Nuh’un Gemisi Titanik Gibiydi

İslam aleminin yorumları ve Tevrat’taki bilgilere göre, Nuh’un Gemisi’nin uzunluğu 205 metre 74 santim, genişliği 34 metkre 29 santim. Denizden yüksekliği ise 20.5 metredir. Yaklaşık olarak günümüzden 7500 yıl...

İslam aleminin yorumları ve Tevrat’taki bilgilere göre, Nuh’un Gemisi’nin uzunluğu 205 metre 74 santim, genişliği 34 metkre 29 santim. Denizden yüksekliği ise 20.5 metredir.

Nuh’un Gemisi Titanik Gibiydi

Yaklaşık olarak günümüzden 7500 yıl önce cereyan eden büyük Nuh Tufanı, bilmediğimiz birçok bilgiyi barındırıyor. Çeşitli efsanelerde, değişik uygarlıkların tablet ve yazıtlarında bahsedilenler, özellikle de Tevrat ve Kur’an- Kerim’de birbirleriyle örtüşüyor. Hz. Nuh’un Gemisine yönelik getirilen eleştirilerin başında da “Bu kadar hayvan ve bitki küçük bir gemiye nasıl sığdı?”sorusu vardır.

Birçok kesim tarafından o günün şartlarıyla küçük bir geminin inşa edilebileceği düşünülerek getirilen eleştiriye karşılık, gerçeğin hiç de öyle olmadığı ortaya çıktı. Aslında İslam alimlerinin yorumlarına Tevrat’taki bilgilere göre, Hz Nuh’un inşa ettiği gemi 42.2 milyon santimetre küp, 50 bin ton ağırlığında devasa bir gemiydi.

Büyüklüğü hakkında bilgi veren İslam alimleri, dağlar boyundaki dalgalara yenilmeyen Nuh’un Gemisi’nin ‘Bu gemiyi Tanrı bile batırmaz’ diyerek Atlantik Okyanusu’nu geçebilecek şeklinde inşa edilebilen, ancak daha ilk seferinde okyanusun sularına gömülerek 1500 kişiye mezar olan Titanik’le hemen hemen aynı hacim ve büyüklükte olduğu bilgisini verir. Tefsir alimlerinin büyük çoğunluğun belirttiği ve Tevrat Tekvin Bab 6 bölümünde ifade edildiği gibi geminin boyu 300 arşın, yani 205 metre 74 santimdir. (1) Alimlerin üstünde mutabakata vardığı diğer bir husus ise geminin bularla çalıştığıdır.

Elmalı Hamdi Yazır, Geminin buharla çalıştığına dair Kur’an’ın Hud suresinin 40. ayetinde “Nihayet emrimiz geldiği ve Tennur (Tandır veya geminin kazanı) tutuşup parladığı zaman” cümlesinden yola çıkarak, Hz. Nuh’un Gemisi’nin buharlı olduğuna dair şunları söylüyor: “ Gemi yelkenli olmayıp vapur gibi ocaklı ve istim gibi feveranlı yani kaynayıp fışkıran bir kuvvetle harekete geçmiştir. Şimdi biz gemiden söz ederken tam ocak feveran ettiği sırada ‘yükle’ emri verildiğini işittiğimiz zaman o geminin hareket etmeye hazır bir vapur olduğunu anlamakta hiç tereddüt etmeyiz. Lakin vapuru görmemiş olanlar bunu anlayamazlar ve ‘Acaba bu ocağın feveranı da ne demektir? Bu olsa olsa bir işaret olacaktır’ diye düşünmekte mazur olurlar.”

Eski Diyanet İşleri başkanlarından Ömer Nasuhi Bilmen de yazdığı tefsirde Hz Nuh’un Gemisi’nin buharla çalışan bir vapur olduğunu onaylıyor.Geminin kazanlı olduğuna ve buharla çalıştığına dair ilk bilgi ise Ebu Hayyan’ın tefsirinde yer almaktadır. Hayyan konuyla ilgili, “tennur’un suyun toplandığı yer olduğunu nakletmiştir. Bu ifade hemen hemen geminin kazanı olduğunu doğrulamaktadır.

Nuh Tufanı sapıklık ve puta tapma artınca yaşandı

Hazreti Nuh döneminde yaşandığı için “Nuh Tufanı”adı verilen bu olay kısaca şöyledir: Hazreti Adem’in ölümünden sonra insanlar yeryüzünde çoğalmış, beraberinde hırsızlık, tecavüz ve dünya tarihinde ilk defa olmak üzere puta tapma olayları başlamıştır. Bunun üzerine Allah, uyarıcı olarak Hz.Nuh’u göndererek insanları uyarılmasını ister. Allah’tan başkansa ibadet edilmesinin çok kötü sonuçlar doğuracağını defalarca belirten Hz. Nuh, aksi halde büyük bir felaketin yaşanacağını da söyler.

Ancak Hz Nuh’un uyarılarını dikte almayan topluluk ona inanmadığı gibi kendisini yalancılıkla da itham eder. Zengin ve kibirli olan kavmin ileri gelenleri, Hz. Nuh’a ve ona inanlara zulüm etmekle kalmayıp, “Şu sözünü ettiği azap neyse, getir de görelim” diyerek alay ederler.

Hz. Nuh’a inananlar, kavminin düşük gelir grubundakiler, yani o zamana kadar ezilen, horlanan kişilerdi. Bu da kavimdeki zengin ve kibirli insanları tamamen çileden çıkartıyordu. Bunun üzerine Allah, Hz. Nuh’a kavminden o ana kadar iman etmiş olanları dışında artık kimsenin kendisine inanmayacağını, ancak üzülmemesini ve hemen dört büyük melekten biri olan Cebrail (a.s) aracılığı ile göndereceği bilgiler doğrultusunda bir gemi inşa etmesini bildirir. Hz. Nuh’a inanmayanlar, yakında kapacak büyük tufanda boğulacaktır.

Hz. Nuh, onca canlıyı gemiye nasıl yerleştireceğini de anlamamıştır. Bir ara Cebrail’e; “Ben aslan ile kuzuyu nasıl yan yana kayarım?” diye sorar. Cebrail, “Onları birbirine düşman edenin kim olduğunu sanıyorsun?” şeklinde cevap verir.

Gemi Cebrail’in getirdiği bilgilerle yapıldı

Hz. Nuh bir yandan Cebrail’in getirdiği bilgiler ışığında gemiyi yaparken, bir yandan da kavminin affetmesi için Allah’a yalvarır; diğer yandan da inanmayanlara, gelecek büyük tufandan bahsederek iman etmeleri gerektiğini söyler. O güne kadar hiç gemi görmemiş olan kavmi ise alaylarını arttırmaktan başka bir şey yapmaz ve Hz. Nuh’la “Sen peygamberliği bırakıp artık sanatkarlığa başlamalısın” diye dalga geçerler. Nitekim onunla şöyle alay etmişlerdi: Bakın hele şu çılgın bunağa! ‘Karada gemi yüzdürmeye çalışıyor. ‘Oysa, gemini birkaç gün sonra karada yüzeceğini bilmiyorlardı. Bu yüzden Hz.Nuh’un yaptıklarını çılgınlığının apaçık göstergesi olarak görüyorlardı. Muhtemelen parmaklarıyla Hz. Nuh’un inşa etmekte olduğu gemiyi göstererek birbirlerine şöyle diyorlardı: ‘Daha önce vardıysa da şimdi hiç kuşkumuz kalmadı değil mi? Bu adam gerçekten çılgın, karada su falan olmadan yüzdüreceği bir gemi inşa ediyor.’ (2)

Bu arada Hz. Nuh Gebrail’in getirdiği bilgiler doğrultusunda gemiyi bitirir. Ömer Nasuhi Bilmen, geminin iki ila dört senede tamlandığını yazıyor. Hz.Nuh, gemiyi kendisine inananlarla beraber uzun çalışmalar sonucunda verilen ölçü ve bilgilere göre yapmıştır.

Kur’an-ı Kerime göre büyük tufan

Allah (cc), Cebrail vasıtasıyla Hz. Nuh’a gemideki kazanın buhar çıkartmasının , tufan saatinin geldiğine dair bir işaret olarak bildirmiştir; “Nihayet emrimiz geldiği ve Tennur (tandır veya geminin kazanı) tutuşup parladığı zaman dedik ki; erkeği ve dişisi olan her canlıdan ikişer tane, aleyhlerinde hüküm verilmiş olanların dışında, aileni ve iman etmiş olanları geminin içine yükle.” (Hud Suresi: 40) Hz. Nuh kendisine bildirildiği gibi zaman gelince kendisine inanları ve yanına alması istenen hayvan ve bitkileri gemiye aldı. Büyük tufan başlamıştı…Hz. Nuh hala diğer insanların iman edip kurtulması için uğraşıyordu. Bu arada gemi içindekilerle birlikte, dağlar gibi büyük dalgalar arasında akıp gidiyordu. Nuh, ayrı bir yere çekilmiş olan oğluna bağırdı; “Yavrucuğum, gel bizimle beraber bin! Kafirlerle beraber olma!” Oğlu dalgalar yükselirken bir dağa çıkıp kurtulacağını söyleyerek babasını dinlemedi ve araların dalga girdi. Oracıkta boğulmuştu…Tufan bittiği zaman gemi Cudi Dağı’nını tepesine inmişti. Tufanla ilgili yukarıdaki bilgiler Kur’an- Kerim’den alınmıştır.

Tevrat’a göre Tufan 5 ay sürdü

Tevrat’a göre tufan, Şubat’ın 17’sinde başladı, 40 gün yağmur yağdı ve sular yükseldi. Suların yükselmesi 150 gün sürdü. Temmuz 17’de gemi Ağrı Dağı’na oturdu. Bu tam 5 aylık bir süre, Ancak, karaların görülmesi için tam bir sene geçmesi gerekmekteydi. Nitekim bir sene sonra sular çekildi ve kara göründü. Gemi, karaların görünmesine kadar süren tam 17 ay içerisinde insanlar tufandan korunmuştu. Tevrat’ta, Hz Nuh’un yapacağı gemi şöyle anlatılıyor: “Uzunluğu üç yüz, genişliği elli, yüksekliği otuz arşın olacak. Pencere de yap, boyu yukarıya doğru bir arşın bulsun. Kapıyı geminin yan tarafına koy. Alt, orta ve üst güverteler yap. (Tevrat-Tekvin Bab 7)

Tufan her dinin ve efsanenin ortak konusu

Tufan sona erince insanlar karada yeni bir hayata başladırlar. Çoğaldılar ve yer yüzene dağıldılar. Ancak yaşanan tufan, hiçbir zaman unutulmadı. Farklı çağlarda yaşamış birçok uygarlığa ait tabletlerde ve elde edilen birçok tarihi belgede, tufan olayı kişi ve yer isimleri farklılık gösterse de çok büyük benzerlikle anlatılıyor. Sümer, Asur-Babil kayıtlarında, Yunan efsanelerinde, Hindistan’da Satapatha, Brahmana ve Mahabharata destanlarında, İngiltere’nin Galler yöresinde anlatılan bazı efsaneler de İskandinav Edna ve Litvanya efsanelerinde ve hatta Çin kaynaklı öykülerde tufan olayının birbirine çok benzer şekillerde anlatıldığını görüyoruz.

