Sen Söyleme Ben Söylerim

“Ege havzası yapay olarak ayrıştırılmıştır.” Bu cümle Profesör Andrew Mango’ya ait… 26 Ekim 2003 tarihinde Türkiye Washington Büyükelçiliğinde söylenmiş… Sevgili okurlar; Yazı boyunca kolaylık sağlaması amacıyla hem Attika hem...
5b4d99f25379ff27e4da4b69

“Ege havzası yapay olarak ayrıştırılmıştır.”

Bu cümle Profesör Andrew Mango’ya ait… 26 Ekim 2003 tarihinde Türkiye Washington Büyükelçiliğinde söylenmiş…

Sevgili okurlar;

Yazı boyunca kolaylık sağlaması amacıyla hem Attika hem de Anadolu Helenlerine Yunanlı olarak hitap edeceğim.

Mekan: Kiklad adaları. Ege denizinin ortasında bulunan bir grup Yunan adasının ismi.

Birkaç hafta evvel Kiklad adalarından birinde Yunanlı arkadaşlarımla birlikteydim. ‘Limanaki’ (Küçük Liman) adlı, ismi gibi şirin bir limanda canlı renklere boyanmış tahta sandalyelerin üzerinde akşam keyfi yapıyorduk. Uzomu yudumlarken siyah kot ve T-shirt giyinmiş, güneşten uzun ve düz saçları sapsarı olmuş, cildi kahve gibi kavrulmuş, vücut yapısı bir baletinki gibi ince ama kuvvetli, vahşi ama aynı zamanda modern görünümlü bir adam ilgimi çekti. Limanın ışıklarından uzaklaşarak kasabanın karanlık patikalarına doğru, kedi gibi duvarlara yanaşarak, hızla ilerliyordu.

Masamdaki Aleko isimli arkadaşım da uzaklaşan bu adamı farkederek arkasından ‘Hey! Dimitri!’ diye bağırdı. En fazla 40-41 yaşında diye tahmin yürüteceğim genç adam bumerang hızıyla dönüp yabani görünümünü bir anda gölgeleyen bir gülüşle, kollarını sevinçle açarak, yanımıza geldi. Adada geçici bir karakter olduğu tek omzunda taşıdığı siyah sırt çantasından belliydi. Teni o derece yanıktı ki uzun zamandır açık denizlerde yol aldığı hissediliyordu.

Nitekim de öyleymiş. Ege denizini tek başına kayıkla geziyormuş bir süredir. En fazla 4-5 kişinin belki yaşadığı, içme susuz ıssız adalara gidiyormuş. Köpekbalıklarıyla, hatta bir balina (‘sperm whale’ türü) ile yüzyüze gelmiş.

Ege denizinin yapısı itibariyle kayıkla açıklara çıkmak çok tehlikeli bir davranıştır. Kiklad adalarının şarkıları neşeli oldukları kadar (örn.‘Dari Dari’) trajik de olurlar (örn. ‘Thalassa’-deniz) çünkü açık denizlere gidip de dönemeyen balıkçıların silinmiş adımlarıyla doludur limanları.

Bizim Aleko’nun eski bir arkadaşıymış bu her halinden riske tapar olduğu anlaşılan Dimitri. Bulunduğumuz adada barmenlik yapıyormuş yıllar önce. O zaman tanışmışlar Alekoyla; yaşama alternatif yaklaşımları bağlamış onları.

Kuzey Avrupa’da yaşıyormuş şimdi Dimitri. Kulağının müziğe olan muazzam duyarlılığı onun Avrupa müzik piyasasında uzman kişi olarak, yüksek seviyede bir işe alınmasına yol açmış. Bu işin statüsüne uyum sağlamak için vücudundaki dövmeleri lazer ışınlarıyla temizletmiş.

Kuzey Avrupa’da yaşayışının imajı azıcık hüzünlendirdi beni. Bu deniz adamını oraların soğuk sokaklarında, üzerinde uzun paltoyla hayal etmek zihnimi zorladı, üzdü. Ah, ah kime acıyormuşum meğerse…

Aleko benle Dimitri’yi tanıştırırken bana döndü ‘Turkala’ (Türk kızı) dedi, Dimitri’ye döndü ‘Misoturkas’(Yarı Türk) dedi. Böyle takılırlarmış Dimitri’ye çünkü ailesi Anadolu’yu terketmek zorunda kalan Yunanlılardanmış.

Bu Anadolu adamının yüz kemikleri kızılderililerinkini andırıyordu. Cildi parlak, hatları kalemle ustaca, zorlanmaksızın çizilmiş kadar muntazamdı. Dudakları hafifçe kalın. Maço görünümüne rağmen kız kıskandırır bir güzelliği vardı.

Bildiğim Anadolu’yu aradım görüntüsünde, meğerse beynine saklamış. Ama dürmeden!:

‘Türkiye’ye senede en az beş kere giderim’ dedi Dimitri. ‘Kendimi ancak orada canlanmış hissediyorum.’

Sanki ben yabancıymışım da o Türkmüş gibi bana Türkiye’yi anlatmaya başladı. Biraz tuhaf bir durumdu ama bozmadım. Adam Van’ı dahi tek başına gezmişti. Türkiye hakkında bilmediği şey yoktu. Türklere sevgisinin sınırsız olduğu izlenimini yaratıyordu konuşma tarzı.

[Sonradan Aleko söyledi; Dimitri’nin bir de erkek kardeşi varmış. Dimitri’nin tam tersiymiş: Türkiye’ye gidip de ailelerinin Türkiye kıyılarında, geride bıraktıkları evin otele çevrilmiş olduğunu görünce çok sinirlenmiş, kendini kaybedip otoritelere bağırıp çağırmış.]

Dimitri tekrar sanki ben yabancıymışım gibi ‘Türk müziği sever misin?’ diye sordu. Sanki Türk o da, onu cevabımla memnun edecekmişim hissiyle ‘Severim’ diye atladım. Sonra adanın sade ve aydınlık ortamında kendime oryantal bir gizem sağlama amacıyla, masadaki diğer Yunanlıların anlamayacağı detaylara inmeye başladım:

‘En çok ailemle birlikte Mevlevî ve Bektaşî müziği dinlemeyi severim.’

Babamın bir dedesinin Konyalı ve geçmişte çok yüksek mertebe bir Mevlevî olduğunu anlattım. Dimitri sözlerimden fazla etkilenmemiş bir şekilde ‘babana söyle asıl Tamburî Cemil Bey dinlesin’ dedi.

‘Kesin senin haberin bile yoktur Osmanlı müziğinden’ diye sözlerine ettiği laftan emin bir şekilde devam etti.

Tamburî Cemil Bey’in ismini bilirim de müziğinin cismini bilmem gerçekten. Dimitri önümüzdeki bir saat boyunca bana Antik Yunan matematikçi ve müzikoloğu Pitagoras’ın sistemine göre yazılmış müziğin Yunanistan’da değil de Osmanlı müziği sayesinde Türkiye’de halen canlı kaldığını anlattı.

Masamızın yemek ve içkilerden, kendisinin dahil tüm Yunanlıların fazlaca pofurdattıkları sigara paketi silsilesinden, çakmaklardan, cep telefonlarından boş kalmış bir kısmını bulmuş, ne demek istediğini parmaklarıyla çizdiği müzik şemalarıyla açıklıyordu.

Özellikle Tamburî Cemil Bey’e duyduğu hayranlıktan dolayı tambur çalmayı öğrenmiş Dimitri. Yaşadığı ülkedeki Türklerle biraraya gelerek çalışmalar yapıyor, konserler veriyormuş. Enteresan birşey anlatmıyormuşçasına sakinlikle anlattı tüm bunları.

Limanın korumalı sularından karanlık, sağı solunu tutmaz Egeyle boğuşmak üzere yanımızdan ayrılırken, Anadolu’nun yeraltı sanat camialarında gezinmeyi su içmek gibi mecburiyet edinmiş bu adam bana döndü ve ‘Türkiye’yi keşfet Suzan. Çok seveceksin’ dedi.

Denizin derinliklerine doğru, yüzü bize dönük bir silüet halinde yitti gitti.

Türkiye’de baskı üzerine baskı ile satış yapan, Dido Sotiriyu’nun “Benden Selam Söyle Anadolu’ya” adlı kitabı geldi hatırıma. Yunanistan’da mutluluk bulacağını sanan bir Anadolu Yunanı mutluluğu Türklerle birlikte yaşadığı Anadolu’da bıraktığını anlayınca dramatik bir şekilde denize dönerek ‘Benden selam söyle Anadolu’ya’ der;
Dimitri kıyıları yapıştırmış kendi selamını kendi söylüyor.

Ne denize ne bana hiçbir iş düşmüyor…

Suzan ÖRGE
5 Kasım 2003 10:30

Kategoriler
Köşe Yazıları
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Anadolu’da Geçmişin İzinde

    Anadolu’da Geçmişin İzinde

    Anadolu, 65 milyon yıl öncesinden günümüze uzanan bir hikaye. Ondan öncesi sular altında geçen bir dönem. 65 milyon yıl önce, yer hareketleri sonucu Tetis denizinin ortasından yükselen Anadolu’da, günümüze...