Retorik!…

Günümüzde Batı dünyası ile iletişim kurmak kaçınılmaz bir olgu. Bu kişilerle iş, kültür, politika alışverişlerinde en verimli sonuçları elde etmek için iletişim tekniklerimizi bir gözden geçirmekte, onların konulara nasıl,...
Retorik

Günümüzde Batı dünyası ile iletişim kurmak kaçınılmaz bir olgu. Bu kişilerle iş, kültür, politika alışverişlerinde en verimli sonuçları elde etmek için iletişim tekniklerimizi bir gözden geçirmekte, onların konulara nasıl, bizim nasıl yaklaştığımızı görmekte fayda var.

Ülkemizin Ege kıyılarındaki betonarme bir kentte şimdi olduğu gibi korkunç sıcak bir yaz günü. 9-10 yaşlarındayım. Annemin İskoç bir arkadaşı içecek bir şey isteyip istemediğimi soruyor. Direkt olmanın arsızlık ifadesi olduğunu hissettiren bir toplumda asıl bir kiz olarak büyümeye niyetliyim o zaman. ´Bilmem´ diyorum önce. Aklım sıra kadın ısrar edecek, bir, en fazla iki saniye sonra kibarca Evet diyeceğim. Maalesef olay böyle gelişmiyor.

Evet´ime fırsat kalmadan viski cami gözlüklü miyop İskoç önümden üstü rengarenk soğuk içecek dolu tepsiyi hızla çekip diğer misafirine yöneliyor. Annem limonatasını büyük bir iştahla içerken ben toplumumuzun ileri gelen ´isteklerini içine at´ felsefesiyle içinde dilimin damağıma yapışmış olduğu ağzımı açmayıp böm böm oturuyorum. Aleyhime sonuçlanan bir Büyük Britanya-Türkiye maçı olarak görüyorum o günü. Retorikte 1-0 yenilen Türk susuz.

Retorik: Etkili konuşma, yazma, iletişim sanatı. Her kültürün kendine has bir yöntemi var bu konuda. Batı´nın yöntemi Antik Grek Sokrates metodolojisi üzerine kurulmuş, biz Türklerinki daha çok Doğu (Asya ve Arap-Oryantal) tipine uyuyor. Tarzımız Batı dünyası tarafından şiddetli bir değişim ivmesine sokulmus genel dünya kültürü ile aramızda kopukluk sağlayabiliyor.

İskoç olayı ve Amerikalılarla yaşanan benzer olaylardan sonra Türklerle Batılılar arasındaki ilişkiyi her fırsatta inceledim. Biz halılara, kilimlere çentik atan bir toplumdan geliyoruz. Kainata saygısızlık etmiyelim, elimizden çıkan hiçbirşey kusursuz olamaz, kusursuzluk insana ait bir özellik değildir diye en tanınmış sanat eserimiz olan halıların bir koşesine olmayan bir kusuru yaratmak için uygunsuz bir çizik, bir işaret atıyoruz hala. İşte bu noktada kendilerini varolusun merkezi olarak gören Batılılardan farklı bir iletişim kuruyoruz birbirimizle ve onlarla.

Türkiye´de okuduğumuz okulla da ilgisi yok bu olayın. Ne Robert Kolejliler ne Boğaziçililer biliyorum yurtdışında mastır, doktora yaparken ´yahu bütün derslerim iyi de bir türlü yazılarıma iyi not vermiyorlar´ diye yakınıyorlar. Anahtar şu: Batılılar taraflı, direkt ve kusursuzlarmış edasında yazıp konuşuyorlar. Zamanı aşırı bir ivmede yaşayan bu adamların sözün anafikrini bekleyecek 15 dakikası yok. Ben artık bu kişilerle tenis maçındaymışım gibi konuşuyorum. İlk birkaç saniyede fikrimi kuvvetle ortaya atıp, karsimdaki hala ilgi gosteriyorsa hizli hizli detaya iniyorum. Yaziyla da boyle. Dayanıveriyorum hemen.

Batılıların Antik Grek kökenli bu metoduna şahsına hayranlığımdan dolayı Büyük İskender metodu adı taktım. Bizimkine de Spiral. Büyük İskender eğitiminin en önemli birkaç yılını bir dağ tepesinde Aristo´nun basını çektiği felsefecilerden retorik eğitimi alarak geçiriyor. Ödevi kuvvetli ve sert bir şekilde bir konuyu değişik acılarından ele alarak tartışmak. Megas Alexandros (Büyük İskender) sanırım bu sayede 33 senelik kısa yaşamında imparatorluğunu ve Hellenizmi kıtalara yayıyor. Bizim Spiral metodu sert yaklaşımların ayıp olduğunu öngördüğü için anafikre, amaca döne döne ulaşıyor. O zamana kadar zaman asiniyor tabii. Spiral metodunun Bati dunyasinin dikkatini cok ceken baska bir özelliği daha var: kişisel ya da toplumsal olarak inanılanlar dışındaki acıları tartışırken ele almak hatta tartışmaya açmak pek söz konusu değil.

Günümüz Grekleri de metodlarını atalarından kapmışlar. Biraz da aşırıya kaçarak. İskender´in asi çocuklarının bu tip retorik tartışmalara karşı yoğun bir ilgileri var. Alışkın değilseniz konuşma tarzlarına, feci şekilde kavga ediyorlar, olay çok kötü bitecek sanıyorsunuz. Halbuki onlar için tavla, satranç oynamak gibi bir şey söz kavgası. Birdenbire durup gülerek tamam yeter artık diyorlar. Ya şu (´Sağlığına´ anlamında: Yunanlılar kadehlerini bu söyleyişle kaldırıyorlar) diye kadeh tokuşturarak başka bir konunun kavgasını yapmaya başlıyorlar. Müthiş bir deşarj olma yolu bu (böyle düdüklü tencere gibi hava sala sala yetişse bir insan meclisten çıkıp kapağı atıp bir cümlesiyle ekonomiyi batırır mı?). Onlar için hiçbir konu tartişma dışı değil. Bu yüzden de hemen hergün ya Fransızlar gibi grevde ya da birşeyin protestosundalar. Bir gün Yunan haberlerini seyrederken el-insaf dedim; ilkokul çocukları ayaklanmış sokaklara dökülmüşler, okullarına girmiyorlar. Bazen böyle tıkanan caddelerde ambulansların bile geçişine izin verilmiyor. Başka bir gün şunu görüyorum: Peru´dakı haksızlıklara sinirlenmiş bir Yunan halkı sokakta Peru hükumetini protestoda. Peru nire Yunanistan nire! Clinton´ın ziyaretini istemeyip her tarafı yakıp yıkmalarına, koskoca ABD cumhurbaşkanının korkup ziyaretini kısa kesmek zorunda kalmasına ne dersiniz? Bizim depremzedelerin ise aynı kişiye ziyareti esnasında babaymış gibi sarılmalarına ne demeli? Açıklama şu idi: bizi sevecek bir devlet babası arıyoruz.

İMF kuyruklarında Şeref nedir unuttuk bari biz de böyle içelim sevgili Spiral İnsanlar:

Sağlığımıza; istediğimiz noktalara bir an önce ulaşmamıza!

 

Suzan ÖRGE
10 Ağustos 2001 15:41
Kategoriler
Köşe Yazıları
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular