Savaştan sonra Irak laik olmalı

ABD Irak’ı yeniden yapılandırmak isterken, umarız bir zamanların Yeşil Kuşakçı zihniyeti devreye girip ılımlı İslam modelleri üzerinde oyun oynamaya kalkmaz. Irak komşumuz olmasına rağmen Musul ve Kerkük’e atfettiğimiz hayali...

ABD Irak’ı yeniden yapılandırmak isterken, umarız bir zamanların Yeşil Kuşakçı zihniyeti devreye girip ılımlı İslam modelleri üzerinde oyun oynamaya kalkmaz.

Zeynep Göğüş

Zeynep Göğüş

Irak komşumuz olmasına rağmen Musul ve Kerkük’e atfettiğimiz hayali önem dışında, dürtülerimizi kıpırdatan, ilgimizi çeken bir yer olmadı. Şifresini bilmediğimiz paslı bir kasa gibi yıllardır komşu arsada durageldi. Bırakalım Kürtleri, oradaki Türkmenlerle bile ilgilenmedik. Şimdi, Saddam rejiminin devrilişiyle birlikte birileri zor kullanarak kasayı açıyor…
Ve belki de orada sandığımızdan çok daha kendimize yakın bir ülke bulacağız!
Irak tüm Arap dünyası içinde laiklik geleneği en gelişmiş olan ülke. Baas Rejimi’nin dini temalar etrafında propaganda yapması, bu ülkenin tarihinde yeni bir olgu: Saddam’ın dini siyasete alet etmesi Amerika’nın ilk Körfez müdahalesinden sonra başladı. Başını örtmek ancak 1980’den sonra doğan Iraklı kadınlar arasında yaygınlaştı.
Geleneksel olarak Irak, din alanında her zaman ılımlı bir görüntü sergiledi ve laik kurallarla yönetildi. Sözgelimi Vahhabi çizgisindeki Suudi Arabistanlılarla Hanefi mezhebinden gelen Iraklı Sünni halkın arasında büyük bir kültür farkı bulunur. Aynı şekilde Iraklı Kürtler de Sünnilerin ‘rasyonalist’Şafi kolundandır.
Iraklı Şiiler ile İranlı Şiiler arasında da dağlar kadar fark vardır. Irak’ta Şii liderlerin toplumdaki rolü danışılan kişi olmaktır. Iraklı Şii liderlerin toplumsal konumu, İran’daki Humeyni türü otoriter dini rejim anlayışından uzaktır.
Elbette ki Irak’ta da Müslüman Kardeşler’den çeşitli radikal Şii örgütlere uzanan İslamcı siyasi gruplar etkili olmak için yoğun çaba gösterdiler. Ancak her şeye rağmen Irak’ın genel anlamdaki laik vasfı bütün bu çabalara direnmiştir.

Yeşil Kuşakçılara dikkat

Bu açıdan baktığımızda, Irak’ta kurulacak olan yeni rejimin dinle arasına koyacağı mesafe, Türkiye açısından büyük önem taşıyor. Irak, Arap âleminde ikinci bir demokratik laik ülke olabilirse ne âlâ. Amerika Birleşik Devletleri Irak’ı yeniden yapılandırmak isterken, umarız bir zamanların Yeşil Kuşakçı zihniyeti devreye girip ılımlı İslam modelleri üzerinde oyun oynamaya kalkmaz. Bu tehlike de her zaman mevcut!
Saddam’ın kendini güçlendirmek için Vahhabilerin dini propaganda çalışmalarına göz yumduğu biliniyor. Özellikle 1991’deki Şii isyanından sonra Şii kimliğini bastırıcı bir faktör olarak Saddam’ın Vahhabi eylemcilerden medet umulduğu bile söylenebilir.

Iraklı kimliği

Irak epey zamandır dünya kamuoyunun algısına bölünmüş bir ülke olarak sunuluyor. Irak sınırlarının suni olduğunu biliyoruz. Kürtler kendilerine ait gördükleri bir alanda on yılı aşkın bir süredir varlıklarını sürdürüyorlar. Ancak Irak devletinin ulusal kurumlar aracılığıyla, özellikle orta ve üst sınıflarda bir Iraklılık bilinci oluşturduğu da ayrı bir gerçek. Batılı tarafsız gözlemcilerin bu konuda önemli bir saptaması var. Irak’ın bölünmüşlüğüne Baas rejiminin otoriter yönetimi sebep olmuştur! Rejim iktidarda kalabilmek için Iraklılar arasındaki bölünmüşlükleri körüklemiştir. Bunun anlamı şu; şayet Irak’ta demokratik bir rejim olsaydı, ülkenin bütünlüğünü sağlamak daha kolay olabilirdi. Saddam ise tam tersine bir sonuca yol açacak şekilde davranmıştır.

Kim yönetecek?

Savaştan sonra Irak’ı kim yönetecek? Gelinen aşamada birinci derecede önem kazanan soru budur. Tam da bu noktada Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği’nin Irak’ın idaresini üstlenecek geçici yönetimde yer almaktaki isteksizliği büyük bir hata olabilir.
Amerika, Birleşmiş Milletler’i geçici yönetimde görmek istemiyor. Fakat Birleşmiş Milletler de orada olmayı istemiyor. İyi de birileri bu koca ülkeyi nasıl olsa yönetmek zorunda. En olumlu çözüm ülkeyi BM denetiminde geçici bir sivil yönetimin denetlemesi olabilir.
Şimdi de eldeki seçeneklere bakalım. İlk seçenek olan, Irak’ı Amerikalıların yönetmesi, bölgedeki ABD karşıtlığını daha da körükleyecek ve pek çok terör olayına yol açacaktır.
İkinci bir seçenek ise Amerika’nın yönetimi bir Iraklı ara rejime devretmesidir ki, bunun için üzerinde mutabakat sağlanmış bir Iraklı lider ortada yok. Saddam’ın yerini alacak Iraklı henüz bulunabilmiş değil.
Sürgündeki Irak Parlamentosu’nun temsil gücünün ne olduğuna ilişkin haklı sorular ise giderek artıyor. Buradan da bir çözüm üretilmesi giderek güçleşiyor.
Irak’ta meşru bir yönetime geçişi sağlayacak çoğulcu bir idare kurmak mümkün olabilirse ne âlâ. Yoksa kimsenin işi kolay değil.
Ve tabii ki en önemli soru: Irak halkının ne istediğini bilen var mı?
Bilen yok, çünkü soran yok!
Bize gelence; tekrarlamak gerekirse, Türkiye için yarın Irak’ın laik ve demokratik bir devlet olarak varlığını sürdürmesi gelecekte bölgede kuracağı ittifaklar için hayati önem taşıyor.

Kategoriler
Köşe Yazıları
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular