Ne Kaldı ki 65 Yıldan Geriye?

Neler mi değişti son 65 yılda? Teknoloji gelişti, insanlar birbirlerine teknoloji aracığıyla yoğurt resmi yolluyor derim mesela. Görgüsüzlük, hoyratlık, nobranlık eskinin eksi hanesine yazılırken şimdinin ortak değeri oldu derim....
Dile kolay 65 yıl

Neler mi değişti son 65 yılda? Teknoloji gelişti, insanlar birbirlerine teknoloji aracığıyla yoğurt resmi yolluyor derim mesela. Görgüsüzlük, hoyratlık, nobranlık eskinin eksi hanesine yazılırken şimdinin ortak değeri oldu derim.

Son altmış beş yılda değişen insan ilişkileri üzerine yazı yazmam istendiğinde duraksadım.

“Kitap olur bu konu” dedim içimden, beş bin küsur vuruşluk yazı değil. Değişmeyenleri yazmam istense amenna, üç satırda bile lafı toparlarım da sıkıysa gel değişenleri paragrafta anlat..

Dile kolay 65 yıl!

Altmış beş yıl önce hayat nasıl akardı, insan ilişkileri nasıldı bilmem ama kırk yıl önce nasıldı bilirim.. Yaşadım, içinden geçtim. O bile roman malzemesi.. Hatta ırmak roman..

Tumturaklı bir yazıya soyunsam yazıya Mübeccel Kıray’dan alıntılarla başlardım muhtemelen: 1950’ler, köyden kente göç, kentlerin çevresine konuşlanan varoşlar, göçenlerin bir bölümünün ekmeğini yurtdışında aramaya gitmesi, kalanların şehir hayatına tutunmaya çalışması, savrulanlar, savrulmamayı becerenlerin göreneklerine sımsıkı sarılması ve göçenle şehirli arasında gitgide açılan fark..

Ya da 90’lar, Nilüfer Göle, onun şimdiyi öngören Modern Mahrem’i vs vs…

Böyle bir yazı yazmak ne haddime bir, tut ki yazabildim kim okur iki..

O yüzden son 65 yıldaki değişimi, kendi ailemden daha da ötesi kendi ailemin kadınları üzerinden anlatmayı tercih ediyorum.. Affola.

Nenem, anneannem, annem, ben. O zaman değil de bu zaman yaşasaydık ölmüştük.

Nenem, anneannem, annem, ben

Nenem Nazikter.

19’uncu yüzyıl sonlarında doğmuş. Doğum tarihini ne kendisi bilirdi ne başkası. Çerkez. Halası saraylı. Şair Leyla Hanım edep âdâp öğrensin diye onu hareme almış ve 16 yaşında sarayın doktoruyla evlenmesini uygun bulmuş. Büyük dedem, 103 yaşına kadar yaşadığı için kendisini tanıma fırsatı buldum; huysuz, cimri, bencil ama kemikliydi. Gülhane’nin kurucusu, hocaların hocası gel velakin dediği dedik, astığı kestik bir pos bıyıklı. Yakışıklı.

İnce ruh Nazikter muhtemelen hayatı boyunca mutlu olmadı ama mutsuzluğunu hiç dışa vuramadı. Akşamcıymış. Her akşam rakı içer, incecik parmaklarıyla tütün sarar ve zampara büyük oğlunun Sulukule’den çağırdığı Roman arkadaşlarını Çamlıca’daki köşkün bahçesinde vezirler gibi ağırlarmış. Bunayana kadar kimse bilmedi çektiği çileyi.

Bunadı anlattı: Abaraga, kumbaraga koca dediğin evden ırağa!

Anneannem Ferdane.

Tevellüt 1910. Doğum yeri Çamlıca.

Ölene kadar Çamlıca dendiğinde tüyleri dikeldi. Sevmezdi, ne hatırlatıyorsa artık ona. Müthiş güzel bir kadındı. Cahide Sonku’ya pabucunu ters giydirecek kadar.

Kendinden 40 yaş büyük biriyle evlendirilmiş.

Kararı baba değil anne vermiş..

Kerli ferli damat adayı frankofonmuş, ince ruhmuş, “Kızınızı ömür boyu gül gibi yaşatacağım” demiş, Paris’ten gelmişmiş, tam da Nazikter’in arayıp da bulamadığı. Vermiş gitmiş kızını bir an bile sorgulamadan. Ferdane’ye sormadan.

Annem Tunçay.
High School, İngilizce, Nişantaşı.
Hayat Beyoğlu, yazlık Büyükada, bayram
Çamlıca.
Kış önlük, yaz şort, gerisi gündelikçi
Madam Marika. O görücü değil, gönlüm sende usulü evlenmiş.

Ama usul yerini bulsun diye “İster misin?” diye sormuşlar..
İsterim demiş ve 65 yıldır tek şikâyetini sadece sağır sultan işitmiş..
Ben Figen.
Enis’e kaçtım ben.
18 yaşındaydım ve fena halde âşıktım.
Enis’e değil, mektuplarına..
Hırçın, imzasız mektuplar alıyordum.

Sadece beni değil annemi, anneannemi heyecanlandıran, ölmeseydi muhtemelen nenemi de en az bizler kadar heyecanlandıracak olan mektuplar.

Önce imzasız, sonra takma isimli, derken adresli: Paris.

Gidersem, gitmeyi becerebilirsem ona yoğurt götürmemi isteyen.

Annem bayıldı, babam ayıldı ve ben elimde çiftlikte yaptırttığım bir kevgir süzme yoğurtla Paris’e gittim.

Gittim, kaldım, dönüp Enis’i annesiyle babasından istedim. Allah’ın emri peygamberin kavliyle.

Verdiler ve evlendim.

Bileğimin hakkıyla.

Esen rüzgâr yüzünden

Neler mi değişti son 65 yılda?

Değişeni değil değişmeyeni saysam ya iki kalem çıkar ya çıkmaz..

Değişene gelince..

Teknoloji gelişti, insanlar birbirlerine teknoloji aracığıyla yoğurt resmi yolluyor derim mesela.

‘Teenager’ diye bir kuşak keşfedildi ve göz ardı edilmeyecek bir tüketim onlar etrafında dönüyor derim mesela..

Hayat şartlarından ötürü müsamaha azaldı derim mesela.

İncelik verem gibi geçmişle anılır oldu derim mesela.

Görgüsüzlük, hoyratlık, nobranlık eskinin eksi hanesine yazılırken şimdinin ortak değeri oldu derim mesela.

Rüküşlük, edepsizlik, kendini bilmezlik.

Cahil cesareti, böbür, kibir…

Vs.vs. vs. vs. Liste uzar.

Haa bir de…Nenem, anneannem, annem, ben. O zaman değil de bu zaman yaşasaydık eğer ölmüştük hepimiz.

Nazikter oğluyla eğlendi, Ferduş Pera’da yürüdü, annem kaşını kaldırdı, ben aldığımı bıraktım diye..

Recm edilmiş, vurulmuş, kesilmiş, ezilmiştik….
Esen rüzgâr yüzünden.
65 yılda ne mi değişti ?

Figen BATUR

Kategoriler
Yaşam

Benzer Konular