TRT’nin yüzde 35’i budandı

TRT bütçesinin büyük bir kısmını oluşturan elektrik faturaları üzerinden alınan yüzde 3.5”luk pay, yüzde ikiye indi. Cumhurbaşkanının da onayladığı yeni yasayla beraber TRT’nin ana gelirini oluşturan 250 milyon dolarlık...
Erdal İpekeşen

Erdal İpekeşen

TRT bütçesinin büyük bir kısmını oluşturan elektrik faturaları üzerinden alınan yüzde 3.5”luk pay, yüzde ikiye indi. Cumhurbaşkanının da onayladığı yeni yasayla beraber TRT’nin ana gelirini oluşturan 250 milyon dolarlık kısmından yaklaşık 80 milyon dolar budanmış oldu. Böylece, TRT’nin yıllık bütçesinin yüzde 70’ini karşılayan elektrik payının yüzde 35 gibi bir kısmı kesilmiş oldu.
Aslında hükümet ile TRT arasında uzun süreden beri elektrik payı üzerinde görüşmeler sürüyordu. TRT en son yüzde 2.5 olabileceğini söylerken, hükümet ise önce tüm payın kaldırılmasını istiyor, daha sonra da yüzde iki olabileceğini belirtiyordu. Sonuçta hükümetin dediği oldu ve yüzde 1.5’luk kesintiyle TRT, 80 milyon dolarından mahrum kaldı.

Şimdi TRT, 2003 bütçesinden buharlaşıp giden bu paranın açtığı deliği kapamaya çalışıyor. Yapım masraflarını kısmak, büyük projelere girmemek, tasarruf tedbirlerini olabildiğince katı uygulamak, düşünülen ilk yaptırımlar arasında. Eğer bunlar da yarasına derman olmazsa, elindeki yedi kanaldan ikisinin yayın hayatına son vermek, izlenecek diğer bir yol. TRT 1, TRT 2, Meclis TV’yi yayınlayan TRT 3, yaygın eğitime hizmet veren TRT 4 ve TRT INT kanun gereği yayınlarını sürdürmek zorunda olan kanallar. Bu durumda, geriye kalan GAP TV ile AVRASYA yayınlarına son verecek.

Sekiz bin personelin yarattığı fazlalık ise TRT’nin başında sorun olarak kalmayı sürdürecek. iki bin kadar personel fazlası olan TRT, memur haklarının kanunla güvence altına alınması, bu nedenle de işe son verilememesi yüzünden kamburu sırtında taşımak zorunda.

TRT yönetimini değiştiremeyen AKP hükümeti de, kurumu iktidara bağımlı kılmak için para kaynaklarını azaltıyor. TRT, kendi kendine yeterli bir ekonomik güce sahipken, iktidarın insafına bırakılıyor. Amaç, vatandaşa yansıyan elektrik faturalarının ucuzlatılması değil. Çünkü, Enerji Kurumu, Hazine, Belediye, KDV derken, devletin elektrik faturalarından kestiği pay yüzde 29.5 rakamını buluyor. Eh, bu durumda da TRT’den kesilerek faturaya yansıtılacağı söylenen yüzde 1.5’luk pay devede kulak kalıyor. Ortaya da hükümetin başka emelleri olduğu çıkıyor.

BJK’nin 100’üncü yılına özel pul

Şu sıralar, Beşiktaş Kulübü için kısıtlı miktarda, çok özel pul koleksiyonu hazırlanıyor. Kulübün 100’üncü kuruluş yıldönümü nedeniyle basılan pullar, PTT Genel Müdürlüğü tarafından piyasaya sürülecek. Bir milyon 600 bin adet basılacak pullar, 200 adetlik tabakalar halinde piyasaya sürülecek. BJK pullarının üzerindeki satış fiyatları 500 bin, 700 bin, 750 bin, bir milyon lira olacak ve her kategorideki puldan 400 bin adet basılacak. Pulların toplam piyasa değeri ise bir trilyon 180 milyar lira olacak.

Beşiktaş Kulübü adına Serdar Bilgili, toplam 8 bin adet tabakanın büyük bir kısmını şimdiden satın almış durumda. Kulağıma gelen bilgilere göre, kulübün kongre üyelerine, geçmişte ve şimdilerde emeği geçen kişilere birer tabaka hediye edilecekmiş.

Ajans Türk Matbaası tarafından büyük bir gizlilik içinde basılan pullarda 100’üncü yılı belirten yazılar ve Beşiktaş Kulübü’nün amblemleri yer alacak. Ayrıca İlhan Mansız gibi ünlü futbolcuların resimleri de yine pullar üzerinde görülecek. Mart ayında piyasaya çıkacak pullar, mektup zarflarını süsleyeceği gibi, ileride koleksiyoncular için de iyi bir materyal olacak.

Zaman fukarası Mumcu ile vuslat

Geçen hafta sonu Milli Eğitim Bakanı Erkan Mumcu ile Ankara Gölbaşı’ndaki Vilayetler Evi’nde buluşuyoruz. Yanımda Tempo Ankara Bürosu’nun elemanları Hüseyin Şentürk ile Barış Oral da var. Saat 18.00’deki randevumuza tam zamanında ulaşmamıza ve göl manzaralı röportaj hevesimize rağmen, acı bir sürprizle karşılaşıyoruz. Bakanın, Yüksek Öğretim Kanunu Tasarı Taslağı üzerine kafa yorduğu kurmaylarıyla işi bitmemiş ve kapalı kapılar ardında bizim geldiğimizden haberi bile yok. Dolayısıyla da sesimizi duyurmaya, randevu saatimizi hatırlatmaya çalışıyoruz.
Yanıtın gelmesi için beklememiz çok uzun sürmüyor. Geldiğimizi haber alan Mumcu, toplantı odasından firar edip, yanımıza geliyor ve “Erdalcığım çok özür dilerim, toplantı uzadı. Röportajımızı iki, hatta üç saat ertelesek olur mu?” diyor.

Besbelli, bakan zaman fukarası ve bizimle konuşmayı çok arzuladığı halde, fırsat bulamıyor. Çaresiz, “Siz nasıl isterseniz” diyerek o toplantı odasına, biz de çıkış kapısına yöneliyoruz.
Aradan üç saat geçtikten sonra, yine Vilayetler Evi’ndeyiz. Bakan yine ortada yok. Üstelik toplantı yine uzamış ve ne zaman sonuçlanacağı da belli değil. Bu kez inadımız tutuyor ve aç karnına bardak bardak çay içsek de direniyoruz.

Yarım saatlik bekleyişten sonra, bakan yanımıza geliyor ve özür dileyerek, grubun yemek molası verdiğini, kendisinin de soluğu bizim yanımızda aldığını söylüyor. Muhabir arkadaşlarımla elimiz teybin düğmesine ve fotoğraf makinesinin deklanşörüne gidecek, ama onu yorgun, üstelik aç biilaç konuşturmaya vicdanımız el vermiyor. Beraberce yemek salonuna geçiyoruz ve kendisine ayrılan masaya oturuyoruz. Sahnedeki piyanist şantörü görünce, salonun sadece bakan ve kurmaylarına ait olmadığını, dışarıdan gelen müşterilere de
hizmet verdiğini öğreniyoruz. Bir yanda ülkenin eğitim sistemine radikal değişiklikler getiren resmi heyet, diğer tarafta düğün salonu sahnesinde gibi şarkı söyleyen piyanist şantör ve dans eden insanlar.

Bu esnada masaya servis veren garson, bakan ve bize, alkollü ya da alkolsüz ne içmek istediğimiz soruyor. Mumcu, “Su lütfen” derken, ilk sorumuzu soruyoruz.
“Ne o sayın bakan, AKP’den sonra alkol alışkanlığı bitti mi?”
“Hayır” dercesine başını sallarken, kulağım piyanist şantörün söylediği şarkıya takılıyor.
“Her akşam votka, rakı ve şarap… İçtikçe delirir, insan olur harap…”

Kategoriler
Köşe Yazıları
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular