Ters Balık

Suzan ÖRGE / Washington “Deniz ve mehtap sordular seni, neredesin?” Burun ve kulak deliklerimden vantuzlar fışkırıyor. Evet, Ege’deki tatilimden yeni döndüm. Yörenin ahtapot, kalamar, mürekkep balığı miktarlarını oldukça azalttım....
Ters Balık

Suzan ÖRGE / Washington

“Deniz ve mehtap sordular seni, neredesin?”

Burun ve kulak deliklerimden vantuzlar fışkırıyor.

Evet, Ege’deki tatilimden yeni döndüm.

Yörenin ahtapot, kalamar, mürekkep balığı miktarlarını oldukça azalttım.

Babam dehşetle okuyacak bu satırları çünkü hiçbir çeşit et, balık yemez. Ben de onun önünde bu tip besinden uzak durup proteinimi mercimek, fasulyeden sağlarım. Ona hayvani gıdaların bahsini de etmem. Olduğun gibi görün, göründüğün gibi ol prensibiyle kelimelerime köpek dişlerimle yön veriyorum şu an.

Kendisine Javalı orangutan diye hitap eden otobur babam özellikle ahtapotların hayli gelişmiş beyinlerine muhteşem bir sevgi ve hürmet duyar. Küçüklüğümden beri de bana bu beynin hünerlerini tespit eden, çoğu National Geographic deneylerine ait birçok hikaye anlatır: Efendim nasıl ahtapot hayvanat bahçesindeki akvaryumundan çıkmış ta, maymunun kafesini açmış ta, ikisi sabaha kadar oynadıktan sonra ahtapot akvaryumuna, maymun kafesine dönmüş te… Babam balıkçıların bu güzel varlıkları kayalara çarpa çarpa öldürmelerini dehşet verici bulur.

Ama babacığım üzgünüm ki bu sene öğrendiğim şöyle de bir yaşam metodları var ahtapotların: cinsel olaylarından sonra dişi ahtapot erkek ahtapotu yiyiyor birçok durumda; ben niye ikisini birden yemiyeyim?

Yukarıdaki sözlerimden anlayacağınız üzere en azından şu konuda tipik bir Türk kızıyım: Hayatımın çoğunu yelpazesi geniş suçluluk duygularıyla mücadele ederek geçiriyorum.

Hele bu sene;

Sansürsüz okurlarından sorgu yüklü mektuplar aldım.

“Niye sık yazmıyorsun?” diyen satırlara itiraf ediyorum ki bir türlü mantıklı bir cevap bulamıyordum.

Mantık insana bir noktaya kadar yön veriyormuş gerçekten.

Bu sene üç senedir ilk defa yaz tatili yaptım. Mantığın durduğu yerde güneşin, denizin, kayanın, kumun insanı sırtladığını anladım.

Pilim boşalmış: ABD’de yaşamımın güzel olan görüntüsüne rağmen Akdeniz güneşine kavuşana kadar içimde bir tuhaflık hakimdi. Washington DC’den sene boyunca bir sürü yazı hazırlamama rağmen hiçbirini göndermek istemedim Sansürsüz’e. Hepsi boş kelimelerle doluydu bence. Isıtamadığım satırlarda fikir olsa ne yazar?

Çok ta tuhaf bir kış geçti bu sene DC’de. Uzun kış Haziran’da bitti. Haziran’dan itibaren de aşırı bir sıcak ve dev ağaçları deviren, tropik bağlamda şiddetli yağmur fırtınaları başladı. Ve evet, üç senelik güneş açlığıyla bendenizin tahammülü artık sıfırdaydı. Ege’de bemmmmmmbeyaz tenimle uçaktan inene kadar öyle elektrik yüklüydüm ki aklınız durur.

Ama bir indim, tam indim o uçaktan.

Daha ilk anda güneş ışınlarının kıyafetlerimin içinden binlerce küçük lazer ışını gibi geçerek içimi ve vücudumu ısıttığını, kaslarımı gevşettiğini gördüm, hissettim. Sanki Akdeniz güneşi başka bir güneş. Ne tuhaf. O an Washington’la aynı coğrafî paraleldeydim halbuki.

İnanın Cevat Şakir’in Bodrum’u ilk gördüğü an gibi dizlerimin üzerine yıkılasım geldi. Zeytin ağaçlarını, sokak köpeklerini okşayasım geldi!

Pembe zakkum, palmiye, beyaz evler, mavi deniz, kum, kum, kum, bitmeyen kum… Kum tepeciğinin sırtında huzurla yatan sırıtık hayvan iskeleti, kuzey-batıdan 7-8 bofor şiddetinde inen soğuk rüzgarlar, salınan mor çiçekli kekik kümeleri, bir anda fırtlayan uzun süredir özlemini çektiğim çiller, ufak barlar, rock müziği, kel kafalı, küpeli barmenler, gece motorsiklet uzerinde yüzümü mentol gibi yakan Eylül havası ve ay, bir orkidinkini andıran kahverengi-pembe dokusu korunarak deniz insanı tarafından ızgarada ustaca pişirilmiş kalamar, kireç boya duvarlar, dantelli odalar, güzel vücutlar…

İncir ağacının saldığı aroma ile uyanan ruh,

Küçük gri balıklar (izmarit, marida), taze boyalı balıkçı teknelerinin üzerine denizden çeşitli boyutlarıyla çember, çember yansıyan güneş,

Tepemizde kanatları apaçık dönen kart sesli çifte şahinler, ya da kartallar, bilmiyorum,

Meğerse an gelmiş hayata kuyruk tarafından bakan varlık olmuşum,

Düzeldim.

 

Suzan ÖRGE
18 Ekim 2003 16:54
Kategoriler
Köşe Yazıları
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Keşke hamile olsaydı

    Keşke hamile olsaydı

    17 Yaşında bir genç kız karnında beliren büyük bir ur nedeniyle ameliyata alınmıştı. Ameliyat sırasında yumurtalıklardan köken alarak karın içini dolduran iri bir karpuz büyüklüğünde yaklaşık 15 Kg ağırlığında...
  • Bazen isteseniz de unutmayı erteleyemiyorsunuz

    Bazen isteseniz de unutmayı erteleyemiyorsunuz…

    Hekimlere bazen sorarlar; Hastalıklar ve hastalar ile iç içe geçen hayat sıkıntılı olmuyor mu? Hastalarınızın sorunlarından etkilenmeden bu işi nasıl sürdürebiliyorsunuz? Duygularınızı nasıl törpülüyorsunuz? Gerçekten de hastalıklarla mücadele için...
  • Sessizliğin gürültüsü

    Sessizliğin gürültüsü

    Genç kuşaklar, tıpkı Rönesans insanı gibi sessizliğe gömüldü. Genç kuşaklar, tıpkı Rönesans insanı gibi sessizliğe gömüldü. Bu internet sessizliği, ekran başından ayrılır ayrılmaz bitiyor. Acısını her yerde, her durumda...
  • İclal Aydın seksi

    Kendine Bakmak Bir Mesaidir…

    Yaz geldi geliyor derken, sonunda kapıyı çaldı. Hayatı benim gibi kahvaltı, akşam yemeği ve çay sofralarında daha çok sevenler için yılın o bir parça endişeli haftaları başladı yani.. Söyleşi...