Gemi yapımı zamanla unutuldu

Geminin boyutları konusunda Tevrat’taki bilgilerle İslam alimlerini verdiği bilgiler konusunda da farklılık yoktur.Ancak geminin teknik özellikleri zamanla unutulmuştur. Bunun başlıca sebebi ise insanların tufandan sonra yeni bir hayata başlaması ve tabi ki geçmişi unutması…Ömer Nasuhi Bilmen, gemi yapımının sonra neden devam ettirilmediği şöyle anlatıyor: “ Tufandan sonra cemiyet hayatı uzun bir müddet felce uğramış, birçok şeyler unutulmuş olabilir…”

Elmalılı Hamdi Yazır ise, “Zamanla bu izahı kabul edilir bulmamışlar ve başka manalar vermişlerdir” şeklinde özetliyor. Yazımıza İslam alimi Elmalılı Hamdi Yazır’ın bu konudaki açıklamalarıyla devam edelim: “Hz. Nuh’un gemisinin vasıfları hakkında bazı sözler nakledilmiştir. Kur’an’dan öğrenilen şudur ki; kavmin mü’minlerini ve ihtiyaçları olan yiyecekleri ve her çeşit hayvanattan iki taneyi, yani birer çiftti sığacak genişlikte imiş. Ancak bu geminin yelkenli olmayıp, vapur gibi ocaklı ve istim gibi feveranlı, yani kaynayıp fışkırtan bir kuvvetle harekete geçtiğini hatırlatan şu cümle çok dikkat çekicidir: ‘Ta ki emrimiz geldi v Tennur feveran etti’ Yani bu gayeye gelinceye kadar Nuh’un gemisinin yapımına devam ediliyordu. Kavmi de kendisiyle alay ediyordu. ‘O vakit yükl dedik ona…’” (3)

Elmalılı buhar kazanının anlaşılmaması ile ilgili olarak şu bilgiyi veriyor: “Tennur: Lügatte kapalı bir ocak bir fırındır ki, dilimizde ‘tandır’ olarak kullanılır. Leys demiştir ki; ‘Tennur genellikle bütün dillere gelmiş olan bir kelimedir. Bir benzeri de tennar telaffuzudur.’ Ezheri demiştir ki; ‘Bu gösterir ki, isim bazen A’cemi olur. Arap onu Arapçalaştırır da sonra Arapça olur. Ve buna delil aslı tennar olmasıdır.’ Bundan önce Arapça’da ‘tennur’, bilinen bir şey değildir. Bunun benzeri başka dillerden Arapça’ya geçmiş olan dibac, dindar, sündüs, istebrak gibi kelimelerdir. Arap bunları konuşmaya başlayınca artık Arapça olmuşlardır. Feveran kelimesi de biliniyor ki, kuvvet ve şiddetle kaynamak ve fışkırmaktır. Şimdi biz gemiden söz edilirken tam ocak feveran ettiği sırada yük emri verildiğini işittiğimiz zaman o geminin hareket etmeye hazır bir vapur olduğunu anlamakt ahiç tereddüt etmeyiz. Lakin vapuru görmemiş olanlar bunu anlayamazlar ve ‘Acaba bu ocağın feveranı da ne demektir? Bu olsa olsa bir işaret olcaktır’ diye düşünmekte mazur olurlar.

Ebu Hayyan’a göre de gemi yelkenli değil, kazanla çalışan bir vapurdur…”

Elmalı Hamdi Yazır, şöyel devem ediyor; “Ebu Hayyan, tefsirinde Hasen’den rivayetle ‘tennur’un gemide suyun toplandığı yer’ olduğunu nakletmiştir ki; bu ifade hemen hemen geminin kazanının andırıyor. Görülüyor ki; tefsir alimlerinin rivayetlerinin bazı noktaları yukarıda arz ettiğimiz manaya değinir yapıdadır. Yani geminin yelkenli bir gemi değil, kazanla çalışan bir vapur olduğunu hatırlatır nitelikketir.

Bilmen onaylıyor

Eski Diyanet İşleri başkanlarından Ömer Nasuhi Bilmen de yazdığı tefsir de (4) Nuh’un buharla çalışan bir vapur olduğunu onaylıyor.

 

İlhami Yangın

Kategoriler
Tarih
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular