Sanatçı Aşkları

Til ile güvercinin aşkı: Frida Kahlo – Diego Rivera 21 Ağustos 1329… Bu, Frida Kahlo ile Diego Rivera’nın evlilik tarihiydi. Damat 42, gelin ise sadece 22 yaşındaydı. Dev gibi...
Frida Kahlo – Diego Rivera

Til ile güvercinin aşkı: Frida Kahlo – Diego Rivera

21 Ağustos 1329… Bu, Frida Kahlo ile Diego Rivera’nın evlilik tarihiydi. Damat 42, gelin ise sadece 22 yaşındaydı. Dev gibi cüssesiyle Diego Rivera cüssesine yaraşan resimler yapıyordu. Herkes Aldatmanın sarhoşluğu Frida Kahlo – Troçkionu büyük boyutlu duvar resimlerinden, komünist partisi üyeliğinden bir de kadınlara düşkünlüğünden tanıyordu.

Frida Kahlo’nun on sekiz yaşına gelinceye değin sanatçı olmak gibi bir derdi yoktu. Onun idealindeki meslek tipti. Belki de altı yaşında geçirdiği, kendisini sakat bırakan çocuk felci onu böylesi bir ideal benimseye itmişti.

Ama on sekiz yaşında geçireceği büyük kaza çocuk felcinin acılarını aratacak cinstendi. Bindiği otobüs büyük bir kaza yaptı. Tutacak demirlerinden biri Frida’nın bedenini deldi. Omuriliğinde kırıklar vardı ve uzun süre yatağa mahkum olacaktı. Resim serüveni bu kazadan sonra başladı.

Resim onu Diego’yla karşılaştırdı. Sonra âşık oldular. Bûylece Frida’nın yaşamının sonuna kadar sürecek çalkantılı ilişkileri doğdu.

Diego evlenmelerinden kısa bir süre sonra yine eskisi gibi yaşamaya başladı. Hayatında resim, komünist partisi ve kadınlar vardı. Frida ise fiziksel ve ruhsal acılarıyla boğuşuyor, kendini tuvallerde arıyordu. Asla gerçekleşemeyen annelik hayallerini resimlerinde Diegolu imgelerle gösteriyordu. Diego onun ustası, kocası ve bir türlü vazgeçemediği afyonu olmuştu. Bu arada her geçen gün fiziksel sorunları artıyordu. Otuz ameliyattan sonra bir kez olsun Diego’dan vazgeçmeye karar verdi. 1939 yılında boşandılar. Bu ayrılık çok uzun sürmedi. Bir yıl sonra tekrar evlendiler. Frida için hiçbir şey değişmedi, ilişkileri hala gelgitliydi ve genellikle ayrı evlerde yaşamayı tercih ediyorlardı. Frida Kahlo 1954 yılında öldü. Acıları öylesine katlanmaz olmuştu ki günlüğüne şöyle bir not düşmüştü; “Umarım gidişim neşeyle dolu olur ve bir daha asla geri dönmem”

Aldatmanın sarhoşluğu: Frida Kahlo – TroçkiFrida Kahlo – Troçki

Frida Kahlo büyük aşkı Diego’nun çapkınlıklarını izlemekle yetinmemişti, Onun da evliliği sırasında başka ilişkileri olduğu biliniyor. Ama bunlardan en ünlüsü Rus devriminin önde gelen isimlerinden Lev Troçki ile yaşadığı aşktı. Rusya’dan kaçan Troçki bir süre İstanbul Büyükada’da yaşamış daha sonra Meksika’ya giderek Diego-Frida çiftinin yanında kalmaya başlamıştı.

Bir süre sonra Frida ile Troçki arasında yakınlaşma doğmuş, ama bu ilişki çok uzun sürmemişti. Troçki’nin eşinin aralarında geçenleri sezmesi üzerine Frida Troçki’den ayrıldı. Troçki, ressam Siqueiros tarafından öldürülünce. Siqueiros’un arkadaşı olan Frida sorguya alındı.

Bu olay üzerine Frida Meksika’yı terk ederek eski aşkı Diego’nun yanına San Fransisco’ya gitti.

Anarşist, lirik bir aşk: Arthur Cravan – Mina Ley

Mina Loy henüz Londra’da sanat eğitimi görürken feminizme ilişkin düşünceleri şekillenmeye başlamıştı. Paris. Floransa arasında gidip geldiği yıllarda Fütürist hareketin içinde yer alan Papini ve Marinetti ile yaşadığı aşklar, onun kadınlık bilincinin gelişmesini sağladı. Bu arada Papini ile Marinetti’nin araları açıldı ve Mina Loy. Fütürist hareketi bölen kadın olarak tarihe geçti. 1916 yılı geldiğinde Avrupa artık onun için yeterince çekici değildi. New York’a taşındı.

Onunla aynı yıl New York’a taşınan Arthur Cravan, sadece sanatıyla değil, yaşam tarzıyla da tam bir dadaistti. Fransa’da Paris sokaklarında kendi çıkardığı dergiyi el arabasıyla satıyor, boks yaparak hayatını kazanıyordu.

Arthur Cravan – Mina Ley

Çiftin New York’ta karşılaşması hiç de ilk bakışta aşklardan olmadı. Feminist Manifesto’yu yazan, kadınları bile şaşırtacak kadar kadın cinselliğini öven Mina Loy. durmadan küfreden bu kaba saba adamdan hiç hoşlanmamıştı. Ama Arthur Cravan sabırlıydı. Mina Loy sonunda ona aşkını ilan edinceye dek bekledi. Kendilerine bir yuva kurdular, ama çatının dağılması uzun sürmedi. Cravan askerlik yapmamak için Amerika’dan ayrıldı. İlişkileri bir süre Cravan’ın oradan buradan Loy’a gönderdiği mektuplarla devam etti, özlem ağır basınca Meksika’da buluştular. Cravan boks dersleri vermeye başladı. Ama bu ona yetmiyordu. Meksika şampiyonluğu için ülkenin en sıkı boksörüyle dövüşmeye kalktı. Nakavt oldu. Lisansı iptal edildi. Bir süre sadece yemek parası karşılığında ringe çıktı. Bu arada Loy hamile kalmıştı. Meksika’dan aynlıp Buenos Aires’e yerleşmeye karar verdiler. Oraya giden gemide tek kişilik yer vardı. Gemiye Mina Loy bindi. Yeni evinde aşkını beklemeye başladı. Arthur Cravan hiçbir zaman onun yanına gitmedi. Esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolmuştu. Kaybolmasıyla ilgili birçok spekülasyonlar dönüyor, Cravan’ın ölümü üzerine bir şeyler söyleniyordu. Loy, bütün bu sözlere kulaklannı tıkadı ve yaşamı boyunca biricik aşkını beklemekten vazgeçmedi.

Hoca öğrenci aşkı: Wassily Kandinsky – Gabriele Münter

Wassily Kandinsky – Gabriele Münter

Modern resmin temellerini atan Kandinsky’yi hemen herkes tanır.

Gabriele Münter ise sanat tarihi sayfalarında kendine yeterince yer bulamamış ressamlardandır. Gabrile Münter. kazandığı bir miras sonrasında Amerika’dan Münih’e taşındı. 0 sırada kadın erkek eşitliğinin yaşanabildiği tek okul olan Phalanx okuluna kaydını yaptırdı. Burada Kandinsky’nin öğrencisi oldu. Onların aşkları büyük, ilişkileri verimliydi. Yaşamları boyunca beraber ürettiler.

Aşk delirtir: Camitle Claudel – Auguste Rodin

Camitle Claudel – Auguste RodinAnnesinin kızmasına aldırmadan küçük bir kızken de çamurlarla oynardı Camile Claudel. Sanat yolculuğunun henüz başındayken en büyük destekçisi baba, kızının heykel eğitimi alabilmesi için 1881 yılında ailesiyle Paris’e taşındı. Bu karar, Camille’in tradejiyle sonlanacak yazgısını da belirledi. Camille, Academie Colarossi’de heykeltraş Alfred Boucher’den ders almaya başladı.

Sanat akademileri kadınlara henüz yasaktı. Eğer ille de sanatçı olmak istiyorlarsa özel atölyelere devam etmek zorundaydılar. Camille ile Rodin’in kesişmesi de böyle oldu. Rodin, o sıralar Rose Beuret’le yirmi yıllık evliydi. Evliliği Camille ile yakınlaşmasına engel olmadı. Ve tam on altı yıl sürecek fırtınalı aşk başladı. Camille Rodin’in ilham kaynağı, esin perisi ve çalışma ortağıydı. Rodin zor ve kıskançtı, ilişkileri boyunca Camille sevgilisinin özellikle yaratım konusundaki kıskançlığından fazlaca nasibini aldı. Bu arada hamile kaldı. Bir
kaza sonucu bebeğini kaybetti ve annesi tarafından evden kovuldu. Rodin’le yaşamaya başlayan Camille’in bu üst üste gelen olaylar yüzünden ruhsal dengesi bozuldu. Artık sevgilisi ile de arası iyi değildi. Kavgalar gittikçe daha şiddetli olmaya başlamıştı.

Sonunda Rodin’i terk etti. Aşk acısı ona sanat yaşamının en verimli dönemini yaşattı. Ama yalnızdı. Kadınların sanatçı olarak ciddiye alınmadığı bir dönemde varolma savaşı veriyordu, iki destekçisinden birisi babasını kaybetti. Diplomat olan erkek kardeşini Çin’e uğurladı. Artık maddi sorunlarla da boğuşmaya başlamıştı. Ve 1906 yılının bir gecesinde eserlerinin birçoğunu parçaladı.

Bir süre sonra Rodin’in de desteğiyle ailesi tarafından akıl hastanesine kapatıldı. Bunun için hep Rodin’i suçladı. Kardeşine yazdığı bir mektupta; “Bütün bunlar Rodin şeytanının başının altından çıkıyor, kafasında bir tek düşünce vardı zaten kendisi öldükten sonra benim sanatçı olarak atılım yapıp onu aşmam, bunu engellemek için de yaşarken
olduğu gibi ölümünden sonra da ben hep mutsuz kalmalıydım… Her bakımdan başarıya ulaştı işte! Bu esaretten çok sıkılıyorum… Eve hiç dönemeyecek miyim Paul?” diyordu.

19 Ekim 1943’te öldü. Tam otuz yılını akıl hastanesinde geçirmişti.

Onun ardından geriye heykelleri ve hissettiklerini anlatan tek bir cümlesi kaldı; “Bu kadar yalnız kalmak için ne yaptım?”

 

 

 

 

 

 

Kategoriler
Aşk-İlişkilerKültür&Sanat

Benzer Konular