Türkiye’de Melez Irk Artışta

Prof. Dr. Ayla Sevim, define arama yapan kişilerden de mezarları tahrip ettikleri ve önemli bulguları yok ettikleri için rahatsız. İskelet haline gelmiş cesetlerin, cinsiyet, yaş, boy, morfolojik özellikler, geçirdiği...

Prof. Dr. Ayla Sevim, define arama yapan kişilerden de mezarları tahrip ettikleri ve önemli bulguları yok ettikleri için rahatsız.

Prof Dr. Ayla Sevim

İskelet haline gelmiş cesetlerin, cinsiyet, yaş, boy, morfolojik özellikler, geçirdiği hastalıklar gibi bulgularını saptayan ancak kamuoyu tarafından pek de bilinmeyen bir bilim dalı Adli Antoropoloji…

Pek çok insanın zihninde ‘iskelet ve kurukafa’ çağrışımı yapan antropoloji bilimi, artık adli vakaların aydınlatılmasında kullanılan önemli bir bölüm haline geldi. Ankara Üniversitesi bünyesinde kurulan Türkiye’nin ilk adli antropoloji laboratuvarında yumuşak dokusu yok olarak iskelet haline gelmiş adli vakaların yaş, cinsiyet, ölüm nedeni ve çeşitli morfolojik özellikleri rahatlıkla tespit edilebiliyor. Herhangi bir toplu mezar ya da iskeletleşmiş bir ceset bulunduğunda da vakayı ilk olarak antropologlar inceliyor.

Toplu mezarlarda bulunan cesetlerin kemikleri üzerinden hareketle yola çıkarak tarihe belki de ışık tutacak önemli bulguları saptayabilen Adli Antropoloji biliminin önemi her geçen gün daha da artıyor. Kırmızı Çizgi Dergisi olarak bu sayımızda özellikle adli vakalarda bilimsel incelemelerde önemli yeri olan Adli Antropolojiye yer vererek Ankara Üniversitesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Adli Antropoloji Laboratuarı sorumlusu Prof. Dr. Ayla Sevim’i konuk ettik.

Yaşayan insanla doğuda yaşayan insan arasında göçler sebebiyle morfolojik değişimler yaşanabileceğine dikkat çeken Sevim, ilginç bir tespitte bulunarak son yıllarda insanların birbirine karıştığını ve melez ırkın arttığı iddiasını ortaya atıyor.

Prof. Dr. Ayla Sevim define kazısı yapanların açtıkları mezarlarda iskeletleşmiş cesetleri tahrip ederek, tarihe ışık tutacak önemli bilgileri bu yolla yok ettiklerini de kaydediyor. Toplu mezar bulan vatandaşların mutlak suretle antropologlara bilgi vermeleri gerektiğinin de altını çizen Sevim, Türkiye’de yapılan kazılara adli antropologlar yerine adli tıpçıların çağrılmasının da hata olduğunu vurguluyor.

Ankara Üniversitesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Adli Antropoloji Laboratuarı sorumlusu Prof. Dr. Ayla Sevim Batıda yaşayan insanla doğuda yaşayan insan arasında göçler sebebiyle morfolojik değişimler yaşanabileceğine dikkat çekerek, insan DNA’sı ile genetik araştırması yapıldıktan sonra bu insanlara ‘Türktür, lazdır ya da kürttür’ denilmesinin çok iddialı bir söylem olacağını, göçler sonucunda insanların birbirine karışarak melez ırkın arttığını söylüyor.

Prof. Dr. Ayla Sevim, define arama yapan kişilerden de mezarları tahrip ettikleri ve önemli bulguları yok ettikleri için rahatsız.

Adli antropolojiyi iskelet haline gelmiş adli vakaların antropolojik yöntem tekniklerini kullanarak kimliklendirilmesi olarak tanımlayan Ankara Üniversitesi Adli Tıp Ana Bilim Dalı Adli Antropoloji Laboratuarı sorumlusu Prof. Dr. Ayla Sevim, toplu mezarlara ve iskeletleşmiş cesetlere uzman olmayan kişilerin müdahalesi halinde çok önemli kanıtların istenmeden yok edilebildiğini söyledi. Böyle durumlarda mutlaka antropologların görev alması gerektiğini kaydeden Sevim, başka biri için anlamsız gibi görünen çok küçük bir ayrıntının bile vakayı aydınlatabileceğini ifade etti. Sevim, iskelet şeklindeki adli olaylarda adli tıpçı, anatomist ve antropologun birlikte çalışmak zorunlu olduğunu vurguladı.

Uygarlıkların tespitinde kullanılıyor

Uygarlıkların tespitinde antropolojinin çok rahat çalıştığını kaydeden Sevim, “Çünkü mezarlıkların dönemi belli olabiliyor. Arkeolojik kazılarda mutlaka yanında ölü gömme gelenekleri ile bağlantılı veriler elde edilebiliyor. Ölünün şekli, kollarının bitişik ya da ayrı olması gibi. Bu tür saptamalardan sonra tarihsel dönem içerisinde yaşamış kültür ve medeniyetlerle bağlantısını oluşturarak yaşadığı uygarlığı tespit edebiliyoruz” diye konuştu. Arkeolojik bulgularla antropolojik bulguları bir bütün olarak değerlendirmenin gerekliliği üzerinde duran Sevim, cesetler üzerindeki antropolojik incelemelerin adli açıdan büyük önem taşıdığını iddia etti.

Ölüler adeta yeniden diriltiliyor

Yumuşak dokuları çürüyüp yok olmuş, iskelet haline gelmiş cesetlerin laboratuvar çalışmaları sonucu cinsiyeti, yaşı, boyu, morfolojik özellikleri, geçirdiği hastalıklar ve ölüm sebebinin ortaya çıkarılabileceğini vurgulayan Sevim, “Bunun yanı sıra iskeletin bulunduğu alan, çevresindeki giysi parçaları, takı gibi eşyalar ile ceset üzerinde oluşan kurtçuklar da incelenerek kişinin ne kadar zaman önce yaşamını yitirdiği tespit edilebilir. Ayrıca bulunduğu alanda mı; yoksa başka yerde mi öldüğü, bir cinayete mi kurban gittiği ya da kaza sonucu mu hayatını kaybettiğini de belirleyebilmekteyiz.” dedi. Çalışma sonucunda çeşitli etkenlerle tanınmayacak hale gelmiş cesetlerin ya da iskeletlerin kimliğinin tespiti sayesinde birçok adli vakanın da aydınlatılacağını dile getiren Sevim şöyle konuştu:

“Türkiye’de melez ırk arttı”

“İncelenen iskelet sayesinde kişinin yaşarken hangi kültüre sahip olduğu, nasıl bir yaşam sürdüğü, beslenme şekli, yaşadığı iklim ve bölgenin yanı sıra üyesi olduğu toplum grubuyla ilgili bilgilere de ulaşılabilecek. Bir insanın sadece kafatasına bakarak hangi ırklara dahil olduğu kesin olarak tespit edilemez. Adli antropologlar tek bir iskeleti ele aldıklarında önce dağınık parçaları bütün haline getirirler. Antropolog hep kemik üzerinde çalıştığı için önce o kemiklerin hayvana mı yoksa insana mı ait olup olmadığını tespit eder Sonra o kemikler üzerinde kişinin vücudunda herhangi bir hastalık izi, darp izi var mı ya da o insana özgü bir iz var mı diye bakılır. Yaşını belirleriz. Yaşını belirleriz derken bir yaş aralığı veririz. Genç, erişkin, çocuk ve yaşlılarda uyguladığımız metod farklıdır. İskeleti bütün olarak bulduğumuz taktirde cinsiyet belirlemede yüzde yüze yakın sonuç elde ediyoruz. Kemikler üzerinde epigenetik dediğimiz bir takım özellikler saptanabiliyor. Bu özellikler belirlenerek hangi toplumlarda yoğun olduğu bulunabiliyor. Burada önemli bir nokta ise iskelette bulunan özelliklerin Türklere ya da Ermenilere aittir demenin çok doğru olmadığıdır. Çünkü son zamanlarda toplumlar çok karıştılar. Melezleşme oldukça yoğunlaştı.”

“Toplu mezarlar antropolog işi”

Antropologların son birkaç yıldır adli vakalarda olay yeri inceleme ekibinin içerisine dahil edildiğini vurgulayan Sevim, bugüne kadar yaşanan vakalarda olay yerine ilgisiz kişilerin çağrıldığını ve verilerin harap edildiğini söyledi. Türkiye’de yapılan kazılara adli antropologlar yerine adli tıpçıların çağrılmasının hata olduğunun altını çizen Sevim, “Adli tıpçılar gerekli verileri dikkatli bir şekilde toplamayabiliyorlar. Biz düzenlediğimiz kurslarla adli antropolojinin bir bilim dalı olduğunu zihinlere yerleştirmeye çalışıyoruz. O yüzden bir toplu mezar bulunduğu taktirde yetkililerden mutlaka bir antropologun da çağrılmasını istiyoruz. Avrupa Birliğine girebilmek için kazılarda adli antropolog bulundurma koşulu aranıyor artık. Bu da bizim açımızdan önemli bir gelişme” diye konuştu.

“Türk mü, kürt mü, ?”

Batıda yaşayan insanla doğuda yaşayan insan arasında göçler sebebiyle morfolojik değişimler yaşanabileceğine dikkat çeken Sevim, iskeletin DNA’sı ile genetik araştırması yapıldıktan sonra bu ‘Türktür, lazdır ya da kürttür’ denilmesinin çok iddialı bir söylem olacağını söyledi.

Türkiye’nin antropoloji haritası ile ilgili sadece küçük guruplar üzerinde çalışmalar yapıldığına işaret eden Prof Dr. Ayla Sevim, son zamanlarda bu konuda çok ayrıntılı bir çalışmanın olmadığını ifade etti.

 

Yazar: Önsel Ünal

Kategoriler
Tarih
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular