Ruhsatsız Devlet ve Rant

Şu sıralar AKP´nin Meclis grubunda sessiz ve derinden giden önemli bir çalışma yürütülüyor. Kamuoyuna da yansıyan lojman satışları için, yasal zemin oluşturulmaya çalışılıyor. Özellikle doğuda görev yapan memurlar için...
Erdal İpekeşen

Erdal İpekeşen

Şu sıralar AKP´nin Meclis grubunda sessiz ve derinden giden önemli bir çalışma yürütülüyor. Kamuoyuna da yansıyan lojman satışları için, yasal zemin oluşturulmaya çalışılıyor.

Özellikle doğuda görev yapan memurlar için tahsis edilen lojmanlara dokunmadan, satış yapılabilmesi için de formüller üretiliyor. Askere, öğretmene ve polise yönelik bu tip lojmanları satışa çıkarmadan işlemi gerçekleştirmek ise çok bilinmeyenli bir denklemi çözmeye benziyor. Zira, devletin elindeki lojmanların ana yekûnunu bu kuruluşlar oluşturuyor.

Geçenlerde, Ankara´nın ünlü emlakçısı Salim Taşçı ile bu konu üzerinde sohbet ediyorduk. `Ruhsatsız devlet’ diyerek söze girdi ve satıştan önce, birçok kamu binasının ruhsat sorununu halletmesi gerektiğini söyledi. Konuştukça da sözlerinde önemli gerçekleri görmeye başladım.

Maliye Bakanlığı´nın, TBMM lojmanlarının satış işlemi için yaptığı çalışmalara son şeklini verdiğini, ilk etapta da buranın satılacağını söyleyerek başladı konuşmasına. Aslında devletin kullandığı birçok binada ruhsat sorunu varmış. TBMM´nin çalışma binasının ruhsatının bile yaklaşık üç yıl önce alındığını vurgulayarak, “Cumhurbaşkanlığı´nda yapılan ek inşaatlardan tutun da Eskişehir yolundaki birçok bakanlık binası ve hatta ruhsat veren belediyelerin birçoğunun kendi binasının dahi ruhsatı yok” derken de önemli bir soruna parmak basıyor. Bu arada devletin, kendi elindeki bina ve arazileri satarken, uygun zemini hazırlaması gerektiğini belirtiyor.

“Üzerinden imar geçmemiş araziler satılırsa devlet değil, açıkgöz aracılar kazanır. İmarda yeşil alan görülen bir yer, devlet tarafından ucuza satılır. Burayı alan uyanık da rüşvet ya da siyasi gücüyle bu araziden imar geçirirse büyük paralar kazanır. Örneğin bir milyara aldığı araziyi, imar geçirirse yüz milyar liraya satar. Onun için devlet imara hazır arazisini satsın ki, rant, aracı yerine kendi cebine girsin.”

Laila havası yaylada sökmedi

Etme bulma dünyası… Müşteriler hep Laila´nın kapısından döndürülecek değil ya. Bu kez de Şefik Öztek aynı akıbete uğradı. Ankara, Bilkent Sports International bünyesinde yer alan Mayday Kulüp, Laila´nın sahibi Öztek’i içeri almadı. Hem de nazik bir şekilde ikaz edip kapı önünde kırmızı kart göstererek. Bin 500 kişilik Mayday´in lobisine kadar dört erkek arkadaşıyla birlikte giren Şefik Bey, kendisine “Hoş geldiniz” diye sıcak karşılamada bulunan kulüp sahiplerine karşı tepeden bakar tavırlar içine giriyor. “Bu girişin hali ne, otel lobisi gibi”, “Ses ve ışık tesisatı kaliteli değil galiba” gibi sözler sarf edince, Mayday’in işletmecisi Tamer Özkan, zıvanadan çıkıyor. “Türkiye´nin en güzel tesislerinden birine geliyorsunuz ve birçok İstanbullu işletmecinin gösterdiği ukala tavırları siz de sergiliyorsunuz. Bu kadar laf ettiğiniz müesseseye girme hakkınız yok. Buyurun kapı bu tarafta” diyerek de salona sokmuyor. Ayrıca kapıdaki görevlilere seslenerek Şefik Öztek´in bir daha içeriye alınmaması talimatını veriyor.

Güzel duldan diplomatik kriz

Türk İnsan Kaynakları Vakfı (TİKAV), Güney ve Güneydoğu´daki üniversite öğrencilerine maddi katkı sağlamak amacıyla İtalyan Büyükelçiliği´nde bir balo düzenledi. İtalyan Büyükelçisi Vittorio Surdo ve eşi Roya Surdo´nun himayelerinde gerçekleşen baloya, başta İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu ve işadamı Rahmi Koç olmak üzere siyaset, bürokrasi, iş ve sanat çevrelerinden pek çok tanınmış sima katıldı. Ankara ve İstanbul sosyetesinin de ilgi gösterdiği baloda ev sahipliğini, İtalyanların yanı sıra işadamı Hamdi Akın ve vakıf başkanı olan eşi Şafak Akın da üstlendi. Baloda tüm meraklı gözleri üzerinde toplayan isimlerden biri de, Cihan Ünal´ın yeni boşandığı eşi Nazlı Tazebay´dı. Bu özelliğiyle olduğu kadar, güzelliğiyle de dikkat çeken Nazlı Hanım, taze dul olmanın verdiği tedirginlikten olacak, basın mensuplarının objektiflerine ürkerek bakıyordu. Sonuçta da flaşların patlamasıyla birlikte bu korkusu tümden su yüzüne çıktı. Basın mensupları, Nazlı Hanım´ın yanında, genç ve yakışıklı bir erkeği görmüş ve gaflette bulunup “Sevgiliniz mi?” diye soru sormuştu. Bir anda parlayan şen dul, yanındaki yakışıklı beye dönüp, İngilizce olarak, “Benim sevgilim olup olmadığını soruyorlar. Ne olur onlara aramızda bir şey olmadığını söyle” diyordu. Genç adam da yine İngilizce olarak, “Hayır sevgilisi değilim. Ben, elçilikte görevliyim” diyerek durumu kurtarıyordu. Ama Nazlı Hanım bundan pek tatmin olmamıştı ki, yine basın mensuplarına seslenerek, “İsterseniz gelin sayın sefire soralım” diyordu. Diğer konuklar, “İster misin, Dışişleri Bakanlığı yetkililerine bile danışılmasını istesin” diye şakalaşırken, basın mensupları diplomatik krize yol açmamak için Nazlı Hanım´ın yanından uzaklaşıyordu. Sonuç mu? Taze dul ünlü politikacı ve işadamlarını gölgede bırakıp, İtalyan Elçiliği´ndeki davete damgasını vurdu.

Kategoriler
Köşe Yazıları
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular