Pop Müzik Enerjiyi Alıyor: Anjelika Akbar

Anjelika Rosenbaum Akbar, Indira Ghandi’nin dişi versiyonu bir nevi. Gözleri ışıklı, kalbi ışıklı… Sinir krizinin eşiğine gelmiş insanlarla iki dakika konuşsa, o insan dünyanın en pozitifi olacak sanki. Hayatı...

Anjelika Rosenbaum Akbar, Indira Ghandi’nin dişi versiyonu bir nevi. Gözleri ışıklı, kalbi ışıklı…

Sinir krizinin eşiğine gelmiş insanlarla iki dakika konuşsa, o insan dünyanın en pozitifi olacak sanki. Hayatı projelerle geçen Akbar’ın en son projesi ise “Bach A L’Orientale”. Doğu ve Batı’yı buluşturan albüm, bizleri de Akbar ile buluşturdu…

Anjelika Akbar resim

Son zamanlarda yaşanan Doğu sevdası hakkında ne düşünüyorsunuz?

Etnik müzik denilen müzikte çok farklı ve büyük bir enerji var. Pop müzikte bunu bulmak zor. Şablonların dışına çıkmayan söz ve müzikler ayak altında sürünüyor. İnsanlara bir şey vermediği gibi, olan enerjiyi de alıyor. Dolayısıyla popüler kültürün etnik kültüre dönüşünü mutlulukla karşılıyorum. Bu, doğru bir yol. Felsefede de aynı şey yaşanıyor. Bunun dinlerdeki yozlaşmayla da ilgisi var. Müslümanlık ve Hıristiyanlık artık bambaşka formlarda. Bu yüzden insanlar alternatif arıyorlar. Genelde Hint felsefesine yöneliyorlar. Türkiye’ye bakarsanız Anadolu âşıkları ve Mevlânâ kültürü çok büyük bir hazine. Sanatta bu tür kökenlere dönülmesi bence her zaman iyi.

Türkiye’deki bu zenginliğe Batılılar bizden daha çok önem veriyorlar sanki.

Gerçekten öyle. Mevlânâ’nın Amerika’da popüler olması beni çok şaşırtmış ve üzmüştü. Biz Rusçada “”Peygamber asla insanın kendi memleketinde değildir” deriz. Müzikte de öyle. Türkiye’de doğup duyulmayan şeyler, Amerika ve Avrupa’ya çıktıktan sonra, “”Aa neymiş bu” deyip kabul ediliyor.

Doğu’ya olan bu yönleniş geçici bir moda olabilir mi?

Öyle başlamış olabilir ama artık değil. Kültürler birleşiyor ve buna ihtiyacımız var. “Bach A L’Orientale’ de bu ihtiyaca bir cevap. Ayrımcı herhangi bir şey artık bize zarar veriyor. Müzik bu anlamda belki öncülerden biri. Her zaman sosyal olayların öncesinde sanat olayları gelir. Yavaş yavaş sınırlar nasıl siliniyorsa, müzikler arasındaki sınırlar da siliniyor

Bir yandan da ayrılıyoruz ama. Irak savaşı iyi bir örnek sanırım.

Maalesef çok parlak birtakım olayların yanı sıra en karanlık olayları da yaşıyoruz. Ama inanıyorum ki, ışıklı güçler bu yöne yöneldikçe savaş gibi kötü olaylar da sona erecektir.

Anjelika Akbar 01

Sizin için de ışıklı bir güç diyebilir miyiz?

Bu, size kalmış bir şey ama ben sanatımla olsun, felsefemle olsun her zaman ışık için çalışıyorum. Karanlık geçici bir şeydir. Işık her zaman vardır.

Albümde Erkan Oğur, Mısırlı Ahmet gibi işinin ehli ustalarla çalışmışsınız. Nasıl oldu bu buluşma?

Bu proje bir iki eserle başladı ve büyüdükçe büyüdü. Benim tek başıma yapacağım bir şey değildi. Müzisyen kadrosu olarak insanlarla kucaklaşmayı gerektirecekti. Ben de “”Etnik müziği temsil eden insanlar arasından kim olabilir?” diye düşündüm. Böylece ekip kuruldu. İnsanlar çok duygulandı. Batılı olsun, Doğulu olsun, bu fikir ekipteki herkesin çok hoşuna gitti.

Peki Anjelika Akbar’ı nereye koyalım. Doğu’ya mı, Batı’ya mı?

Her ikisine de. İçimde zaten bu birleşme olmasa, bu duyguları müzikle ifade edemem. Batı eğitimi görmüş biri olsam da Doğu ruhu yaşıyorum. Batı’da her zaman akıl önde geliyor, Doğu’da ise kalp. Bende kalp her zaman birinci sırada ama ikisini bir şekilde sentezleyip hayata uygulamaya çalışıyorum.

Son zamanlarda kalp, dünyanın pek umurunda değilmiş gibi.

Burada sosyal sebepler var ama yavaş yavaş her şey dengesini bulacak. Mesela Hindistan’da muazzam bir felsefe ve hayata bakış açısı var ama yanlış anlaşıldığı zaman tamamıyla insanı tembelliğe itiyor. Pırıl pırıl insanlar İngiltere sonrası tamamen düşüşe gittiler. Onun için değerlerin doğru kullanılması önemli. Son 200 yıldır filozoflar yeni olan dünyada akıl ve kalp buluşmasının önemine değiniyorlar. İkisinin sentezinde insan doğru yolu buluyor. Bu sentezden bahsederken Bach giriyor tabii. Müzikte en temel şekilde Doğu’yu ve Batı’yı birleştirmiş yegâne müzisyenlerden Bach. Bu yüzden de en sevdiğim besteci.

Batılı filozoflar yüzyıllar boyu Doğu’yu hep mistik taraflarıyla anlattılar. Oradaki gerçeklik pek umurlarında değildi. Bu oryantalizm mevzuu hakkında neler düşünüyorsunuz?

Haklısınız öyle ama ben yine de iyimser bakıyorum. Batı, artık entelektüel boyuttan kalbe doğru kaymaya başladı. Böyle olunca, sadece mistik tarafı görmekten vazgeçecekler. Özellikle gençler ve çocukların bambaşka bir bilinçle geldiklerini görüyorum.

Dinlerle aranız nasıl?

Bütün dinlerin aynı kaynaktan geldiğini bildiğim için din ayrımı yapmıyorum. Özüne bakıyorum. Bunun ismi Batı’da Ezoterik felsefe. Yani dinin, felsefenin ve bilimin birleşimi. Ben Tanrı’ya ve her şeyin onun içinde bir olduğuna inanıyorum. Buna tasavvuf da denilebilir. Tabii ki yanlış istikametler var ama insanlar doğru yolu bulabilirler. Bu durumda ister istemez spiritüalizme gireceğiz. Bir sürü sahte hocalar, Hint felsefesini kullanarak insanları aydınlatanlar vs. Ama inanıyorum ki; gerçek aydınlatmaya doğru gidiyoruz.

Anjelika Akbar bu bilince kaç yaşlarında ulaştı?

9-10 yaşlarında. Babamın büyük rolü var tabii. Kendisi hem felsefeci hem müzisyen. Annemle ayrı da olsalar, her hafta buluşup derin sohbetlere dalardık. Uzayla ilgili pek çok araştırma da bu sohbetlerde yer alırdı. Babam aynı zamanda Uluslararası Astronotlar Konfederasyonu’nun bir üyesi. Düşünün artık; 2000’lerde daha yeni açıklanan verileri ben o zamanlar, 5-6 yaşlarımda biliyordum.

Anjelika Akbar 04

Astronot olmak istemez miydiniz?

Hayır ama babam neredeyse uçacaktı uzaya.

Korkmadınız mı “”Babam elden gidebilir” diye?

Hayır, sağlığın bozulması dışında hiçbir şeyden korkmam ve korkanları da rahatlatırım. Burada bilgi önemli, bilgi olunca korku olmaz. Bütün bu sistemi iyi bildiğim için insanları da rahatlatabiliyorum. Rüyalarımda uzaya gittiğimi çok gördüm. Ben zaten istediğim zaman uçuyorum.

Bu uçuşta müziğin büyük rolü olsa gerek.

İlham denilen şey dünyalar arası bir tünelin içinde bulunmak gibi bir şey. Siz bir şey yakalıyorsunuz ve onu dünyaya alıp deşifre ediyorsunuz. Bu, herhangi bir sanat olabilir. Müzik duygu yoğunluğu açısından onlardan belki daha belirgin. İnsanlara direkt; kalpten kalbe mesajlar iletebiliyor. Bu, sonradan kazanılmış bir şey değil. Ben bununla doğdum.

Rusya’da aldığınız disiplinli eğitimin de geldiğiniz seviyeye katkısı büyüktür kuşkusuz.

Tabii ki. Ama bu tür ruhani eğitim Rusya’da neredeyse hiç yoktu. Yasaktı. Yasaklanan şey de her zaman daha çok ilgi çeker ve gelişir. Bende de böyle oldu. Rusya’da genetik araştırmalar da yasaklanıyordu mesela. Stalin zamanında inanılmaz şeyler keşfedildi ama gizli.

Stalin’i sever miydiniz?

Hah, hah, hah… Teşekkür ederim güzel bir soru. Felaket. Bütün liderlerden sonra Gorbaçov çok iyi geldi bence. Rusya’da köklü bir değişim yaşandığı anda, “”Aaa” dedik, “”başka bir şeyler varmış”. Hayat birden bire değişmeye başladı. Sanki ilk defa nefes alabiliyorduk. Ondan sonra zaten her şey yuvarlanmaya başladı.

Nasıl yani?

Önceki yapay bir düzendi. Fikir olarak insanların her şeyi paylaşması fevkalade bir şey ama dünyada şu şartlarda kesinlikle gerçekleşecek bir şey değil. O sistemi tutmaya çalışan KGB gibi bütün organlar bizim için korkulu bir rüyaydı. Hiç güzel değildi. Şu anda gördüğümüz sonuç doğal bir sonuç. İnşallah daha iyiye gidecek. Akıl ve ruhani anlamda çok büyük bir potansiyel var.

Sık sık gidiyor musunuz Rusya’ya?

Rusya’nın bölünmeye başladığı zamanlarda çok büyük bir şok yaşadım ve neler olduğunu hiç izlemedim. “”Bekle bakalım” diyerek durdurdum kendimi. Şimdi de televizyonda gördüğüm kadarıyla bütün değerler altüst olmuş. Bu, bana çok üzüntü verdi. Sanata verilen değer düşse de çok düzeyli çalışmalar oluyor hâlâ. Şu anda Türkiye’deki televizyonlarla Rusya’dakileri karşılaştırdığınızda farkı görüyorsunuz. Oradaki en kötü TV kanalı bile buradaki iyilerden çok daha iyi.

Anjelika Akbar 03

Artık Türkiye’de kalmaya karar verdiniz diyebilir miyiz?

Sanat nereye uzanırsa oraya giderim ama Türkiye şu anda benim evim.

Yeni projeler var mı?

Kesin olan iki proje var. Bir meditasyon CD’si yapmak istiyorum. Ne kadar sevmesem de, bu kez elektronik sesleri de katacağım. Bunun dışında bir iki kitap projem var. Kafamda bir iki tane, kâğıda dökülmemiş senfoni var. Klasik çizgim her zaman sürecek. Çünkü ben bir besteci ve piyanistim. Asla Beethoven’lardan, Bach’lardan vazgeçmeyeceğim.

Her söylediğinizi hemen ardından yapıyorsunuz. Bu da enteresan.

Kafama koyduğumu yapıyorum. Ama insan aslında kendisi üretmiyor. Ben besteciyim desem de, bu müziğin bana gönderildiğine inanıyorum. Önce oluşuyor ve sonra algılanıp hayata geçiyor. Çocuk doğurmak gibi. Tabii ki planlı ve programlı çalışıyorum. Bir kıvılcım yakalayınca hemen onu doğurmaya bakıyorum.

Meditasyon yapıyorsunuzdur kesin.

Tabii yapıyorum ama meditasyonda da insanlar tarafından yanlış anlaşılan pek çok şey var. Önemli olan bir saatlik sükûnet değil, onu hayata geçirmek. Bu zor hayatta, şehir hayatında her dakika meditasyon yapmalı insan. Düşünün, başımıza neler gelmiyor ki; hastalıklar, bir sürü problem… Siz ne kadar hassas olursanız onları da o kadar çekersiniz. Hintlerin Vina diye bir enstrümanı var mesela. Telleri herhangi bir rüzgâr olduğunda gerilip ses veriyor. Hava gevşekse, teller yandaki seslerle rezonans olmuyor. İnsanda da öyle. İnsan sanıyor ki manevi zevklerle uğraştığında her zaman mutlu, her zaman fıstık gibi olacak. Halbuki tam tersi. Çok daha hassas oluyorsunuz. Bir köpek ya da zavallı bir insanı bir hafta boyunca düşünüyorsunuz.

Bu da insanı hayat denen şeyden koparır.

İşte bu yüzden meditasyon önemli. Dengeyi sağlıyor. Bir problem de yaşasanız kalkıp işinize bakabiliyorsunuz. Işığınızı vermeye devam etmek zorundasınız. Kapanıp oturmakla olmaz. Şehir hayatında bu tür manevi şeylerle uğraşmak daha zor. Yoksa çok daha kolay olurdu. Herkes Himalayalar’ın tepesinde bir mağaraya çekilirdi ve oturup “”Oh ne güzel” diye rahat rahat meditasyon yapardı. Önemli olan bir insana kötülük yaparken bile bunu iyiye çevirebilmek.

Bir Doğu kadını olmak isteseydiniz, kim olmak isterdiniz?

Büyük bir İmparator Ekber vardı. Batı’da resmen Rönesans dönemi açtı. Bütün bilimleri ve sanatları birleştirdi. Onun karısı olmak isterdim.

Siz tek çocuksunuz. Kendinizi yalnız hisseder miydiniz küçükken?

Müzik benim kardeşim. Piyanom ve notalarım. Bu yüzden kendimi hiç yalnız hissetmedim. Büyüdükçe, bazen bayramlarda falan kendimi yalnız hissediyorum. Ama eskiden tek başıma evdeydim.

Kitaplarım, piyanom, plaklarım ve ben.

Şu anda da durum aynı mı?

Dışarı çıkmayı çok sevmiyorum. Çok sevdiğim arkadaşlarım var. Onlarla zaman geçiriyorum. Doğada ya da evlerde bu tür sohbetlerle geçiyor zaman. Projeler üretiliyor, paylaşımlar yaşanıyor. Vejetaryen olan, sigara ve içki kullanmayan benim için, bir mekâna gitmek çoğu zaman işkence oluyor. İnsanlar çok alışmış, “Haydi yemeğe çıkalım” diyorlar hemen. Bunu hiç anlamadım. Niye yemeğe çıkıyoruz? Hedef o mu? O gün birbirinize bakıp hiç bir şey duyamamak mı? Eleştirmiyorum tabii, onların tercihi. Benim en yakınlarım hoş buluyor ama ben boş buluyorum.

Eşinizle nasıl tanışmıştınız?

Ben UNESCO üyesiydim ve bu program içinde bir film yapılıyordu. İnsan ve doğa kültür ekolojisi üzerine çalışıyorduk. Eşim senaryo yazarıydı, ben de bestecisiydim. Daha önceden tanışıyorduk. Uluslararası bu projede çok gezdik. Türkiye’ye geldiğimizde 8.5 aylık hamileydim. Oğlum burada doğdu. Ama beş yıl önce boşandık.

Evliliklerde çift olmak bireysel başarıyı engelliyor biraz.

Benim problemim de oydu zaten. Başka bir şey değil. Yoksa eski eşim çok değerli bir insan. O da babam gibi. Müzisyen ve entelektüel. Ama bana göre değildi anlaşılan.

Kızlar babalarına benzer eş ararlar. Bu da öyle bir durum mu?

Evet, zaten 20 yaş farkımız vardı. Neredeyse babam gibi. Ama kötü anlamda söylemiyorum.

Yeniden evlenmeyi düşünür müsünüz?

Biraz zor, çünkü tekrar ayrı dairenin içine girme olasılığı çok yüksek. Biliyorsunuz erkekler çoğu zaman eşinin başarısını ve göz önünde olmasını çekemiyorlar. Ben aile hayatını çok seviyorum ama çok tedirginim. Ayrıldıktan sonra bir iki kere evliliğin eşiğine gelsem de sonra vazgeçtim.

“Bach A L’orientale” projesine Asena’nın katılımı nasıl oldu?

Asena konuk sanatçımız olacaktı. Bu projenin doğmasına istemeden ve bilmeden vesile oldu aslında. Onun albümünde oluşturduğu ritim kompozisyonu dinlerken, tesadüfen Bach fikri geldi. Onlar birleşti. Sonra telif vermek için Asena ile buluştuk. Gerçekten iyi bir kız. Maalesef televizyonlar yüzünden çok farklı ve yanlış tanınıyor. Biz tam CD’yi basına dağıtırken Asena vuruldu. Çok üzüldüm. Ama herkesin bir alınyazısı var. Belki de altı ay dans etmemek ona başka dünyaların kapısını açacak. Ona saygı olarak yerine başka kimseyi dans ettirmeyeceğiz. 30-31 Ocak ve 1 Şubat’ta Mydonose Showland’deyiz.

Kimdir? / Anjelika Akbar
  • 1968’de Kazakistan’da dünyaya geldi.
  • Üç yaşında piyano eğitimine, beş yaşında beste yapmaya başladı.
  • Üstün yetenekli çocukların yetiştirildiği “Taşkent Devlet Uspensky Müzik Okulu’nda 11 yıl eğitim gördü.
  • Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda kurucu öğretim elemanı olarak çalıştı.
  • Orta Asya, Baltık Cumhuriyetleri, Rusya, Hindistan, Almanya ve Türkiye’de çeşitli konserler verdi. Özbekistan Milli UNESCO Komitesi’nin üyeliğini yaptı.
  • 1993’te Türk vatandaşlığını alan Akbar’ın ilk albümü “Su’ 1999’da çıktı.
  • Süleyman Ergüner ile birlikte ney ve piyano doğaçlamaları yaptı. Can Dündar’ın “Köy Enstitüleri’ belgeselinin müziklerini besteledi.
  • 2002’de Vivaldi’nin “Dört Mevsim’ keman konçertosunu piyanoya uyarladı. Ardından Rana Pirinçcioğlu ve Zara ile “Bir’den Bir’e’ albümünü yaptı.
Kategoriler
MüzikRöportaj
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Sex, Drugs & Rock’n’roll

    Sex, Drugs & Rock’n’roll

    Gündemdeki rock’n’roll kuşağı geçmiş kuşakların uyuşturucu ile olan deneyimlerinden yararlanarak ve aynı zamanda kendi bakış açısına sahip çıkarak tamamına erdiriyor bu işi. Trainspottingvari bir hayat yaşamaktan korkmuyorlar. Bu onlar...
  • Sinem Saniye

    “Günlük Tutmuyorum, Beste Yapıyorum”

    Amerika şarkı listelerini altüst eden başarılı Türk sanatçı Sinem Saniye soruları yanıtladı ve yeni albümü ‘‘Lets Play’i’’ anlattı. 1979 Münih Almanya doğumlusunuz. Babanızın kaybından sonra annenizle birlikte Amerika’ya geliyorsunuz. Amerika’yı tercih etmenizde bir sebep var mıydı, çünkü sanıyorum ki Almanya’da da düzenli bir hayatınız mevcuttu? Sinem Saniye: Ben doğmadan...
  • muzik-03

    Kaybolan kültürün temsilcisi: Gülcan Altan

    Hangi dilde ağıt dinlerseniz dinleyin, yüreğiniz sızlar ve o acıyı hissedersiniz. Çünkü ona göre, müziğin dili yok! Ama o en çok Çerkesçe şarkılarıyla tanınıyor. Gülcan Altan, yok olma tehlikesi...
  • Sasha Grey

    Müzik, Porno Endüstrisine Çok Benziyor

    Sasha Grey, 270 porno filmde rol aldı. Artık deneysel elektronik bir grup olan aTelecine’in yüzü. Ve şimdi bu iki dünyanın, birbirinden hiç de farklı olmadığını söylüyor. Porno yıldızları, genelde...