Neyin Nesi Bu Futbol?

Bülent KORKMAZ / Barcelona İnsanın inanası gelmiyor; ama gerçek… Ortada yuvarlak bir top, peşinde koşan 22 kişi ve 3 hakem değil, milyonlar… Harcanan onca para, emek ve zaman… Kuşkusuz...
Neyin Nesi Bu Futbol

Bülent KORKMAZ / Barcelona

İnsanın inanası gelmiyor; ama gerçek…

Ortada yuvarlak bir top, peşinde koşan 22 kişi ve 3 hakem değil, milyonlar…

Harcanan onca para, emek ve zaman…

Kuşkusuz futboldan bahsediyoruz. Onca insanı peşinden sürükleyen, ekonomik hacmi trilyon dolarlarla ölçülen “altı üstü bir top oyunu”ndan…

Her ne kadar biz de mahalle aralarını, okul bahçelerini aşmayan düzeyde futbol oynamış ve kaliteli oyunları izlemekten zevk alan birisi olsak da; doksan dakikalık bir oyunun ardından ense yerinde, kocaman, göbekli, her halinden çoluk çocuk, torun tohum sahibi oldukları belli adamların saatlerce konuşmasını anlamakta güçlük çekiyoruz.

Tamamı bir buçuk saat olan bir oyunu izledikten sonra onca sözcük ziyan etmeleri, üstelik bunu büyük bir ciddiyet, dikkat ve şevkle yapıyor olmaları hadi neyse; çok sayıda insanın onları pür dikkat izlemesi apayrı bir hayret konusu.

Üstelik aynı maçı kendileri de izlediği halde…

Tuhaflıklar bununla sınırlı kalmıyor…

Futbolcudan bir imza almak için ağlayan, çırpınan, güvenlik şeridini yarmaya çalışanların yarattığı arabesk görüntü futbola karşı akılcı olmayan yaklaşımlarının başka bir kanıtı.

Her ne kadar yaşananları, ‘tuhaf’, ‘garip’, ‘şaşkınlık verici’ diye nitelesek de futbol oyununun ülkemiz ve dünya ölçeğinde yarattığı fenomeni açıklamak mümkün. Toplum bilimciler, yaşananları veriler ışığında analiz edebilirler; kolaycılar, “futbol kitlelerin afyonu” diyerek işin içinden çıkabilirler; psikologlar, insanın bilinci, ihtiyacı, zayıflığına vurgu yaparak yorum yapabilirler.

İleri sürülenlerin hepsinin doğruluk payı mutlaka olacaktır.

Biz, futbol-kitle, kitle-futbol ilişkisinin aslında o kadar da şaşkınlık yaratmaması gerektiğini düşünüyoruz. Velev ki, insanoğlunun binlerce yıldır süregelen tarihsel yürüyüşüne üstünkörü de olsa göz atılsın!

Futbolda yaşananların akıl-dışı (irrasyonel) boyutunu açıklamamıza ‘gladyatör’ ve ‘put’ kavramlarının yardımcı olacağını düşünüyoruz:

Bildiğiniz gibi, Kelt kökenli ‘kılıç’tan (gladius) gelme gladyatör sözcüğü ve gladyatörlük kurumu daha çok Roma kültürüyle ilintili. Bir savaş esiri veya köle bir insan ya da vahşi bir hayvanla, kitleleri eğlendirmek için, arenada ölümüne dövüşecek şekilde eğitiliyor ve arenaya çıkarılıyorlar.

‘Müsabaka’ günü gelip çattığında her sınıftan insan arenaya toplanıp, statüsüne göre yerini alıyor, sandalyesine oturuyor veya rahat koltuklarına gömülüp bekliyorlar. İki canlıdan biri can çekişene kadar kitlelerin zevki için, onların adına savaşacaktır.

‘Onların adına’ diyoruz; aslında gladyatörlerin yaşam savaşı kitlenin doğasında varolan, açığa vuramadığı, fiziksel yetersizliğinden beceremediği, uygulayamadığı ‘şiddeti’ simgeleştiriyor (sembolize) ve ona yaşamıyla yaşam (dramatize) veriyor.

Futbol veya başka bir oyun gladyatörlerin ölümüne dövüşü gibi kanlı değil, yaşam sona erdirme işlevi de yok. Ancak, yumuşatılmış haliyle de olsa, gladyatörlükten esintiler taşıyor.

Genç, güçlü, çevik sporcuları izlemek için tribünleri doldurarak ya da televizyon ekranına (post modern arena) odaklanarak, kendilerinin yapmak isteyip de yapamadıklarını yapan oyuncuları izliyorlar.

Futbolcular, onların adına koşuyor, onların adına tekme atıyor, onların adına yeniyorlar, yeniliyorlar sanki. Milyarlar kazanan, şöhreti olan futbolcunun işinin kolay olduğu söylenemez.

Özellikle de başarılıysa.

Antrenmanlar, kulüp maçları, kupalar, dünya şampiyonaları, uluslararası maçlar birbirini izliyor.

Gladyatör ne kadar iyi gladyatörse, o kadar çok arenaya çıkıyor.

Kitleye, sadece gladyatör değil, put da lazım. Burada putu, ‘tapınılacak veya tapıma aracı herhangi bir şey’ anlamında kullanıyoruz. Tarih boyunca ve hatta günümüzde insanların neredeyse tamamına yakınını bir tek ilaha tapınmak, ondan medet ummak tatmin etmemiş. Bir, iki, üç yetmez demiş; daha fazlasını istemiş. İşte bu nedenle ‘bazıları’ için ‘bazı’ futbolcular bu ihtiyacı karşılıyor. ‘Tapındığı’ oyuncuyu görmek için erinmeyip binlerce kilometre yol kat ediyor; ona dokunmayı yaşamının en büyük mutluluğu sayıyor.

Rant ve Çürüme

Futbolun, kitlelerce bu kadar akılsız düzeyde sevilmesinin sonuçları birçok olumsuzluğu beraberinde getiriyor. En büyük olumsuzluk, futbolun PARA olması. Yeryüzünde yüz milyonlarca insan günde yarım dolara yaşamaya çalışırken, futbolda milyonlarca dolar havada uçuşuyor.

Bu konuda belki güncel olarak en büyük sıkıntıyı yaşayan ülkelerin başında İngiltere gelmekte. Guardian gazetesinden Tom Bower, (8 Ekim 2003, Internet baskısı/The Great Osama Bin Ladin Myth başlıklı futbolla bir ilgisi gözükmeyen değerlendirmesinin hemen altına ara başlıkla koyduğu yorumunda, “Holiganizm, uyuşturucu ve adı sanı belli olmayan insanların Rusya, Amerika ve Venezuela’dan gelip takım almasının soruşturulmaksızın kabul edilmesine” isyan ediyor; 1 milyar sterline ulaşan televizyon yayını, sponsor ve bilet satışlarının bütün bunlara neden olduğunu anlatıyor. Yazının asıl çarpıcı yanı, yazarın değerlendirmesi: Sadece devlet futbolu hırsızlardan ve başıbozukluktan kurtarabilir. Yazar, hukuktan-mahkemelerden-sivil toplum kuruluşlarından-Federasyondan umudunu kesmiş olsa gerek, doğrudan devleti/hükümeti göreve çağırıyor.

Şüphesiz, bu sorun sadece İngiltere’nin sorunu değil.

Her tarafta böyle, Türkiye’de de…

Kitleler futbolu ve futbolcuyu bu kadar çok sevince birileri ortaya çıkıp bunu çok rahat biçimde paraya tahvil eder. Paranın olduğu yerde, hele hele paranın çok olduğu yerde, ahlak beklemekse safdillik olur. Futbola para çok girdi, fazlasıyla girdi. Parayla statlar yapılmış, istihdam olanağı artmış, birçok insan evine ekmek götürmüş, ama beraberinde çok büyük sorunları da getirmiştir. Önlem alınmadığı, sert ve katı kurallar konmadığı sürece, bu paraya hükmedenler bu zenginliği kaybetmemek veya arttırmak için ahlaki olmayan her yola başvurabilirler. Para ve insanın olduğu yerde, sadece insanın vicdanına veya başka şeylere güvenerek, doğacak kötü sonuçların önünü alamazsınız.

Kategoriler
Köşe Yazıları
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Türk futbolundan ünlü lakaplar

    Yeşil Sahaların Lakapları

    Profesyonel bir maçın olmazsa olmazları var. Mutlaka bir saha ve sahanın iki yanında dikilmiş kaleler olacak. Sahayı dolduran, iki takıma ayrılmış futbolcuların peşinde koşacağı bir futbol topunun olması da...
  • Türkiye Olmamasına Rağmen En İyi Dünya Kupalarından Birine Şahit Olduk

    Türkiye Olmamasına Rağmen En İyi Dünya Kupalarından Birine Şahit Olduk

    …ama siz sadece bizim lafımıza güvenmeyin. Bu konuda uzman Robbie Savage Brezilya 2014’ün neden bu kadar özel olduğunu anlatıyor… Hayatımda bir çok futbol turnuvasında uzman olarak yorum yaptım ama...
  • 58697adb

    Simon Kuper, Dünya Kupası’nı yazdı

    ‘Futbol Asla Sadece Futbol Değildir’ adlı kitabıyla tanınan spor yazarı Simon Kuper, Brezilya’da bu ay başlayacak Dünya Kupası için 1990 yılından bu yana edindiği kupa izlenimlerini yazdı. Bu yazıda...
  • futbol yazıları

    Bekler hep bekler

    Şımarık forvetler hırçın ve sert olması beklenen gladyatöre karşı. Onlar futbolun isimsiz kahramanları… Kalecinin en iyi dostları ve bir nevi “mahşerin dört atlısı”. Sahada centilmen olması beklenmeyen tek adam....