Savaş medyası ‘bombaları’ sever

Evet, savaşın ilk kurbanı gerçeklerdir. Ama artık iletişim çağı ve medyadan uzak duran generaller dönemi kapandı. Pentagon’un sözcülüğünü kırmızı tayyörlü, altın kolyeli, orta yaşlı sarışın bir kadın üstlendi! Açık...

Evet, savaşın ilk kurbanı gerçeklerdir. Ama artık iletişim çağı ve medyadan uzak duran generaller dönemi kapandı. Pentagon’un sözcülüğünü kırmızı tayyörlü, altın kolyeli, orta yaşlı sarışın bir kadın üstlendi!

Zeynep Göğüş

Zeynep Göğüş

Açık Radyo’da doğru teşhis ettiysem Şahin Alpay’ın sesi, sabah yayınında Ömer Madra ile medyayı çekiştiriyorlar. Şahin Alpay tezkerenin Meclis’te takılmasını ‘demokrasinin zaferi’ olarak yorumluyor. Tek kişinin ya da azınlığın yerine, halkı temsil edenlerin aldığı geniş katılımlı kararların, çok daha sağlıklı olduğunu belirtiyor Şahin Alpay.
Son cümleye katılıyorum, hem de sonuna kadar. Bir önceki cümleye ise hiç katılmıyorum. Bizim Meclis’teki temsil demokratik mi ki, aldıkları karar da demokratik olsun?
Deveye sormuşlar, ‘Neren eğri?’, ‘Nerem doğru ki?’ demiş… Bizim Meclis nasıl oluştu hatırlayalım. Yüzde 10 baraj uygulaması olan bir seçim sistemi var memleketimizde. Sonuç olarak halkın yüzde 50’den fazlası bu Meclis’te temsil edilmiyor.
Bu kadarla kalsa iyi. Sistemin gerçek adı ‘siyasal parti liderleri oligarşisi’ olduğu ve milletvekili listesini halktan süzülen parti örgütleri hazırlamadığı için de Meclis’te temsili demokrasi yok. Bir başka Batılı demokrasi gereği: Nüfusun yüzde 51’ini oluşturan kadınlar Meclis’te yüzde 4 oranında temsil edildikleri için de rejimin adına temsili demokrasi denemez.

Oturma odası savaşı

Gelelim medya ve savaş konusuna. Savaşın ilk kurbanı hiç kuşkusuz gerçeklerdir. Matbaanın icadından beri bu böyle. Görsel medyanın ağırlık kazanması ile dezenformasyon denilen yanıltıcı haber vermenin etkisi daha da arttı. Gerçek, ekranın gerçeği olmaya başladı.
Vietnam Savaşı’nı Amerika’nın televizyon ekranındaki görüntüler yüzünden kaybettiği söylenir. Vietnam tarihin ilk ‘oturma odası savaşı’.
Haberin ne kadarının gerçek, ne kadarının propaganda olduğunu ayırt etmek kolay değil. Kuveyt’te Amerikalıların kurduğu basın merkezinden savaşı izlerken, savaşan taraflara ‘eşit mesafede’ durmak ne kadar mümkün? En azından fiziki olarak mesafe eşit değil.
Bu noktada okurların ve televizyon izleyicilerinin, duyularına birer süzgeç takmaktan başka çareleri yok. Medya isterse olmayan bir savaşı bile var edebiliyor çünkü. Fransız felsefeci Jean Baudrillard’ın sözüyle, “Bu savaş aslında hiç olmadı…”
Batılı çoğulcu demokrasi kültürünün temel ögelerinden biri devlet denetiminden bağımsız medyadır. Savaş zamanında devlet kendi savunma refleksini çalıştırdığında ortaya dezenformasyon çıkıyor. Amerika’nın 350 milyon doları bu işe ayırdığı iddiasını duymak hiç şaşırtıcı değil. Şaşırtıcı olan bizim bazı siyasetçilerin bunu medyanın cebine doğrudan para koymak diye algılamaları. Oysa dezenformasyon incelikli bir iş, böyle kaba saba yapılabileceğine kimse ihtimal vermiyor.

İmaj çağı gerekleri

Bir zamanlar kurumların yüzleri yoktu, açıklamalar yazılı yapılırdı. Hele ordular için bu daha da doğruydu. Bir komutanın TV’ye demeç vermesi ‘bayağı’ karşılanırdı. Bugün kurum imajı, ister istemez önde gelen yöneticileri ya da sözcüleri ile bir arada yürüyor. Öyle olmasaydı Irak Savaşı’nın orta yerinde Pentagon’un sözcülüğünü kırmızı tayyörlü, altın kolyeli, orta yaşlı sarışın bir kadın yapmazdı!

İngiltere’yi AB’den atın!

Kuraldır, haberde boşluk bıraktınız mı, medya onu doldurur. Bunun iyi örneğini Kuzey Irak’a Türk ordusunun gireceğine ilişkin haberlerde gördük. Bu konudaki açıklamalar vaktinde ya da öngörülü biçimde yapılmış olsaydı, Belçika Dışişleri Bakanı çıkıp da “Türk Ordusu Kuzey Irak’a girerse Türkiye AB üyesi olamaz” diye saçma bir demeç vermezdi.
Savaş medyası bomba haberleri sever. Savaş zamanında yaratılan her haber boşluğu, bu tür demeçlerle doldurulmaya aday. Fakat bu Belçikalı bakan meselesinde neden bizim hükümetten birinin çıkıp da, ‘Siz önce şu anda Irak’ı işgal etmekte olan İngiltere’yi AB’den atın atabiliyorsanız’ diyemediğini de anlamış değilim. Her halükârda Belçikalı bakanın ciddiye alınır bir tarafı yok.
Türkiye için bölgesinde kalıcı değişikliklere yol açabilecek bir savaşın komşusu iken başta Türk Silahlı Kuvvetleri ve hükümet olmak üzere tüm kurumların medyayı sürekli olarak bilgilendirmeleri şart. Böyle durumlarda dezenformasyon yapılacağını peşinen biliyoruz. Medya buna göre tedbiri almalı. İşin bu yönü bir tarafa, bundan da daha kötüsü, savaşla ilgili kurumların meydanı habersiz bırakmaları ki, sonuçlarını herkes açısından vahim olabiliyor.

Kategoriler
Köşe Yazıları
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular