Sağlık Kaynağı Kekik

Romatizmadan tansiyona, öksürükten hazımsızlığa birçok rahatsızlığa olumlu etkisi var. Yemeklerin tadını zenginleştiren bir baharat olarak biliyoruz onu. Ama aynı zamanda yağıyla, suyuyla, çayıyla şifa veren bir bitki. Mikropları öldürüyor,...
Türk kekiği

Romatizmadan tansiyona, öksürükten hazımsızlığa birçok rahatsızlığa olumlu etkisi var.

Yemeklerin tadını zenginleştiren bir baharat olarak biliyoruz onu. Ama aynı zamanda yağıyla, suyuyla, çayıyla şifa veren bir bitki. Mikropları öldürüyor, hazmı kolaylaştırıyor, kolesterolü düşürüyor. Tansiyonu dengeleyip ağrıları gideriyor. Ve dünyanın en iyi kekiği Türkiye´de yetişiyor.

Çoğu insan pirzolayı, ızgara eti onsuz düşünemez. Mis gibi kokusuyla ete ayrı bir lezzet katar. Akdeniz mutfağına özgü yemeklerin de vazgeçilmez baharatıdır. Salatalarda, zeytinyağlılarda, makarna soslarında sıkça kullanılır.

Kekikten söz ediyoruz. Odunsu saplı, küçük yapraklı, alçak boylu bitkiden. Kekiğin yemeklere kattığı lezzetin dışında bir önemli özelliği daha var. Şifalı bitkilerin önde gelenlerinden kekiğin sindirimi kolaylaştırıcı, kandaki şeker miktarını azaltıcı, sakinleştirici, idrar söktürücü, âdet düzenleyici, öksürük giderici gibi etkileri bulunuyor.

Prof. Dr. Hüsnü Can Başer

Prof. Dr. Hüsnü Can Başer

Türkiye, kekik açısından cennet bir ülke. Anadolu Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Farmakognozi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Hüsnü Can Başer, “Türk kekiği, dünyanın en kaliteli kekiği” diyor. Aynı zamanda 1980´de kurulan Anadolu Üniversitesi Tıbbi ve Aromatik Bitki ve İlaç Araştırma Merkezi (TBAM) Müdürü olan Prof. Başer, Türkiye´nin son yıllarda dünyanın en büyük kekik üreticisi olduğunu söylüyor. Türkiye´den yılda 7000-7500 ton kadar kuru kekik ihraç ediliyor. Kekiğin yanı sıra, kekik yağı da ihraç ediliyor (yılda en az 50-60 ton kadar).

Kekiğin yanı sıra, daha birçok bitki araştırılıyor, inceleniyor, denetleniyor Türkiye´nin ilk ve tek bitki araştırma merkezi TBAM´da. Ancak Prof. Dr. Hüsnü Can Başer´in kalbinde, kekiğin yeri bambaşka. Öyle ki, onun adını alan bir kekik türü bile var: `Origanum Husnucan-Baserii’… Başta kekik olmak üzere, bitkilerin yararları, zararları, merkezde yapılan araştırmalar, bitkilerin doğru kullanımı gibi daha birçok konuda sorularımızı yanıtlayan Prof. Başer ile `bitki âlemine’ dalarak sohbet ettik…

Nedir Türk kekiğinin sırrı?
Türkiye adeta bir bitki cenneti. Özellikle de kekik konusunda çok iddialıyız. Bugün Türkiye´den en çok ihraç edilen bitki kekik. Kekik yağı da ihraç ediliyor. Türk kekiği, dünyanın en kaliteli kekiği.
Kekiğin yanı sıra hangi bitkiler ihraç ediliyor?
Meyankökü de Türkiye’den gidiyor dünyaya, ancak meyankökü ihracatı son yıllarda azaldı, çünkü meyankökü ilaçtan çok, tütün, şekerleme ve meşrubat sanayiinde kullanılmaya başlandı. Bunun dışında, adaçayı, defne, şakayık çiçekleri, şakayık kökleri, sarı kantaron da sık ihraç edilen bitkiler arasında. Ayrıca Türkiye, gül yağı üretimi konusunda da dünya çapında bir ülke. Bunların yanında Türkiye, pek çok değişik bitki esanslarının önemli üreticisi haline geldi. Yaptığımız bir çalışmada, Türkiye’nin tıbbi ve aromatik bitki ile bitkisel ürünler ihracatının, yılda 100 milyon dolarlık bir kapasiteye ulaştığını tespit ettik. Yani Türkiye yılda 100 milyon dolarlık ihracat yapma kapasitesine sahip. Bu sayı artmış bile olabilir. Ürünlerimizin kalitesi arttıkça fiyatı da artıyor. Örneğin kekikte çok iyi durumdayız. Dünyanın en temiz, en kaliteli kekiği, en temiz kekik yağı Türkiye’den gidiyor.
Kekiğin en çok hangi bölümü işe yarıyor?
Pilot tesislerimizde hammaddeleri kazanın içine koyarız. Esansını elde etmek istiyorsak, alttan buhar veririz. O buharla birlikte esanslar bitkinin içinden serbest hale geçer ve suyla birlikte soğutucuda soğuyup tekrar sıvı haline dönüp aşağıya iner. Yağ, suyla karışmadığı için yüzer. Biz de onu ayırırız. Özel tesislerimizde bitkinin içindeki özü alıyoruz. Kekiğin posasını istersek su, istersek alkolle kaynatıp onun içinden de bir ekstre elde ederiz. Onu yoğunlaştırdığımız zaman da katı bir madde elimize geçer. Bu da antioksidan özelliğe sahiptir. Bunlar da doğal katkı maddeleri olarak gıdalarda kullanılabilir. Kekiğin aslında çok özelliği var. Hemen hemen hiçbir şey israf olmuyor. Her şeyi alınmış posa da gübre olarak kullanılabiliyor. Yem fabrikalarına da verilebilir.

Hemen hemen her tarafı işe yarıyor kekiğin.

Adınızı alan bir kekik türü var, değil mi?
Adımı alan iki bitki var. Bir tanesi, `Origanum Husnucan-Baserii’ adında bir kekik türü. Alanya yaylalarında yetişen bir kekik türü bu. Bir de bir loğusa otuna benim adım verildi. O da `Aristoloria Baserii’. Bilim literatürüne geçti bunlar.
TBAM olarak yurtdışında hangi merkezlerle işbirliği içindesiniz?
Yurtdışında örneğin Pakistan, Taşkent, Çin, Hindistan, Güney Afrika gibi ülkelerdeki en gelişmiş merkezlerle işbirliği halindeyiz. Ayrıca ABD, Mississippi´de en büyük doğal maddeler araştırma merkezi olan Ulusal Doğal Ürünler Araştırmaları Merkezi´yle de birlikte çalışıyoruz. Bilgi alışverişi ve araştırmacı değişiminde bulunarak, ortak projelerde birlikte çalışıyoruz, ortak yayınlar yapıyoruz, eğitim veriyoruz. Merkezimiz dünya çapında tanınmış bir merkez.
Bitkilere `zararsız’ gözüyle bakmak ne kadar doğru?
Çok yanlış. Bir bitki zehirleyebilir de öldürebilir de. Bir bitki bazen, başka bir maddeyle, bir gıdayla birlikte alındığı zaman, birtakım yan etkileri ortaya çıkabilir, bir alerjik bünyede alerjik reaksiyonlara yol açabilir. Örneğin bir alerjik bünyede veya hamile bir kadında kekik veya kekik yağının kullanılmasının doğru olmadığını biliyoruz. Dikkatli olmak lazım.
Doğru bitkiyi ve bilgiyi nereden alacağız?
Doğru bilgiyi uzmanlardan alacaksınız. Türkiye’de akademik olarak, yani üniversite eğitiminde tıbbi bitkilerin öğretildiği uzmanlık alanı bir tek eczacılıkta, Farmakognozi denen bilim dalındadır. Bitki zehirli olabilir. Ya bir uzmana başvurulacak ya da bitki kullanılmayacak.
Peki neden eczacılar bitkilere sahip çıkmıyor? Birçok gelişmiş ülkede doktorlar bitkisel ürünleri reçeteye yazar ve eczacı bu ürünleri eczanesinde hazırlayarak hastaya verir.
Sahip çıkıyorlar, ancak doktorlar reçeteye yazmıyor. 30-40 yıl önce, tıp fakültelerinde Materia Medica diye bir ders vardı. Bu derste, tıpta kullanılan bütün maddeler ve bitkiler öğretilirdi. O zamanki tıpçılar bitkileri bilirdi. Ancak artık hekimler tıbbi bitkileri hiç bilmeden mezun oluyor. Konuyu bilmedikleri için de bitkilerden uzak duruyor, bunları `koca-karı ilaçları’ olarak görüyorlar. Örneğin Almanya’da tıp fakültelerinin hepsinde bitkilerle tedavi dersi okutuluyor. Bitki işini eğitimleri sırasında gördükleri için de hastalara daha bilinçli bir biçimde reçete yazıyorlar. Bir doktor-eczacı-hasta zinciri oluşmuş durumda. Türkiye’deki eksiklik bu. Dolayısıyla iş `herbalist’ olarak kendilerini tanıtan insanlara kalıyor.
Herbalistler arasında işi çok iyi bilenler yok mu?
Çağ, ilim-bilim çağı. Her ne kadar bitkileri bir insan iyi tanısa da bu kişilere gitmek risklidir. Kulaktan dolma bilgilerle, tedavi gibi çok ciddi bir şeyi yapmak bence yanlış. Çoğu zaman `herbalist’ sıfatını taşıyan kişiler, size karışımların tarifini vermezler. Dolayısıyla kullandığı bitkinin doğru bitki olup olmadığı da bilinmez. Oysa bir ilacı aldığınız zaman içinde bir sır yok. İçeriği, hangi maddenin ne kadar miligram kullanıldığı, yan etkileri, yani ilaçla ilgili her türlü bilgi kutusunda yazar. Bu kişilerin belki gerçekten de işe yarıyor karışımları; ama ben emin olamam. Çünkü bu kişi bu işin eğitimini almamış. Ayrıca o halk hekimi dediğimiz insanların bir kısmı, gizli hazırladıkları karışımlara kortizon veya antibiyotik bile koyuyorlar. Bunlar bilinen, görülmüş, kanıtlanmış şeyler. Kullanılan kortizon veya antibiyotikten kaynaklanan hızlı iyileşme meydana gelebiliyor. Çünkü çok hızlı, anında iyileştirme yapan bitkiler zaten çok azdır.
Öyleyse Mısır Çarşısı´nı kapatmak mı lazım?
Hayır. Bir baharatçı gibi bitkiler sadece halka satılıyorsa, bu yapılabilir. Zaten bir aktarın görevi de bu. Ama onların ilaç yapma yetkileri yok. İki bitkiyi karıştırırsanız ilaç olur. Bu işe eczacılar daha çok sahip çıkmalı. Çünkü bu konuda bilgi ve yetki sahibi tek insan eczacı. Bu iş eczanelere girmeye başlarsa, o zaman hiç kimse korkmasın.

Merkezde neler yapılıyor?

Bitki Kimyası Bölümü: Anadolu Üniversitesi Bitki Kimyası Laboratuvarı´nda küçük çaplı üretimler yapılıyor. Örneğin kekik yağı, defne yağı, adaçayı yağı gibi bitkisel esanslar burada üretiliyor.

Uçucu Yağlar Bölümü: Aromatik bitkilerden uçucu yağ (esans) üretimi, analizi, kalite kontrolü, biyolojik etkinliği ve aroma kimyasallarının izolasyonu, kalite kontrolü gibi işlemler yapılıyor. Mikrodistilasyon Sistemi sayesinde, tek bir tohumdan veya yapraktan dahi uçucu yağ elde edilebiliyor. Normalde 100, 200 gram, hatta yarım kilo gerekebilir. Uçucu yağlar, parfümeri, kozmetik ve gıda sektöründe kullanılabilir.

Aletli Analiz ve Kalite Kontrol: İyi laboratuvar uygulamaları kurallarına uygun olarak doğal ve sentetik hammaddeler ile ilaç ve kozmetik ürünler üzerinde son teknoloji kullanılarak analiz ve kalite kontrol yapılıyor.

Pilot Tesisler: Endüstriyel üretim öncesinde deneme üretimleri bu bölümde yapılıyor. Bitkisel ekstre ve yağ üretimi konusunda yeterli imkânlara sahip olan tesiste, öğütme, ekstraksiyon (bitkinin içindeki maddeleri elde etme), distilasyon, kimyasal reaksiyon, buharlaştırma, kurutma, püskürtme gibi işlemler gerçekleştiriliyor.

Hücre ve Doku Kültürü Laboratuvarı: Bu laboratuvarda, insan ve hayvan dokuları üretilerek, onlar üzerinde bitkilerle deneyler yapılıyor. Örneğin anti-kanser etki deneyleri yapılıyor, yara iyileştirici maddeler veya yaşlanmayı önleyici etkiler, bitkilerin zehirli olup olmadıkları araştırılıyor. Bu çalışmaların avantajları var. Hayvan deneylerinde sürekli hayvanları kanser edip öldürmek gerekiyor. Oysa hücreler üzerindeki deneylerde, istenilen miktarda hücre üzerinde çalışılabiliyor. Bu hücreler ise eksi 195 derecede donduruluyor.

Biyotransformasyon Laboratuvarı: Burada `mikroplar çalışıyor’. Mikroorganizmalar, verilen maddeleri yedikleri an, metabolize edip onları başka bir maddeye çeviriyorlar. Her mikrop farklı madde üretiyor. Böylece yeni maddeler de keşfedilmiş oluyor. Biyoteknolojinin ön adımları olan bu çalışmalarla, değeri olmayan veya tedavi edici etkisi az olan birtakım maddeler mikroplara çevirtilerek, tedavi etkisi yüksek maddeler haline getirilebiliyor. Örneğin kokusu olmayan maddeler kokulu hale; ucuz maddeler pahalı hale dönüşüyor.

Kozmetoloji: Kozmetik araştırma ve geliştirme laboratuvarında, maddelerin cilt üzerindeki nem ölçümleri, ürünlerin yasal yönetmeliklere uygunluğunun saptanması ve kalite kontrolleri gibi işlemler yapılıyor.

Kütüphane ve Dokümantasyon Birimi: Geniş bir kütüphane ve arşive sahip olan TBAM´da, bütün bilgiler bilgisayar ortamında saklı. Birçok eserin orijinallerini de bu kütüphanede bulmak mümkün.

Kekik yağı

  • Damıtma yoluyla elde edilir
  • İçilmesi doğru değildir, haricen kullanılır
  • Bazı yörelerde kesme şeker üzerine damlatılarak yenir
  • Mikropları öldürür
  • Bakteri ve mantar enfeksiyonlarında etkili
  • Yara iyileşmesini hızlandırıyor.
  • Gıda sektöründe birçok sosta kullanılır.

Kekik suyu

  • Damıtma sırasında yağın altında biriken damıtık su, `kekik suyu’ olarak kullanılır
  • Son yıllarda kullanımı yaygınlaştı, marketlerde satılıyor
  • Özellikle mide-bağırsak sorunlarında iyi geliyor
  • Kolesterolü düşürüyor
  • Kan şekerini düşürüyor
  • Tansiyonu dengeliyor
  • Kanseri önlüyor
  • Mikropları öldürüyor
  • Ağrıları gideriyor
  • Safra salgılanmasını artırıyor
  • Hazmı kolaylaştırıyor

Etkileri bilimsel olarak kanıtlanmış bazı bitkiler

  • Cezayir Menekşesi (Rozet) Bu bitkinin iki türü var. Biri Hogkin tipi kanserlerde çok etkili, diğeri de çocuk lösemisisinde.
  • Haşhaş: Haşhaştan morfin elde edilir. Bitkisel bir ilaçtır. Ağrı kesici, narkotik uyuşturucudur.
  • Gingko biloba (Mabet ağacı): Gingko bilobadan standart bir ekstre elde edilir. Beyindeki kan dolaşımını düzenler. Yaşlı hastaların unutkanlık gibi sorunlarını yok eden, hekimlerin de çok kullandıkları bir ilaç.
  • Pelinotu: Antimalaryal etkisi vardır.
  • Güzelavratotu: Spazm çözücü, kalp uyarıcı etkisi var. Göz hekimliğinde de kullanılır.
  • Yüksükotu: Kalbi güçlendirir.
  • Denizüzümü: Burun ve bronş açıcı, astımda kullanılır.
  • Çavdar mahmuzu: Migrene karşı iyi gelir.
  • Yılankökü: Tansiyon düşürür.
  • Sinameki: Müshil etkisi vardır.
  • Devedikeni: Karaciğeri korur. Not: Bu bitkilerden laboratuvar ortamında ilaç yapılıyor. Dolayısıyla gelişigüzel kullanmak, `tencereye atıp kaynatmak’ çok tehlikeli.
Kekik nasıl kullanılır?
  • Kekik çayı: Yarım veya bir tatlı kaşığı kurutulup ince kıyılmış kekik, orta boy bir su bardağı dolusu suyla haşlanır, kaynatılmaz. Üstü kapatılarak 8-10 dakika demlendirilir ve süzülür. Günde 2-3 bardak aç karnına veya öğün aralarında, soğutulmadan içilebilir. Boğmaca, öksürük, sinir sistemi bozuklukları, sindirim sistemi bozukluklarına, âdet düzensizliklerine karşı iyi gelir.
  • Kekik banyosu: 70-100 gram kurutulmuş kekik bir tülbendin içine gevşekçe bağlanarak 2-3 litre soğuk suya eklenir. Kaynama derecesine kadar ısıtıldıktan sonra (kaynatılmaz), üstü kapalı olarak 15 dakika demlendirilir. Tülbentteki posa iyice sıkıldıktan sonra küvetin içindeki sıcak banyo suyuna eklenir. Banyo süresi 15-20 dakikayı aşmamalıdır. Özellikle sinirsel bozukluklarda iyi gelir.
  • Özel karışım: Öksürüğe, astıma, bronşite karşı 2 ölçü kekik, 1 ölçü sinirliot, 1 ölçü ezilmiş anason iyice karıştırılır. Karışım, tıpkı çay hazırlar gibi kaynatılır ve demlenir. Balla tatlandırılarak günde 4-5 bardak içilebilir.

 

 

 

Kategoriler
Beslenme
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular