Türkiye’nin En Köklü Denizcilik Firmalarının Veliaht Prensesleri

Şadan Kaptanoğlu, Serra Cerrahoğlu, Başak Akdemir, İdil Baran… Babadan denizci dört genç, güzel ve akıllı kadın. `Denizde kadın uğursuzluk getirir’ sözüne inat denizcilik sektöründe çalışıyorlar. Denetimleri altındaki 18 gemiyi...
Şadan Kaptanoğlu, İdil Baran, Başak Akdemir, Serra Cerrahoğlu_0_0_0

Şadan Kaptanoğlu, Serra Cerrahoğlu, Başak Akdemir, İdil Baran… Babadan denizci dört genç, güzel ve akıllı kadın. `Denizde kadın uğursuzluk getirir’ sözüne inat denizcilik sektöründe çalışıyorlar. Denetimleri altındaki 18 gemiyi okyanuslarda dünyanın bir ucundan öbür ucuna yönetiyor, kontrol ediyorlar.

Şadan Kaptanoğlu, İdil Baran, Başak Akdemir, Serra Cerrahoğlu_0_0_0

Şadan Kaptanoğlu, İdil Baran, Başak Akdemir, Serra Cerrahoğlu

Üç tarafı denizlerle çevrili bir yarımada ülkesiyiz. Dış ticaretimizin yüzde 90’lık bölümünü deniz taşımacılığı yoluyla yapıyoruz. Fakat bu taşımacılığın yüzde 70’ten fazlası yabancı bandıralı gemilerle gerçekleştiriliyor. Komşu ülke Yunanistan, denizcilik sektöründe dünya liderliğine oynarken Türkiye, gerekli stratejik planlamalar yapılamadığı için tipik bir kara ülkesi gibi denizden ve sunduğu nimetlerden uzak yaşıyor. Türkiye, tıpkı tüm dünyada gelişmişliğin lokomotifi olarak görülen demiryolu taşımacılığında olduğu gibi, deniz taşımacılığına da sırtını dönmüş durumda. Peki Türk denizcileri ne yapıyor? Bu sorunun cevabını hepsi babadan denizci dört genç kadına sorduk. “Denizde kadın uğursuzluk getirir” sözünü yalanlarcasına onlar, Türkiye’nin en köklü denizcilik firmalarının veliaht prensesleri. Şadan Kaptanoğlu, Serra Cerrahoğlu, Başak Akdemir ve İdil Baran… Yaş ortalamaları 26 olan bu dört genç kadın, denetimleri altındaki 18 gemiyi okyanuslarda dünyanın bir ucundan öbür ucuna yönetiyor, kontrol ediyorlar. Hepsinin ortak hedefi ise 50 yıldan daha uzun süredir denizciliğin içinde olan babalarından aldıkları bayrağı daha ileriye götürebilmek. Bunu yapabilmek için de devletten istedikleri iki şey var. Birincisi kamu taşımacılığında Türk denizcilerine öncelik tanıması.

Ülke ekonomisine katkı

Serra Cerrahoğlu konuyla ilgili olarak şunları söylüyor: “Bütün dünyada denizcilik alanında önde gelen ülkelerde kamu taşımacılığı, o ülkenin kendi gemilerine yaptırılır. Mesela Japonya bunun en tipik örneğidir. Devlet kendi taşımacılığı için ülkesinin denizcilik şirketleriyle 10 yıllık kontratlar imzalıyor. Bu sayede hem denizcilik firmaları yeni yatırımlar yapma şansını buluyor hem de döviz yurt içinde kalarak ülke ekonomisine katkıda bulunuyor.” Ülke ekonomisine katkı, ama ne kadar katkı. İşte bunu düşünürken sözü alan Şadan Kaptanoğlu, aklımızdaki soru işaretlerinin yanıtını veriyor. Türk dış ticaretinde deniz yolu taşımacılığının çok önemli bir yere sahip olduğunun altını çizen Kaptanoğlu, Türkiye’nin yabancı bandıralı gemilerle yaptığı ticaretin iki milyar doları bulduğunu belirtiyor. Kaptanoğlu’nun açıklamasına göre denizciliğin yan sanayileri de eklendiği zaman bu rakam dokuz milyar dolara ulaşıyor. Kaptanoğlu, denizcilerin devletten fedakârlık beklemediğini belirtiyor. “Satın aldığımız doğalgazı yine o ülkenin gemilerine taşıyoruz. Halbuki ihale açılsa bizler de ihaleye katılırız. Gerekirse bir araya gelir, birlikte gireriz ihaleye ve bu işi kotarırız” diyor. Tabii bu sistemin oturtulabilmesi ve bu kadar büyük bir rakamın ekonomiye kazandırılabilmesi için gereken en temel unsur ise ciddi bir devlet politikası. Denizcilerin ikinci beklentisi de bu zaten. Japonya, Yunanistan ve Kore gibi ülkelerde, denizciliğin, çok kısa zamanda çok ciddi aşamalar kaydettiğini söyleyen Şadan Kaptanoğlu, özellikle Kore’nin, denizciliğin önemini anlar anlamaz 20 yıllık bir kalkınma programı hazırladığını ve bu program doğrultusunda hareket ederek, kısa zamanda dünya denizciliğinde söz sahibi bir ülke haline geldiğini belirtiyor. Şu anda Türkiye’nin dokuz milyon dwt’lik (Deat weigth ton: Taşınan yükün ağırlık birimi) bir filosu olduğunu belirten Kaptanoğlu, komşu ülke Yunanistan’da ise bu rakamın 150 milyon dwt’ye ulaştığının altını çiziyor. Ayrıca Yunanistan’ın filosundaki gemileri sürekli genç tuttuğuna da dikkat çeken Kaptanoğlu, bu nedenle denizcilik alanındaki liderliğin daha uzun bir süre Yunanistan’ın elinde kalacağına inandığını vurguluyor.

Riskli bir sektör

Bir ülkenin ticari filosundaki gemilerin genç olması çok önemli. Birçok liman belirli bir yaşın üstündeki gemileri kabul etmiyor. Ayrıca yaşlı gemiler, bakım ve tamir masrafları daha fazla olduğu için maliyeti iyice artırıyorlar. Fakat filoların genç olması, yine ülke ekonomisinin güçlü olmasıyla paralellik arz ediyor. Çünkü bir yük gemisinin maliyeti ortalama olarak 600 milyon dolar. Ailesinin denizcilik şirketinde çalışan Başak Akdemir, Türkiye’de denizciliğin gelişme gösterememesinin temelinde ülke ekonomisinin zayıflığının yattığı görüşünde. “Denizcilik finansman ağırlıklı bir sektör. Bugün bir gemi birkaç tane fabrikaya bedel bir yatırım gerektiriyor. Finansman ağırlıklı olduğu için ve Türkiye de çok zengin bir ülke olmadığı için asıl sorun burada yatıyor” diyor ve ekliyor: “Bakarsanız büyük ölçekli gemilerin büyük bir çoğunluğunun yabancı bankalardan sağlanan kredilerle kurulduğunu görürsünüz.” Tabii ki denizciliğin geri kalmasındaki etkili unsur sadece bu değil. Şadan Kaptanoğlu’na göre toprağa bağlılığı fazla olan bir toplum olmamız ve risk almayı sevmememiz denizciliğin gelişmesi için engel teşkil ediyor. Kaptanoğlu, “Belki de göçebe bir millet olduğumuz için toprağa sarılınca bir daha bırakmamışız. Biraz da risk almaktan hoşlanmayan bir toplumuz. Malımız hep gözümüzün önünde olsun istiyoruz. Ama zaman geliyor biz bir yıl boyunca gemimizi göremiyoruz. Bu, öyle bir servet ki altından su geçiyor, üzerinden rüzgâr esiyor sürekli. Dolayısıyla riskli bir sektör olduğu için insanımız çok sıcak bakmıyor” diyor.

Dayanıklılık gerektiriyor

Hayatındaki en büyük fantezisinin bir atölye açmak olduğunu ve çalışanlarının hep gözünün önünde olmasını istediğini söyleyen Kaptanoğlu şöyle devam ediyor: “Dünyanın her tarafında bayrağınızı gezdiren bir gemiyle böyle bir şansınız yok. İşinize bu derece sahip olduğunuz ve olmadığınız başka bir sektör yoktur. Bir gemi limandan ayrıldığı zaman patron kaptandır. Yani buradan yapılabilecek çok fazla bir şey yok.” Bunların hepsi denizci olmanın zorlukları, bir de kadın denizci olmak ve bu sorumluluğu kadın kimliğiyle taşımak var. Hele de denizde kadın uğursuzluk getirir düşüncesinin ne kadar yaygın olduğu dikkate alınırsa, bu sektörde çalışan kadınların işi bir o kadar zorlaşıyor. Genç bir denizci olan Başak Akdemir bu duruma şöyle açıklık getiriyor: “Babamla birlikte sürekli, denizciliğin içinde olduğum için çok doğal geliyor bana denizcilik sektöründe çalışmak. Bunun heyecanını hep duyuyorum. Çok yoğun bir iş. Gemi bir fabrika gibi değil. 24 saat işliyor. Bunun vardiyası yok. Sürekli çalışan, bir yerden bir yere giden ve üzerinde ihtiyaçları hiç bitmeyen bir varlık. Yüklü de olsa boş da olsa çalışan bir varlık olduğu için, bazen iki üç gün ofiste kalıp çıkan sorunları halletmek gerekiyor. Çok ciddi anlamda fizyolojik ve psikolojik dayanıklılık gerektiriyor bu iş.” Aynı zamanda Denizcilik Eğitimi Vakfı üyesi olan Akdemir, sektörün diğer sektörlere nazaran çok büyük eleman sıkıntısı olduğunu belirtiyor. Vakıf olarak istekli gençleri denizciliğe hazırladıklarını vurgulayan Akdemir, eğitimini tamamlayan hiçbir gencin açıkta kalmadan, iş bulduğunun altını çiziyor. “Özellikle uzun yol denizciliğinde çok ciddi eleman ihtiyacı var. Uzun yol denizcileri gayet iyi ücretlerle çalışan insanlardır. Bu nedenle denizciliğin gençlere alternatif bir meslek olarak tanıtılması gerekiyor” diyor. İdil Baran ise bu denizci kızlar grubunun en genç ve yeni üyesi. İngiltere’de tarih, Amerika’da iletişim eğitimi almış; fakat o, yine de dönüp baba mesleğine devam etmeye karar vermiş. “Denizcilik benim için bir fenomendi” diyen Baran, sektörde çok yeni olduğunu fakat en büyük hayalinin ailesinin kurduğu şirketi bugünkünden çok daha ileriye taşımak olduğunu söylüyor. Aslında bu, dört kadının da ortak hedefi. Onlar, yeni projeleri, ileriye dönük hayalleri ve belki de kadınsı inatlarıyla Türkiye’de özel sektör denizciliğinin geleceğine oynuyorlar.

Kategoriler
Ekonomi
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Özgürlüğe Açılan Yelkenler

    Özgürlüğe Açılan Yelkenler

    İnsanoğlu yelkenler sayesinde rüzgâra hükmetmeyi öğrendi. Onun gücünü, görmek istediği coğrafyalara ulaşmak için kullandı. Denizciliğin ilk göz ağrısı yelkenler, bugün de amatör denizcilerin tutkusu. Masmavi deniz üzerinde bembeyaz yelkenleriyle...