Rock’n’Roll’un persona grata’sı David Bowie

Kral’dan çok kralcı olmak şeklinde bir davranış bozukluğu göstermemiz için bize yeterli sebepler sunuyor David Bowie. Üstelik bizi bu psikosomatik durumun ortasına tam 38 yıldır atıyor çünkü o tam...

Kral’dan çok kralcı olmak şeklinde bir davranış bozukluğu göstermemiz için bize yeterli sebepler sunuyor David Bowie. Üstelik bizi bu psikosomatik durumun ortasına tam 38 yıldır atıyor çünkü o tam 38 yıldır sahnede.

Rock’n’Roll’un persona grata’sı, bir miktar ekspresyonizmle açıklanabilecek pop kültür ikonu Bowie, 2002’yi akılda kalan yıllar arasına sokmak için yeni albümünü çıkarıyor bu aralar. ‘Heathen’ (Dinsiz) değişimi sadece öneren ama onu uygulamayan bir albüm olarak çıkıyor karşımıza.

David Bowie

1960’ların Swinging Londra’sında The Lower Third gibi Blues gruplarında görünmüştü ilk olarak. Sonraki yıllarda pub rock’ı etkileyecek olan vokal tarzıyla bu janr’a imzasını bırakırken bir yandan da becerikli bir saksafonist olarak dikkat çekiyordu. Bowie’nin etrafında kurgulanan en başat klişe onun her devrin adamı olduğuna vurgu yapıyor. Günün trendlerini müziğine ve imajına uygulamakta üstüne yok. Belki de Amerikan medyasının bıkmaksızın gündemde tuttuğu iddia gerçek. Belki gerçekten de Madonna’nın erkek versiyonu. Buna inanmak mümkün mü? Bıraktığı etkilerin trendleri yarattığı göz ardı edilmiş bir müzik adamıyla karşı karşıyayız. Daha azına inanmak gönlümüzden geçmiyor. ‘Earthling’i yaptığında techno komünitesi onu kendilerine ait olan karşı kültürün sömürüsü ile suçlamıştı. Ama ilk techno plaklarını fişekleyen de bizzat Bowie’ydi. Rock ve pop müziklerdeki teknoloji korkusunu yenerek elektronik müziğin mainstream’e ataçlanmasına ön ayak oldu. Yıllar öncesinde ise Young Americans ile glam’cilerin bir kaşık suda boğacağı pop idolleri arasına girmişti. Oysa, glam rock’ın dozaşımı olarak gördüğümüz New York Dolls’un biricik rol modeliydi Bowie. Dolls, içeriğindeki drag-fetiş enerjiyi, multi seksüel duruşunu, b-movie geleneğine duyduğu sadakati Bowie’nin sahnesine borçluydu. Daha pek çok glam rock grubu da absurd drag queen’ler gibi ortalıkta salınabilmenin inceliklerini Bowie’den kapmıştı. 1970’lerin, 1980’lerin, 1990’ların bıkkınlık veren popüler kültür nesneleri için ‘roots’ sınıfına sokabileceğimiz yegane adam, Velvet Goldmine filminin ilham perisi. Bowie’nin techno müziğe bulaşması da bi’ şekilde, günah işlemenin çekiciliğine karşı koymama inadı işte. Tüm zamanların en etkili rock’n’roll ikonu elektronik müziğin büyüsüne kapıldığında bunun şeytanca fikirlere gebelik ettiğinin gayet bilincindeydi. Bowie hakkında en büyük iddiamız da bu zaten. O kimselerin yakalayamadığı bir bakış açısının sahibi, kimselerin sahip olmadığı bir bilinçle yapıyor işini. İngiliz punk’ının torbacısı eroin etkisi yapan dumur edici ve hatta salaklaştırıcı halüsinatiflerini bu kez ecstasy formatında eğlencelikler olarak atıyor önümüze.

Hep ağırlık sahibi. Onun ruhunu kaldırabilecek çok az insan var hayat içinde. Tüm zamanların en etkili rock’n’roll ikonu olması da laf değil. Thom Yorke’dan Michael Stipe’a, Bono Vox’dan Liam Gallagher’a ve Tricky’ye kadar peşinden tuhaf yerlere doğru sürüklendiğimiz adamların oylarıyla en etkili müzisyen o. Ve ayrıca Time dergisinin anketine göre En Ünlü 50 Devrimci’den biri. Pet Shop Boys için yaptığımız benzetmeye bir göndermeyle; David Bowie zihnini tehlikeli işlere yoran insanların felsefe rehberidir. Bir aktör olarak Bowie’nin yediği nanelerden bahsetmekte de fayda var. Çünkü sinemada kaptığı her rol tıpkı Ziggy Stardust ve Aladdin Sane gibi ona başka karakterleri tam anlamıyla hayata geçirme şansını vermiştir. The Man Who Fell To Earth glitter paşası Bowie’yi sağlıklı bir şekilde açıklar. 1983 tarihli Merry Christmas, Mr Lawrence’daki savaş suçlusunu oynarken bir başka ünlü müzisyen Ryuichi Sakamoto ile teatral bir şov yaratır. Sanatsal ve ticari açıdan hayal kırıklıklarının şahı, 1986 tarihli Absolute Beginners’daki pop idolü rolü tastamam oturur Bowie’ye. Yine aynı yıl filme alınan Jim Henson yapımı Labyrinth’deki goblin master’da ise daha başarılı olduğunu söylemek mümkündür. Bowie’nin film sanatına en büyük katkısı ‘The Hunger’ filmi. Bu vampir mitinde Bowie glitter rock’a özgü teatral şovunu korku filminin içeriğiyle birleştirerek müthiş bir portre çizer. The Cure ve Siouxsie And The Banshees ile birlikte dönemin en karanlık outfit’i olan Bauhaus’un The Hunger için yaptığı ‘Bela Lugosi Is Dead’ şarkısıyla birlikte David Bowie’nin oyunu vampirizmin şahikasını yaratır. Bela Lugosi’den sonra karşı karşıya kaldığımız en şehvetli gece yaratığıdır David Bowie. Sonraki tarihlerde Basquiat’de Andy Warhol’u yorumlar ve Twin Peaks: Fire Walk With Me’de oynar. 1977’de beyaz perdeye yansıyan Just A Gigolo’nun getirileridir bütün bu roller. Marlene Dietrich ve Kim Novak’ın karşısında l’homme fatal’a bürünerek rol çalar ikisinden de.

Rock’n’Roll’un persona grata’sı, bir miktar ekspresyonizmle açıklanabilecek pop kültür ikonu Bowie, 2002’yi akılda kalan yıllar arasına sokmak için yeni albümünü çıkarıyor bu aralar. ‘Heathen’ (Dinsiz) değişimi sadece öneren ama onu uygulamayan bir albüm olarak çıkıyor karşımıza. David Bowie’nin en bilindik tavırlarından biri de bu zaten. Önerdiği şeyin başkaları tarafından tamamına erdirilmesine şahit olmak istiyor önümüzdeki iki üç yıl içinde. Büyük satışlar yakalayıp büyük paralar kazanmak da müziğin Richie Rich’i için artık meşguliyet alanına girecek durumlar değil. Kral’ın varisleri çok ama o hala tahtını seviyor. İngiliz Kraliyet sisteminin bugünkü durumunu hatırlatıyor bu da. Sonradan gelenlerin durumu da meçhul olduğuna göre, David Bowie bu işin takibine devam edecektir birkaç ‘yüzyıl’ daha.

Kategoriler
Müzik
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Sex, Drugs & Rock’n’roll

    Sex, Drugs & Rock’n’roll

    Gündemdeki rock’n’roll kuşağı geçmiş kuşakların uyuşturucu ile olan deneyimlerinden yararlanarak ve aynı zamanda kendi bakış açısına sahip çıkarak tamamına erdiriyor bu işi. Trainspottingvari bir hayat yaşamaktan korkmuyorlar. Bu onlar...
  • Sinem Saniye

    “Günlük Tutmuyorum, Beste Yapıyorum”

    Amerika şarkı listelerini altüst eden başarılı Türk sanatçı Sinem Saniye soruları yanıtladı ve yeni albümü ‘‘Lets Play’i’’ anlattı. 1979 Münih Almanya doğumlusunuz. Babanızın kaybından sonra annenizle birlikte Amerika’ya geliyorsunuz. Amerika’yı tercih etmenizde bir sebep var mıydı, çünkü sanıyorum ki Almanya’da da düzenli bir hayatınız mevcuttu? Sinem Saniye: Ben doğmadan...
  • muzik-03

    Kaybolan kültürün temsilcisi: Gülcan Altan

    Hangi dilde ağıt dinlerseniz dinleyin, yüreğiniz sızlar ve o acıyı hissedersiniz. Çünkü ona göre, müziğin dili yok! Ama o en çok Çerkesçe şarkılarıyla tanınıyor. Gülcan Altan, yok olma tehlikesi...
  • Sasha Grey

    Müzik, Porno Endüstrisine Çok Benziyor

    Sasha Grey, 270 porno filmde rol aldı. Artık deneysel elektronik bir grup olan aTelecine’in yüzü. Ve şimdi bu iki dünyanın, birbirinden hiç de farklı olmadığını söylüyor. Porno yıldızları, genelde...