Önce huzur

Ekolojik beslenme ve huzurun ömrü uzattığını kanıtlayan ülkeler… Uzun ve sağlıklı bir yaşam için ne gerekir? 100 yıldan fazla yaşayan insanları araştıran New England Centenarian Study’nin (NECS) direktörü Prof....
Ekolojik beslenme ve huzurun ömrü uzattığını kanıtlayan ülkeler

Ekolojik beslenme ve huzurun ömrü uzattığını kanıtlayan ülkeler…

Uzun ve sağlıklı bir yaşam için ne gerekir? 100 yıldan fazla yaşayan insanları araştıran New England Centenarian Study’nin (NECS) direktörü Prof. Dr. Thomas Perls’in birkaç yıl önce yayınladığı bir araştırmaya göre genetik bir incelemeyle kimin yüzüncü yaş pastasını keseceğini yüzde 77 doğruluk oranıyla tespit etmek mümkün. 1000’i aşkın 100 yaşını geçen insanın genetik yapısının incelendiği bu araştırmada, 150 genetik varyasyon tespit edildi. 100 yaşını devirenlerin yüzde 90’ında bulunan 19 farklı genetik dizi hem çok uzun yaşamada hem de yaşa bağlı hastalıkları önlemede büyük önem taşıyordu. Buna göre, birinde herhangi bir hastalıkla bağlantılı genler bulunsa dahi uzun yaşam genlerinin etkisi yine de baskın çıkıyordu. Dolayısıyla, uzun yaşam daha ziyade genetik bir miras. Ama ortalama insan ömrü de son asırda 30 yıl kadar uzadı. Bazı ülkelerdeyse bu artış 50 yılı buluyor. Yani, uzun yaşamın sırlarını araştırırken dünya sıralamasında ortalama ömür süresinin en yüksek olduğu ülkelere bakıp ortak yönlerini bulmak faydalı bir iş.

EN UZUN ÖMÜRLÜ İNSANLAR

Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre ortalama ömrün en uzun olduğu ülke yaklaşık 84 yılla Japonya. Ülkenin güneyinde, Tayvan’a doğru uzanan adaların en büyüğü Okinawa’da ise hem ortalama ömür süresi Japonya’ya göre çok daha uzun hem de ülkedeki 100 yaşını aşkın insanların çoğu bu adada yaşıyor. Okinawa Adası ve 81 yıllık ortalama yaşam süresiyle listenin üst sıralarında yerini koruyan İtalya’daki Sardinya Adası’nda araştırmalar yapan Prof. Dr. Osman Müftüoğlu, bir röportajında “Yaşam süresini belirleyen faktörlerin yüzde 70’i aktif olmak, sağlıklı beslenmek, kişisel ve toplumsal ilişkilere önem vermek, inanç dünyasının zenginliği, olumlu ve anlayışlı olmak gibi yaşam tarzı değişiklikleriyle ilgili” diyordu. Ve devamında çok ilginç tespitler yapıyordu…

Uzun ömürlü toplumların ortak özelliklerini inceleyen uzmanın dikkat çektiği konuların başında beslenme geliyor. Müftüoğlu’na göre insan yaşamının uzunluğuna yüzde 70 oranında etki eden yaşam tarzının yüzde 70’ini de sağlıklı beslenme oluşturuyor. “Günümüzde beslenme sadece doğal, sağlıklı ve faydalı besinleri tüketmek anlamına gelmiyor. Aynı zamanda, zararlı kimyasalları ve kanserojenleri vücuda almamak gerekiyor” diyor Müftüoğlu. Tabii, Okinawa gibi bir adada ya da Andorra gibi Pirene Dağları’nın tepesinde yaşamıyorsanız mesele.

HEMŞERİ DİYETİ

En önemli sırlardan biri burada ortaya çıkıyor: Hemşeri diyeti! Dünyada bu tür bölgelere, oralarda yetişmeyen başka besinleri taşımak bir hayli masraflı. Dolayısıyla, uzun yaşayan
toplumların çoğu tükettikleri gıdaları ya kendileri üretiyor ya da yakın çevreden temin ediyor. “İşte bu nedenle yerel beslenmek önemli” diyor Müftüoğlu. Şimdilik bir adaya ya da dağda bir ülkeye yerleşme imkânı olmayan biz şehirlilere düşense besinleri seçerken mümkün olduğu kadar doğal olanlara yönelmek, bizimle aynı coğrafyada üretilen besinlere öncelik vermek. Geçen yıllarda ABD’de yapılan bir araştırmada da gen ve yerel beslenme etkileşimi için iyi bir örnek bulunuyordu: ABD’ye göç eden Japon ailelerdeki kalp krizi oranları, Japonya’da yaşanlara göre çok yüksek çıkıyor. Nedenine gelince; deniz ürünleri ağırlıklı, folik asit açısından çok zengin beslenme alışkanlığının metabolizmaya etkisi sonucu Japonlarda tipik olarak MTHFR adlı bir gen daha yavaş çalışıyor. Bu da örneğin kolon kanseri riskini azaltıyor. Ne var ki kırımız et ve karbonhidrat ağırlıklı beslenmenin yaygın olduğu ABD’ye göç eden Japonlar, folik asit bakımından zengin besinleri çok daha az tüketmeye başladılar. Kendi memleketlerinde evrimle mutasyona uğrayarak yavaş çalışan bu gen de bir avantajken ABD’de kalp ve damar hastalıklarına yakalanmada onları riskli grup haline getirdi. Zira bu gen normal çalıştığında beden ortalama miktarda tüketilen folik asidi ihtiyacını gidereceği kadar iyi metabolize edebiliyor. Ama bu gen zaten yavaş çalıştığı için ve Japonlar da eskisi kadar folik asit tüketmediklerinden, bedenlerinin folik asit ihtiyacı artık karşılanamıyordu. Neymiş efendim! Uzak diyarların yiyeceklerinin peşine takılmak yalnız dış ticaret açığını artırmıyor, aynı zamanda sanılanın aksine sağlığı bozabiliyormuş…

Uzun yaşamaya mecburlar

ABD haber alma teşkilatı CIA’in en uzun yaşayan toplumlar listesinde ikinci sırada yer alan Andorra’daysa insanlar ortalama 82 buçuk yıl yaşıyor. (İlk sırada 84 yılla Makao var.) İspanya ve Fransa arasındaki bu küçük (toplam 468 km2) ülkenin fotoğraflarına bakmak bile insanın ömrünü uzatır doğrusu. Ama elbette ki Andorralıların dünyanın en uzun yaşayan insanları olmasının tek sebebi eşsiz dağ havası ve doğal güzellikleri değil. Gerçi Andorra Geriatri Merkezi’nin direktörü Dr. Albert Font Massip, beslenme alışkanlıklarında Akdeniz tarzının hâkim olmasını, katı yağ ve hayvansal gıdaların az tüketilmesini önemli etkenler arasında sayıyor. Ama Dr. Massip’e göre bölge halkının uzun yaşamasının asıl sırrı “şiddetten uzak huzurlu bir hayat”. Haksız değil, tam 7 yüzyıldır Andorra halkı ne bir savaşa ne de kanlı bir çatışmaya şahit olmuş. Ayrıca, Dr. Massip Andorralıların dinlerine ve geleneklerine düşkün olduğundan, toplumsal yaşama çok önem verdiklerinden söz ediyor. “Dayanışma sözcüğü burada gerçekten çok şey ifade eder” diyor. Uzmana göre Andorra’nın 1419’dan beri halkın oyuyla yönetilmesinin, her vatandaşın yönetime katılması ve oy vermenin zorunlu olmasının da toplum sağlığı için önemli olduğundan söz ediliyor. Massip sözlerini şöyle tamamlıyor: “Burada insanlar sık sık dağları, gökyüzünü izler, doğa kanunlarıyla uyumlu bir yaşam sürer. Bunu daha sağlıklı olmak ya da ekoloji adına yapmazlar, böyle yaşamaya mecburdurlar.” Kıssadan hisse: Uzun yaşamak için biraz da buna mecbur olmak gerekiyor.

Kategoriler
Yaşam

Benzer Konular