Türk Şarabı Yükselişte

Şarap binlerce yıl önce çıktığı Anadolu’ya yeniden büyük bir dönüş yapıyor. Değişen iklim şartlarıyla şarap piyasası yeni verimli topraklar arıyor. Birçok şarap otoritesi gözünü Türkiye topraklarına dikmiş durumda. Avrupalı...
Türk şarapları

Şarap binlerce yıl önce çıktığı Anadolu’ya yeniden büyük bir dönüş yapıyor.

Değişen iklim şartlarıyla şarap piyasası yeni verimli topraklar arıyor. Birçok şarap otoritesi gözünü Türkiye topraklarına dikmiş durumda. Avrupalı yatırımcılar Türkiye’ye sık sık şarap için ziyaretler yapıyor. Türk şarapları katıldıkları yarışmalardan altın madalyalarla dönüyor.

Son yıllarda şarap, yüzyıllar önce çıktığı Anadolu’ya yeniden büyük bir dönüş yapıyor sanki. Türkiye’de şarap alanında son 10-15 yıldır başlayan gelişmeler, son sürat devam ediyor. Ünlülerden ünsüzlere, bağ sahibi olmayan kalmadı nerdeyse. Yeni yasayla birlikte, bir de ithalat başlayınca, şarap piyasası iyice şenlendi. Bu durumda yegâne içkimiz rakının pabucu dama atılır mı bilinmez ama şarapseverler ve üreticiler kaliteyi yükseltmek, dünya pazarlarında yer edinebilmek adına kendilerini geliştirmeye bakıyorlar.

Tadım partileri, şarap festivalleri, özel şarap dersleri, Gagarin kardeşlerin Türk ortaklarıyla Kilis’te açmayı düşündükleri şarap fabrikası, Pamukkale’nin Fransa’ya sattığı şaraplar vs. derken, şarap gündelik hayatımızın önemli bir parçası olmaya doğru hızla ilerliyor.

Fransa, İspanya, İtalya gibi ülkelerle karşılaştırıldığında, Türkiye hâlâ üzümü içen değil de yiyen bir ülke gibi dursa da, son gelişmeler gösteriyor ki, son 10 yıldır bayağı bir yol kat etmişiz. Türkiye, şu anda bağ alanı yönünden dünya ülkeleri arasında dördüncü sırada. Yaş üzüm üretimi yönündense beşinci sırada yer alıyor. Belki de bundan 30-40 yıl sonra, şarap efendisi Fransa, Türkiye’den şarap bekleyecek. Keza bu, var olan şartlar düzeltildiği takdirde kesinlikle bir ütopya değil.

Sibel Kutman (Doluca Pazarlama Müdürü)

“Bağ almak iyi bir yatırım”
  • Doluca için 1926’dan itibaren gelişen süreç tamamen Türkiye’nin gelişimiyle paralel ilerliyor. 1970’te bir kırmızı, bir beyaz şarap ile Türkiye’nin devi olan Doluca, 30 sene içinde iki markadan 25 markaya, 300 bin kişiden 12 milyon kişiye varan bir patlama yaşadı.
  • 80’lerde Türkiye’de oluşan gelişmeler ve turizme kapıların açılmasıyla tamamen kapasite arttırıldı. Kaliteye çok önem verilemiyor; çünkü turiste mal yetiştirmek lazım ama bu sayede Doluca da diğer üreticiler gibi belli bir refaha eriyor ve 90’ların ortalarından itibaren kaliteye yönelik yatırımlar yapılabiliyor.
  • Yarışmalarda kazanılan madalyalar da yurtdışına kapı açıyor. Firmaların kendi yaptıkları tanıtımın dışında, gidip gelen turistler de içtikleri şarapları kendi ülkelerinde tanıtabiliyorlar. Önemli olan dikkat çekmek. Türk şarapları da bunu başarıyor.
  • Avrupa’da Fransa, İtalya, İspanya gibi ülkelere ihracat yapıyoruz. Almanya, İskandinavya, Kuzey Avrupa haricinde Kıbrıs, Japonya ve Kanada da şarap gönderdiğimiz ülkeler arasında. Türklerin fazla yaşadığı ve fazla turist gönderen ülke olduğu için Almanya bu ülkeler arasında ilk sırada. Fransa, Amerika ve İtalya’da da bu şans olabilir ama oralara fazla sayıda üretim yapmak gerekiyor. Mesela Özel Kav için Amerika, “300 bin şişe deneme partisi gönderin önce” dedi. Biz toplamda ondan 150 bin üretiyoruz zaten. Umarım 5, 10 yıl sonra bağlar artınca bu da mümkün olur.
  • Vergi vurdukça yatırım hızı düşüyor. Gelirin % 63’ü devlete gidiyor ve bu oran, dünya düzeyinde bir rekor. Bu da şarapçılığın yavaş ilerlemesinin önemli bir sebebi.
  • Türkiye şarapçılık anlamında çok şanslı bir coğrafyada ama bunu yeterince değerlendiremiyor. Ben yurtdışında şarap üzerine okurken şarapçılık anlamında Türkiye’ye hâlâ “Osmanlının son dönemindeki hasta adam” olarak bakıyorlardı.
  • “İslamiyet sebebiyle şarapçılık çok gelişemiyor” deniyor ama Cezayir, Tunus gibi Müslüman ülkeler, bizden daha fazla şarap tüketiyorlar. Üretici pamuk üretiyorsa, daha fazla ederi olursa şarapçılık da yapar ama bizde kültür olarak hâlâ önce rakı sonra bira geliyor.
  • Doluca Sarafin, Fransa’dan getirdiği ürünler Chardonnay ve Sauvignon Blanc ile önemli bir adım attı ve büyük bir gelişime ön ayak oldu. İleride şarapçılık tarihi açısından bunun bir devrim olduğuna inanıyorum.
  • Bağcılık için birtakım üreticilerle iş görüşmeleri yapıyoruz. “Gel bu araziyi dik” diyoruz ve her açıdan o bağı geliştirmeye çalışıyoruz. Eğitimler veriyoruz, kontroller yapıyoruz vs. Anlaşmalı bağcılık denen bir sistem bu ve böyle çalışan birkaç üretici var.
  • Şarapçılığın gelişmesi için Tekel’in de çaba göstermesi gerekir ki, zaten bağcılığı desteklemek amacıyla kurulmuş çünkü ihtiyaç varmış ama 20- 25 senedir, özel sektöre rakip, hantal ve zarar eden bir Tekel var. Kiloya göre taban fiyatı açıklanıyor. Bu da kaliteyi düşürüyor. Bağcılar buna alışıyor çünkü. Kalite ve kontroller bu yüzden geri planda kalıyor.
  • Biz istediğimiz kadar harika bağlar yapalım, tüketiciyi bilinçlendirmezsek başarılı olamayız. “Şarap hangi bardakta içilmeli” gibi şeylerden bahsetmiyorum. Şarabı denesin, hayatının bir parçası yapsın. Bu da deneyimle ilgili. Beğendiği şişeyi çevirip baksa bile yeter.
  • Kırmızılarda Öküzgözü, Kalecikkarası, Boğazkere, beyazlarda da Narince ve Emir gerçekten yerel ve farklı üzümler. Bu tatlar dünya şarap piyasasında farklılık yaratabilir ama dışarıdan gelip de dönümlerce yatırım yapmayı gerektirecek çok fazla artısı yok. Öküzgözü Merlot gibi değil örneğin. Çünkü bir süreye kadar yıllandırılabiliyor. Sonuç itibarıyla dünya pazarına yıllarca elenip elenip gelmiş sekiz tane üzüm hâkim. Ama saydığım beş üzüm de kupajlarda, denemelerde kullanılabilir.
  • Aralıkta her biri bir yabancı ve bir yerli üzüm çeşidinden yapılmış üç yeni ürün çıkacak. Çok kısıtlı rakamlarla, bazı marketlere verilecek ve internet üzerinden satılacak. 2004 içinde de bütün marketlerde ve restoranlarda satılmak üzere üç tane hacimli ürün çıkacak. Sonuçta 90’dan beri kendi üzümlerimizi biliyoruz. 98’den beri de hangisi hangisiyle iyi gidiyor diye bakıyoruz.
  • Bağcılık iki şekilde gelişiyor. Biri anlaşmalı bağcılık, diğeri de şarap işiyle alakası olmayan ama hobi olarak yapmak isteyenler. Daha çok emekliler. Kimisi elli dönüm, kimisi on dönüm bağ alıyor. Sürekli bu konuda mail’ler ve telefonlar alıyoruz. Sonuçta bağ on dönüm de olsa; bu, iyi bir yatırım.

Mehmet Yalçın (Gazeteci)

  • “Potansiyel büyük, durum hazin”
  • Türkiye’de bağcılık adına belli bölgeler bomboş, cıvıl cvıl bir harita çıkmıyor hâlâ. Hele de Fransa’daki şarap bölgeleri haritasıyla karşılaştırılınca.
  • Türkiye’nin problemi, halkın önemli bir bölümünün dinsel tutuculuktan dolayı şarabı hâlâ günah sayması.
  • İhracat için şarabınızın belirli bağlardan çıkması ve seneden seneye tadının çok anormal oynamaması lazım. Şarapta apelasyon denilen bir sistem vardır. Nasıl şarap yapılacağı konusunda optimum özellikler bulunmuştur ama Türkiye’de hâlâ bir denetim kurumu yok.
  • Türkiye’de ziraatta bağcılık ayrıdır, şarap yatırımı ayrıdır. Biz de bağcılık okutulan okullarda, “Mümkün olduğu kadar yüksek verim alan bağ” yapılması öğretiliyor. Halbuki şarapçılık üzümünde ‘düşük verim, yüksek konsantrasyon’ aranır.
  • Cumhuriyetle birlikte gayri Müslimler gidince, şarapçılık ölme tehlikesiyle karşılaşıyor ve yeniden diriltme görevi Tekel’e veriliyor. O zamanlar Fransa gibi ülkelerden şarap uzmanları getirtip bütün toprakları taratıyorlar. En tutucu bildiğimiz Urfa, Isparta,Yozgat gibi illerde bile devlet deneme şarap evleri kuruyor. Rakı fiyatları bilinçli olarak yükseltiliyor. Ama demokrat partinin gerici tutumuyla birlikte şarap devlet nezdinde yine üvey evlat oluyor.
  • Rakı gibi damıtık bir içki insanlara iş sağlama anlamında da zayıf kalıyor. Oysa şarap, şişesinden köylüyü 12 ay boyunca oyalayan işlemlerine kadar para kazandıran bir alan. Şarabın çöpünden bile içki yapılıyor sonuçta.
  • Dünyada, 15-20 sene öncesine kadar şarap en ucuz fiyata sahip içkiler arasındayken, bugünün dünyasında özel bağların iyi üzümlerinden yapılmış üst kalite şarapların fiyatları viskinin bile önüne geçti. Şarabın katma değeri arttı.
  • Neden Boğazkere’yi çok itinalı çalışılmış bir şarap yapıp dünya yarışmalarında bir numara yaparak, 50 dolara satmayalım. Böylece şarap, uluslararası camiada bir elçi görevi görecektir.
  • Bir mutfağın şarabı yoksa, o mutfak topaldır. Fransa, İtalya gibi ülkeler bu ikisini gayet güzel birleştirmiş. Türkiye’nin de çok güzel mutfağı var. Biz neden bu mutfağı onunla çok güzel gidebilecek baharatlı bir tat Boğazkere ile birleştirmiyoruz mesela. Bu, bir bütün. O zaman tulum peynirini de şarapla birlikte gayet şık bir ambalajla pazarlayabiliriz.
  • Türkiye’de bağlara sahip kişiler ve şarap üreten fabrikalar, sanayiciler var. Bu çarpık bir yapı. O zaman bütün risk köylünün sırtında kalıyor. Sonuçta bağların içinde şarap yapılmasını teşvik etmemiz lazım. Bu Kalecik’te ufak ufak yapılıyor mesela. Belediye öncülük ediyor.
  • Türkiye’de kaliteli üzüm bağları az olduğu için üzümler yeterince olgunlaşmadan hasat ediliyor. Özellikle kırmızılarda, bu yüzden ekşilik var. Değişik topraklarda değişik ürünlerin denenmesi gerekli. Bekli de Boğazkere batı bölgesinde de güzel sonuç verecek.
  • Şarapçılık aile şirketlerinde yapılıyor, çünkü zor bir konu. Bir de büyük sermaye var. Mesela Güler Sabancı’nın yaptığı takdir edilecek bir şey.
  • Bugün Fransız şarapçılığını ayakta tutan Aksa Sigorta’dır. Şarapçılık ve bağcılık uzun vadeye yayılan bir alan. Bir bağın en az beş yıl beklemesi gerekiyor sonucu görmek için. Bu durumda bizde de başlayan özel emeklilik sigortacılığı uzun vadede yatırım yapabilir bu işe.
  • Dünyanın her yerinde Şiraz, Merlot gibi popüler üzüm çeşitleri deneniyor ve bu noktada bir doyum var artık. İnsanlar yeni maceralar arıyorlar. Sarafin ve Gülor’u dünya tanıdı mesela. Şarap otoriteleri yavaş yavaş Türkiye’yi keşfediyorlar. Çünkü yeni bir akım var. Bölgesel özellikler taşıyan, her yerde her zaman bulunamayan şaraplar arıyor şarapçılar. Bu durumda Türkiye’nin elindeki bazı şaraplar cazip gelebilir. Mesela Narince, yıllanmaya müsait ve çok ilginç yarı tatlı bir şarap olabilir. Boğazkere’deki baharat lezzeti başka hiçbir şarapta yok örneğin.
  • İç Ege bölgesinde bağcılık ölmüş durumda ve canlanması halinde çok enteresan şeyler çıkabilir. Türkiye iklim ve toprak anlamında çok şanslı ama değerlendirmiyor.
Hangi şarapla ne yesek?
  • Köpüklü şaraplar: Aperitif, tatlı, meyve…
  • Tatlı ve yari tatlı şaraplar: Aperitif, tatlı, meyve…
  • Sek genç beyaz ve roze şaraplar: Aperitif, balık, tavuk, pizza, makarna, pasta, deniz mahsulleri…
  • Yıllanmış beyaz şaraplar: Soslu tavuk ve balık yemekleri…
  • Genç kırmızı şaraplar: Tavuk, ızgara et ve peynir…
  • Az yıllanmış kırmızı şaraplar: Tavuk, ızgara et ve peynir…
  • Yıllanmış kırmızı şaraplar: Av etleri, soslu etler ve yıllanmış peynirler…

 

Kategoriler
Ekonomi
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Sen kendine bir içki koy

    Sen Kendine Bir İçki Koy

    Votka: Bazen, derin dondurucuda üzeri buzlanmış bir şişe votkadan daha seksi bir şey yoktur. Ancak konuğunuzun, içini görme ihtimaline karşılık, dondurucuda şişe ve birkaç buz kalıbından başka bir şey...
  • Şarap Severler için İstanbul Şarap Mekânları

    Şarap Severler için İstanbul Şarap Mekânları

    Şarap Severler için İstanbul Şarap Mekânları Türkiye’nin en romantik, rüya gibi şehri İstanbul. Birçok romanda adı geçen, adına birçok şiir yazılan şehir, İstanbul. Bu büyülü atmosferi şarapla taçlandırmak istediğinizde,...
  • Şarap, Zeytin ve Huzurun Adresi Şirince

    Şarap, Zeytin ve Huzurun Adresi Şirince

    İzmir’in Selçuk ilçesine bağlı Şirince köyü, gerçekten şirin olmasına rağmen adını bu özelliğinden almıyor. Efsaneye göre köyün adı, kendini dağlara vuran 40 kişiden dolayı “Kırkınca”yken zaman içinde Kirkice, Kirkince,...
  • Şarabı nasıl içmeliyiz

    Şarabı nasıl içmeliyiz?

    Önce düşünmek lazım, içkiyi neden içiyoruz. Ben içki içmekle, meyve suyu tüketmek arasında fikir olarak bir fark görmüyorum. Alkollü veya alkolsüz içecekler yemek bütünleyicisidir. Ayran ile birlikte tüketilen pide...