006 yılında yayınlanan ‘Her Temas İz Bırakır’ adlı romanıyla tanıştığımız bir karakter. Behzat Ç’nin maceraları 2008 yılında yayınlanan ‘Son Hafriyat’ ile sürdü. Ardından 2010 yılı sonlarında ilk kitaptan uyarlanan dizi ve 2011 yılında da ikinci kitaptan uyarlanan sinema filmi geldi. Serbes’in komiseri, diziden sonra kısa zaman içinde fenomen haline geldi. Behzat Ç.’nin hemen her izleyici kesiminden hayranı var, aldığı övgüler kadar eleştirilerin de hedefi haline geliyor. Behzat Ç’yi, Deli Yürek Yusuf Miroğlu ya da Polat Alemdar gibi karakterlerle aynı platformda değerlendirmenin ve karşılaştırma yapmanın son derece acımasız bir yaklaşım biçimi olduğu kanaatindeyim. Behzat Ç. adı anılan iki karakter gibi vatanperver, milliyetçi duygularla hareket etmez. Harp Okulu’ndan atılmıştır, iktidarla otoriteyle soranları vardır ve bir şeylerin ters gittiğinin farkındadır. Behzat Ç.’nin sırrı Süreyyya Evren’in ‘Sıcak Nal’daki yazısında dile getirdiği gibi sıradanlığında gizlidir;

Behzat-Ç.-ekipDiziyi sanırım dengede -ve yayında- tutan öğe bu taraf almanın ‘bilinçli solcuların’ perspektifi gibi ortalama beğenimiz ve sansür mekanizmalarımız açısından ‘irrite edici’ bir perspektif aracılığıyla değil ama belirli bir lümpenliğin ‘sahicilik efekti’ne sahip cinayet masası polisleri aracılığıyla verilmesi (…) seyircinin tepkisini çekecek ve “gene mi bu laflar” dedirtecek (ya da böyle bir sonuca yol açacağı varsayılan) sözler, siyasi bilinci olmayan ve fundamental insani değerlerle hareket ettiği de bu yüzden veri kabul edilebilen ‘sahici’ polislerin ağzından çıktığında inandırıcı olabilmeleredir (ya da böyle olacağı varsayılmaktadır).

Serbes, ‘HerTemas İz Bırakır’da da, ‘Son Hafriyat’ta da bize solcu gençleri, onların yanında yer alan bakış açısıyla anlatır. Ancak her iki romanda da ilginç olan Serbes’in anlatılarına görünür olandan; yüzeydekinden yani cinayet bürodan başlamasıdır. ‘Her Temas İz Bırakır’da intihar gibi görünen bir vaka cinayet büronun sıradan, apolitik amiri Behzat Ç.’nin istihbarat (filmde istihbarat romanda teşkilat diye geçer) ile itişe kakışa, istihbaratın tüm tehditlerine rağmen ortaya çıkardığı üzere bir yargısız infazdır. Bu yargısız infaza gelene dek taciz ve kürtaj gibi meseleleri kadın gözünden anlatır Serbes. Behzat Ç’de vücut bulan, temsil edilen Türk erkeğinin ezberini sorgular. Zor zamanlarında kızının yanında olmayan, ancak her haliyle kendi kızına benzeyen başka bir genç kadının cinayetini araştıran Behzat Ç. romanın sonunda kızını kaybeder ve başa döneriz bir bakıma.

‘Son Hafriyat’ da ‘Her Temas İz Bırakır’a benzer biçimde başlar. Karşımızda yine, ‘sıradan’ görünümlü bir vaka vardır. “Türkiye’de neden hiç Amerikan polisiyesi izleyemiyoruz” ya da “neden kaliteli bir seri katil hikâyemiz yok” diye yakınır dururuz. Çünkü seri katil yaratmak kolay iş değildir. Seri katil yaratırken onun arkasında yatan nedenleri, onu oluşturan sosyopolitiği, toplumsal gelişim sürecini de hesaba katmak gerekir. Basit bir cinayet gibi görünen suçta derinlere inildikçe Red Kit, 1990’lı yıllarda faili meçhulün; yargısız infazın ailesiz bıraktığı, anne ve babasının ölümüne şahit olmuş, yetimhanede büyümüş, ömrü mezar aramakla geçmiş bir karakter olarak karşımıza çıkar. Hatta Red Kit’in anne ve babasının öldürüldüğü sahne, ‘Büyük Adam Küçük Aşk’ filminde Hejar’m emanet edildiği evdeki insanların öldürüldüğü sahne ile benzerlikler taşır. Red Kit çamaşır makinesine saklanırken, Hejar da dolaba saklanarak ölümlere tanık olmuşlardır. Aralarındaki en önemli fark; Hejar’m onu yalnız bırakmayan bir dedesi varken, Red Kit’in hayatının yetimhanede, yetiştirme yurdunda geçirmiş bir erkek çocuğu olmasıdır.

DAHA ÇOK ALKOL, DAHA ÇOK SİGARA VE DAHA ÇOK KÜFÜR

Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm’ filmi, filme esin kaynağı olan romanı okumayan Behzat Ç. hayranları için tatmin edici olabilir ancak eğer romanı okuduysanız (benim gibi) işiniz zor. Roman, cinayet masanın müfettişler tarafından sorgulanması ve Red Kit’in terapistiyle görüştüğü ve dolayısıyla Red Kit’in geçmişine yolculuk yaptığımız sahnelerle paralel ilerler. Tüm cinayet masa, komiserlerinin ‘iş kazasını’ örtbas etmek için uğraşırlarken en çok dikkat çeken; komiser Behzat’ın, kızının ölmesinden mütevellit tek kelime konuşmayan, cebinde Hoppa adını verdiği taşanı ile dolaşan son derece absürt bir karakter oluşudur.

Behzat Ç.-ekipBöylesi kara mizah yapan bir romanı olduğu gibi uyarlamanın pek mümkün olmadığı ortada. Eğer roman olduğu gibi uyarlanabilseydi son derece Coenesk bir polisiye çıkacaktı karşımıza. Her şeyden önce ‘Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm’ ekibi romandaki gibi hiç konuşmayan bir Behzat Ç. sunmayı başarmış olsaydı, erkek egemen dilde yer almayı reddeden, Türkiye Sineması’ndaki ilk erkek karakter olacaktı. Ancak konuşmayarak erkek egemen dilde yer almayacağını ümit ettiğim karakter, roman-dakinin aksine bu dili daha da pekiştirmekten başka bir şey yapmıyor. Yanı sıra filmde Red Kit, romana oranla oldukça iki boyutlu, karikatür bir karakter. Tıpkı yine oldukça yüzeysel biçimde işlenen Kendini Ahmet Sanan Süleyman’da olduğu gibi. Ve tabii en önemli değişiklik olarak, romanda Red Kit’in kız kardeşini öldüren eski teşkilatçı yeni ahlak büro amiri Ekrem’in ve onun zihinsel engelli kız kardeşi Songül’ün yerine filmde, olay yeri inceleme polisi olarak ekibe dahil olan güzel Songül ve onun (eski teşkilatçı) zihinsel engelli abisi çıkıyor karşımıza.

‘Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm’ kısaca, kötü polislere iyi polislerin kafa tutmasını anlatıyor. Behzat Ç’nin ekibi bu kafa tutuşu; Türk Öğün Çalış Güven anıtının üstüne çıktıkları ve silahlarım Red Kit’e doğrulttukları sahnede ortaya konduğu gibi, anıt ile temsil edilen değerleri ‘ne pahasına olursa olsun’ koruyacaklarına dair bir iddia da taşıyor. Behzat Ç. ve ekibi kötü polislere karşı mücadele verirken aslında onların kullandıkları yöntemleri kullanıyor. Sorun da tam burada başlıyor. Baş komiser, ‘suçsuz olduğu halde’ gördüğü işkence sonucu ruh sağlığını yitiren Kendini Ahmet Sanan Süleyman karakterine şefkatle yaklaşırken, büyük bir mücadele verdiği kötü polislerin yaptığı gibi, karşısına çıkan her insana tekme tokat girişmesi ciddi bir çelişki arz ediyor.

Behzat-Ç._bernaSon derece kendiliğinden bir politik vicdana sahip olan, kendi doğrularının peşinden giden Behzat Ç.’nin romanda ‘bir bebekten bir katil yaratan karanlığa’ karşı verdiği tüm mücadelenin, filmde Songül’e duyduğu platonik aşka bağlanmasını izlemek gerçekten oldukça ıstırap verici. Dolayısıyla ‘Behzat Ç. Seni Kalbime Gömdüm’ filminin daha çok dizinin getirilerinden yararlanmaya çalışan bir yapım olduğunu söylemek mümkün. “Dizide yapamadıklarımızı yapacağız” sözleriyle yola çıkan Behzat Ç. ekibinin, daha çok alkol, daha çok sigara ve daha çok küfürden ibaret bir yapımı kast ettiklerini görmek romanın hayranlarını hayal kırıklığına uğratıyor ne yazık ki.

Tuğba Benli Özenç’e teşekkürlerimle…

GÜL YAŞARTÜRK/Birgün

Kategoriler
TV

Benzer Konular

  • Popüler kültürdeki “kadın taarruzu” üzerine

    Popüler kültürdeki “kadın taarruzu” üzerine

    Güvenilmez kadın anlatıcılar ve zamane polisiyeleri Birbiri ardına yayımlanan “Kayıp Kız”, “Trendeki Kız” ve “Cesaretin Var mı?”; belli açılardan kadını toplumda kontrol eden kurumlara eleştiriler getirirken, belli açılardan da...
  • Emrah-Serbes-Son-Kitabı-‘Erken-Kaybedenler’

    Emrah Serbes Son Kitabı ‘Erken Kaybedenler’

    Kaybetmenin gönülden hali TV’ye uyarlanıp fenomen olan Behzat Ç. başta olmak üzere ‘Hikayem Paramparça’ ve ‘Her Temas İz Bırakır’ gibi kitaplarıyla Türk polisiyesine yeni bir soluk getiren başarılı yazar...
  • Osman Aysu

    Taktık Biz Bu Polisiyeye

    Türk polisiyesi patlıyor mu? Yoksa yüzyıldır hâlâ emekliyor mu? İtiraf edeyim, bu konuyla ilgili gözlemim önce tamamen benim kişisel merakımdan kaynaklandı ve son derece amatörceydi. Ben polisiye okumayı çok...