‘Senaryom Mahvolmadı’

‘O Şimdi Asker’in senaristi ve oyuncusu Levent Kazak… ‘O Şimdi Asker’ filminin Irak savaşıyla aynı zamanda gösterime girmesinden rahatsız Savaştan çok etkileniyor. Amerika’nın ürettiği her şeyi bırakmaya çalışıyor “Bush,...
Levent Kazak

‘O Şimdi Asker’in senaristi ve oyuncusu Levent Kazak…

  • ‘O Şimdi Asker’ filminin Irak savaşıyla aynı zamanda gösterime girmesinden rahatsız
  • Savaştan çok etkileniyor. Amerika’nın ürettiği her şeyi bırakmaya çalışıyor
  • “Bush, ikinci bir Hitler olma yolunda” diyor
  • Yakında hem tiyatro yapacak hem de ‘Sunshine Express’ adlı ‘Geceyarısı Ekspresi’ni tiye alan bir filmi yazıp yönetecek
  • Dünya güzeli kızı Mira’ya hayran! Askerdeyken, onun doğumuna yetişebilmek için müzikal bile sahnelemiş. Ve yetişmiş!
  • Hiperaktif hikâye anlatıcısı Levent Kazak anlatıyor

Levent Kazak_0_0_0Onunla röportaj yaparken çok güleceğimi düşünerek gittim. Çünkü yazdığı hikâyelere, yaptığı esprilere çok gülüyordum. Ama hiç öyle olmadı. Levent Kazak’ın ‘tuhaf’ bir hayat hikâyesi var. Ama o, bu tuhaflığı; üreterek, hikâyeler anlatarak, yaratıcı bir şekilde kullanmış. Şu sıralar biz, ‘O Şimdi Asker’den dolayı ondan bahsederken; o, çoktan üçüncü filmini yapıyor! Kışın tiyatro yapmayı planlıyor.

Bu arada Irak savaşıyla aynı zamanda gösterime giren ‘O Şimdi Asker’ filmi için üzgün. Yoo, seyircisi çok iyi filmin; ama böyle bir zamana denk gelmesinden rahatsız. Savaştan çok etkileniyor. Amerika’nın ürettiği her şeyi bırakmaya çalışıyor. Ama “Bireysel bir çaba. Çünkü olan şey çok korkunç Irak’ta. Bizim filmle eş zamanlı olması çok kötü. Film, beni sevindiriyor, ama bir yandan da içim kan ağlıyor. Bush, ikinci bir Hitler olma yolunda. Bir şeyler yapmamız lazım birey olarak. Direkt bu savaşa malzeme olacak bombalara para vermek istemiyorum” diyor. Kolayı bırakmakta zorlanıyor, sigarasını değiştirmiş, bir Amerikan arabası satın alacakken vazgeçmiş, ancak sanat için aynı fikirde değil. “Angelopulos Amerikan filmlerini de protesto etmeyi önermiş. Hayır, sanat her zaman alternatifini sunar. Sanat her zaman tarafsızdır. Bakınız, ‘Benim Cici Silahım’. On numaradır. Çünkü Amerika değil Irak’ Bush. Amerika’da değişik sesler var’ diyor.
Yetenekli, hiperaktif bir adamla, normal gibi gözüken bir röportaja buyurun…

– Nasıl bir hayat sizinkisi? Giriş-gelişme-sonuç bölümleri olan düz yazı mı; yoksa bitirilmeyen, yarım kalmış öykülerle dolu bir not defteri mi?
Tuhaf bir hayat hikâyem var. Ben babamla büyüdüm. Genç yaşta babam vefat etti. Akraba olarak hayatta iki halam vardır. Yatılı okullarda büyüdüm. İlkokulu da yatılı okudum. Çok ufak yaşta yalnız kalınca, savunma mekanizmalarım gelişti. Daha sert bir insan oluyorsunuz, duvarlarınız daha kalın oluyor, size ulaşmak daha zor oluyor. Bir de problemleri kutulara kapatıp kaldırabiliyorsunuz. Bu da savunma mekanizması bir anlamda. Bütün çocukluğum problemleri kutulara kapatıp kaldırarak geçti. Şimdi de o kutuları yavaş yavaş açmaya başladım sanıyorum.

– Annenizden bahsetmediniz…
Annem, Kanadalı. Ancak annemin hayatta olduğunu orta ikide öğrendim. O zaman annemin yanına gittim. Kanada’da liseye gittim. 12 Eylül sonrası geri döndüm. Babamın siyasi bir geçmişi vardı. Döndüğümde işkence görmüştü. Çok ağır bir manzarayla karşılaştım. Sonra hayata atıldım. 16 yaşımdan beri çalışıyorum. Çeşitli hayaller kuruyorum ve onların peşine düşüp yapıyorum.

– 16 yaşında ne ‘iş’yapıyordunuz?
İlk videolar çıktığı zaman video çevirisi yapıp onları kopyalayıp yasal olmayan yollarla satıyordum. O sıralarda hiç telif yoktu. Kanada Milli Takımı’nda masa tenisi oynadım. Ama daha sonra hikâye anlatmaya başladım.

– Yazarak mı?
Hikâye anlatmak sadece yazmak değildir. Resimle de yapabilirsiniz; romanla da anlatabilirsiniz; senaryo bitmemiş bir şeydir, yönetmen gelir tamamlar; müzikle anlatabilirsiniz. Ben, hepsini yapıyorum.

– 16 yaşınıza dönersek… Sonra hangi okullarda okudunuz?
Kanada’dan dönüşte Beşiktaş Atatürk Lisesi’nden mezun oldum. O sıralarda video işlerine başlamıştım. Bir jimnastik salonunda hocalık yapıyordum. Yani ayakta kalmaya çalışıyordum. Ben ve Levent Kazak_0_6_0arkadaşım Erol, iki kıza âşık olduk. Onlar Boğaziçi’ne girdi, biz de girdik. İngiliz Dili ve Edebiyatı’na. O yıl, büyük kavgalar çıktı okulda ve Cumhuriyet gazetesine haber oldu; bir kişi atıldı okuldan. O da bendim! Sonra Akademi’ye girdim.

– Aynı yıl mı?
Tabii; ben hep yatay geçiş yaptım, hiç boşluğum olmadı! Boğaziçi Üniversitesi’ndeyken tiyatroya merak saldım ve başladım. Ali Poyrazoğlu Tiyatrosu’nda ‘Aş Bunları Aş’ diye bir oyun oynanıyordu. Saçlarım da uzundu ve hippivari bir haldeydim. Öyle bir rol oynadım. Oyunda, Hümeyra, rahmetli Alpay İzer, Peker Açıkalın, Altuğ Yücel, Levent Tülek vardı. Tiyatroyu çok sevdim, çünkü o da bir hikâye anlatma biçimiydi. Ve serüven başladı… Yazarlık yapmaya başladım. Çok turne yaptığımız için maalesef hiçbir üniversiteyi bitiremedim.

– Hiçbir üniversite diyerek hangilerini kastediyorsunuz?
Boğaziçi İngiliz Dili ve Edebiyatı; Boğaziçi Sosyoloji; Mimar Sinan Fotoğraf Bölümü; Resim Bölümü; Tiyatro Dekor, Kostüm Bölümü; Heykel Bölümü; İstanbul Üniversitesi Yunan Dili ve Edebiyatı -bir ara Yunanca öğrenmek istedim- İtalyan Dili ve Edebiyatı; Konservatuvar -ama ona nispeten devam ettim-. Arada 1-2 tane daha olması lazım, ama şimdilik bunları hatırlayabiliyorum.

Kategoriler
Sinema
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular