Seyirciyi Gıdıklamak Ahlâksızlık

Son dönemde Türk sineması aldı başını gidiyor! Geçtiğimiz Eylül ayından bu yana 34 film çevrildi. Kimi gösterime girdi, kimi girecek. 16 Şubat’ta izleyicisiyle buluşmaya hazırlanan Polis filmi ise vizyona...
Haluk Bilginer – Seyirciyi gıdıklamak ahlâksızlık

Son dönemde Türk sineması aldı başını gidiyor! Geçtiğimiz Eylül ayından bu yana 34 film çevrildi. Kimi gösterime girdi, kimi girecek. 16 Şubat’ta izleyicisiyle buluşmaya hazırlanan Polis filmi ise vizyona gireceklerden biri. Filmin usta oyuncusu Haluk Bilginer “Bazen sadece Türk seyircisi neye güler diye düşünüp özel sahneler ekleniyor. Popülist işler yapılıyor” diyor

Haluk Bilginer_10578Hiç kuşkusuz Türkiye’nin en önemli aktörlerinden biri Haluk Bilgiler. Bugüne kadar sayısız tiyatro oyununda, 15 sinema filminde ve 10 televizyon dizisinde rol aldı. Şimdilerde ise yeni bir sinema filmi heyecanı içinde: Polis… Özgü Namal ve Ragıp Savaş’la başrolü paylaştığı filmde şiddet yanlısı bir polis memurunu canlandırıyor. Bilginer’le 1999’da eski eşi Zuhal Olcay’la birlikte kurduğu Oyun Atölyesi’nin kulisinde buluştuk. Polis’i, Türk sinemasının gidişatını ve babalık duygusunu (Bilginer’in geçtiğimiz aylarda Aşkın Nur Yengi’yle olan evliliğinden Nazlı adında bir kızı oldu) konuştuk. Bilginer, filmlerde popülist işler yapılmasından, filme seyirciyi güldürmek için özel sahneler eklenmesinden şikayet ediyor.

– 2006, Türk sineması yılı oldu. Bu kadar çok film çekilmesi iyi mi?
Bazen film olsun diye sinema yapıyoruz. Oysa televizyona ve sinemaya film yapmak birbirinden ayrı şeylerdir. Bazı fimler televizyon filmleri gibi. Ama nicelik ne kadar çok olursa aradan nitelikli işlerin çıkma ihtimali artıyor. Onun için bu kadar filmin yapılması kaliteli işlerin görünmesi açısından olumlu.

– Polis bu hareketliliğin neresinde?
Polis, seyircinin ezberini bozacak bir film. Seyirci alışık olmadığı bir tarzla, anlatım biçimiyle karşılaşacak. İkinci olarak senaryo da çok alışılmışın dışında. Bizim beklentilerimize cevap vermeyen, aslında bize sağlam tokat atan bir film oldu.

– Nasıl bir tokat yiyecek seyirci?
Çok güzel bir tokat yiyecek. Şok olacak. Hiçbir beklentisini bu filmde göremeyecek. Ama filmden çıkıp düşündüğünde “Evet hayat böyle” diyecek. Türk halkı kahramanın hep kazanmasını, galip gelmesini ister. Bu romantik bir bakış açısı. Oysa iyiler sadece masallarda kazanır. Polis filmindeyse kazanan kötülük olacak. Zaten gerçek hayat bu değil mi?

– Polis, Onur Ünlü’nün ilk sinema filmi. Siz başarılı bir aktör olarak bu filme “Evet” derken tereddüt etmediniz mi?
Kaplumbağa bile risk aldığı sürece hareket edebilir. Çünkü önce kafasını çıkarmak zorundadır. Onun için ben riskleri seviyorum ama hesaplı riskler alıyorum. Sarı çizmeli Mehmet Ağa gelip “Film çekelim” deseydi kabul etmezdim. Ama 30 yıllık oyuncuyum ve artık senaryoyu ve yönetmeni görünce filmi iç organlarımda hissediyorum. Galiba iyi bir film oldu. Ama son söz seyircinindir. Birkaç kere kendimi yok ettim, çok zevkliydi

– Günümüzde gişesi iyi olan filmler başarılı olarak kabul ediliyor. Siz de başarıyı gişeyle ölçenlerden misiniz?
Asla. Ama sinemanın popüler bir sanat olduğunu unutmamak lazım. Tabii ki bir şey yaptığınız zaman seyirci gelsin, izlesin istiyoruz. Ama seyirciyi gıdıklayarak bir şey yapmak etik olarak yalnış ve sanatçı ahlakına çok uymayan bir şey. Filme seyircinin geleceğine inandığınız sahneler eklerseniz seyirciyi gıdıklayacaktır. Seyirci çeker diye yaparsanız samimi değilsinizdir ve yaptığınız işten hayır gelmez. Çünkü anahtar kelime samimiyet. Bütün şehri billboardlarla donatın filmde bir şey yoksa kimse gitmez. Mesela Babam ve Oğlum’un reklam bütçesi yoktu. Eşkıya’yı seyretmeyene kız vermiyorlardı. Öyle bir furya var. Umarım Polis de öyle olur ama şu anda herhangi bir şey söylemek ukalalık olur.

– Musa Rami karakterinin en çok neyini sevdiniz?

Zaaflarıyla, vahşetiyle, sevgisiyle, özlemiyle, tutkusuyla gerçek bir insan. Kahraman değil. Çünkü Musa Rami hem şiddet uygulayan bir adam hem de cuma namazını kaçırmıyor. Hem bir adama 18 tane kurşun sıkabiliyor hem aynı zamanda 23 yaşında bir kıza aşık olabiliyor. Musa Rami ağlayabiliyor, öfkeleniyor, seviniyor, coşuyor. Bu gerçeklik çok hoşuma gitti benim.

– Aynı zamanda da kaybeden bir adam. Kaybetmek sizin dünyanızda ne kadar yer alıyor?
Kaybetmek herkesin hayatında vardır da biz kaybedelim diye yola çıkmayız hiçbir zaman. Önemli olan kaybettikten sonra kendinizi yok edip yeniden var edebilmektir. Onu beceren insanlar genellikle daha başarılı, olumlu, insan ilişkilerine saygılı, düzgün insanlardır.

– Siz çok yok ettiniz mi kendinizi?
Bir kaç kere yaptım. Çok zevkli bir şey. Her anlamda mülkiyetsizliği getiriyor ki bu çok önemli. Mülkiyetsiz olmak insanı çok özgür kılan bir şey. Mülkiyeti maddi ve manevi anlamda kullanıyorum. Ondan sonra o özgür alanın içinde kendinizi yeniden yaratmaya başlıyorsunuz ve bu yaratım sürecinin içinde her şeyi baştan öğreniyorsunuz. Musa Rami de yok olacağını biliyor. Filmin başında doktoru “İki ay ömrün var” diyor. Ama o hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyor.

– Bir röportajınızda “Hiçbir zaman istediğim güzellikle bir rol oynayamayacağım” demişsiniz. Bu doyumsuzluğunuzdan mı mütevaziliğinizden mi kaynaklanıyor?
Tevazu değil. Gerçek. Çünkü en iyisi yok. Hedefe yaklaştığınızda o sizden uzaklaşır.
Sürekli parasızlıktan şikayet ediyorlar

– Tiyatroyucuların en büyük şikayeti, çok izleyici olmaması. Ama sizinki tıklım tıklımdı…
Tiyatronun alternatifi yok. Televizyon tembellik ve onu izlemek tiyatroya gitmeme nedeni olamaz. Çünkü tiyatro bir emektir. Afedersiniz kıçınızı kaldıracaksınız, tiyatroya geleceksiniz, para ödeyeceksiniz ve 2 saat bir şey izleyeceksiniz. Bu tiyatroyu yapanlar açısından çok ciddi bir iddia. Çünkü iki saat sonunda daha donanmış ve iyi bir insan olarak çıkacaksın diyorum.

– Peki tiyatrocular neden şikayetçi?
Yıllardır insanlar salonsuzluktan şikayet ediyorlar. Bu onların isteksizlikleriyle alakalı. Ben nasıl yapıyorum? “Paramız yok” diyorlar ama parayı başka yere harcamak istiyorlar. Çünkü tiyatro o kadar da popüler bir sanat değil.

Röportaj: Oya DOĞAN

Kategoriler
RöportajSinema
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • savaş filmleri

    Yüzyıldır Bitmeyen Savaş!

    Ağustos 1914… Dünyanın ilk kez topyekûn savaş dehşetiyle karşı karşıya kalmasının üzerinden tam 100 yıl geçti. Artık ne tanıklar hayatta, ne savaşla çizilen sınırlar geçerli. O günlerin izleri kitaplarda...
  • JOE BLACK

    Varoluşsal Açıdan Bir Film Eleştirisi “Joe Black”

    KONU: 60 yaşına girmek üzere olan oldukça zengin bir iş adamı tüm zamanını çalışmaya ve para kazanmaya adamıştır. Ve bir gün insan kılığına girmiş olarak azarail karşısına çıkar ve...
  • Nuts (1987)

    Sinemadaki Psikiyatri: Belleğinizi Sınayın

    15-20 yıl öncesinin filmlerinden psikiyatri ile ilişkilendirilebilecek olanlarından bir “test” hazırladım. Biraz eğlencelik sayılabilir, meraklıları için. 1- Sinemadaki psikiyatri, bazı filmlerde kısıtlayıcı ve “mevcut düzenin” bir aygıtı olarak işgörür....
  • Ömer Lütfi Akad Ustayla Son Röportaj

    Ömer Lütfi Akad Ustayla Son Röportaj

    “Özal, yaptığı anlaşmalarla yabancı film şirketlerine kapıları koşulsuz açarak ulusal sinemayı bitirdi. Şimdilerde de Türk filmi diye Fransız filmi, Amerikan filmi çekiyorlar. Yaptıkları işleri de anlamıyorum” Hayatta tesadüflerin elbette...