Powell’a benden üç armağan

İletişim teknolojisi ne kadar gelişirse gelişsin, hiçbir televizyon görüntüsü, savaşı, fotoğraf kareleri kadar başarıyla anlatamıyor. “Birliklerimiz ince operasyon yapıyor.” ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell bir günlük Ankara gezisini noktalarken...

İletişim teknolojisi ne kadar gelişirse gelişsin, hiçbir televizyon görüntüsü, savaşı, fotoğraf kareleri kadar başarıyla anlatamıyor.

faruk-bildirici

Faruk Bildirici

“Birliklerimiz ince operasyon yapıyor.” ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell bir günlük Ankara gezisini noktalarken böyle söylüyor, övünüyordu:
“Bizim ordumuz sivillere zarar gelmemesi için ince operasyonları en büyük başarıyla yürüten bir ordudur.”
Oysa aynı gün Amerikan füzesiyle vurulan Bağdat’taki doğumevinden gelen fotoğraflar Powell’ı tekzip ediyordu. Fotoğraf karelerinde kan, ölüm ve gözyaşı vardı. Ölen çocuğunun başında gözyaşı döken bir baba, vücudu yanıklar içinde kaldığı için gözyaşı döken bir kız çocuğu, çığlık çığlığa ağlayıp gözyaşı döken başı bandajlı bir oğlan ve ölen, yaralanan kadınlar…

Bu fotoğraflara bakıp da Amerikan ordusunun sivillere zarar gelmemesi amacıyla ‘ince operasyon’ yaptığını savunabilmek için insanın vicdanını bir kenara bırakmış olması gerek.

Belki de Powell, Pentagon’un hemen her basın toplantısında gösterdiği uzaydan uydular aracılığıyla çekilmiş Irak fotoğraflarına bakmaktan, gazetecilerin savaş boyunca çektiği fotoğraflara bakacak zaman bulamıyordur.

Halbuki bu savaş da ‘fotoğrafın gücü’nü kanıtladı. Her ne kadar yüzlerce kamera, Bağdat ve Irak’ın diğer kentlerinden savaş görüntülerini ‘canlı’ olarak bütün dünyaya aktarıyor olsa da acıyı yansıtmakta fotoğraf kadar başarılı olamıyor.

İletişim teknolojisi ne kadar gelişirse gelişsin, hiçbir televizyon görüntüsü, savaşı, fotoğraf kareleri kadar başarıyla anlatamıyor. Akıp giden zamanın bir kareye hapsedilmiş ‘an’ı, dakikalar boyunca uzayan ‘an’lardan daha sağlam yer buluyor kendine.

Kuşkusuz savaş uzadıkça yeni çarpıcı fotoğraflarla karşılaşacağız. Ancak her savaşta olduğu gibi bu savaştan da geriye kalacak ‘sembol fotoğraflar’ şimdiden ortaya çıkmaya başladı.
Yürekleri burkan ilk fotoğraf, savaşın ilk günlerinde çekilmişti. Kazdıkları daracık toprak siperde kıvrılmış yatan iki Irak askerinin cesedi görünüyordu fotoğrafta. Ellerindeki beyaz bayrağa rağmen öldürülmüşlerdi. Siperin başındaki iki İngiliz asker de onlara bakıyordu.

Savaşın dehşetini yansıtan ikinci kare, Bağdat’ın güneyindeki Hindiye kasabasındaki bir köprüde çekilmişti. En önde tam teçhizatlı bir Amerikan askeri telefonla konuşuyor. Köprünün ayağını siper almış bu askerin hemen karşısında çarşaflı bir kadın, dehşet içinde yere çökmüş kalmış. Kadının biraz gerisinde yerde bir tek erkek ayakkabısı ve kanlar görülüyor. Kanların uzandığı yerde muhtemelen bir ceset var. Biraz geride ise yüzüstü yere kapaklanmış başka bir erkeğin cesedi duruyor. Ve fonda birkaç dakika önce sona ermiş çatışmadan geriye kalan dumanlar tütüyor.
Necef’te dikenli tellerle çevrilmiş bir esir kampında çekilen fotoğraf da bir insanlık dramını belgelemişti. Başı siyah bir deri çantaya sokulan esir baba, dört yaşındaki oğlunu kucağına almış, sakinleştirmeye çalışıyordu. Çıplak ayaklı çocuk, korku ve dehşet içinde ağlıyor, babasını bırakmak istemiyordu.

Savaşın karanlık yüzünü gösteren bu üç fotoğrafı, Powell’a armağan etmek istiyorum. Bu fotoğrafları eline alsın ve Irak’ta insanların yaşadıklarını görsün.

Biliyorum, “Beyazlaşmış bir Amerikalı” olarak vicdanının harekete geçmesi çok zor. Ama hiç değilse savaşın faturasının sadece binalara çıkmadığının tekzibi doğru adrese ulaşmış olur.
Çünkü Powell, 700’ü aşkın sivil Iraklının ölümüne yol açan savaşı başlatanlardan biri. Savaşın birinci derece sorumlusu olan bir Amerikan politikacısı.
Buna rağmen Ankara ziyaretinde, ayağını çamura bile basmamış bir beyefendi edasıyla ortalarda dolaşması sinir bozucuydu. Doğumevine füze saldırısı konusunda soru yönelten CNN’den Barçın Yinanç ve ATV’den Ali Kırca’ya sahte yanıtlar verdi, olanları bilmezlikten geldi.
Halbuki Amerika ve İngiltere’nin saldırısı Irak’ta ilk günden beri sivillerin ölümüne yol açıyor. Hele Iraklı bir subayın intihar saldırısından sonra koalisyon askerleri neredeyse hareket eden her canlıya ateş eder, bombalar hale geldiler. Artık sivil, asker, milis pek ayırt etmeden kurşunluyorlar.
‘İnce operasyon’ diplomatik görüşmelerde dile getirilen bir masal. Gerçek olan Irak’ta yüzlerce insanın ölümü, yaralanması. Orada savaşın kendi mantığı işliyor.
Amerikan füzesiyle darmadağın olan Bağdat Doğumevi’nde bir kadın, bir yandan ağlarken, bir yandan da bağırıyordu:
– Çocuklar ölürken bu savaş nasıl temiz bir savaş olabilir…
İnsanlık Saddam’ı Halepçe’de nasıl lanetlediyse, bu savaşı başlatanları da en az o kadar lanetle anacak ileride…

Kategoriler
Köşe Yazıları
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular