Nazım Hikmet’i Staline Kim Şikayet Etti?

Aydınlık Dergisi Yahudi parasıyla mı kuruldu? Araştırmacı gazeteci İlhami Yangın’ın kaleme aldığı İhtilal Tüccarları adlı eserde, Aydınlık Dergisi’nin ilk yıllarında Yahudiler tarafından finanse edildiği ileri sürülüyor. Aydınlık dergisi ve...
Nazım Hikmet’i Staline Kim Şikayet Etti

Aydınlık Dergisi Yahudi parasıyla mı kuruldu?

Araştırmacı gazeteci İlhami Yangın’ın kaleme aldığı İhtilal Tüccarları adlı eserde, Aydınlık Dergisi’nin ilk yıllarında Yahudiler tarafından finanse edildiği ileri sürülüyor. Aydınlık dergisi ve derginin kurucusu Şefik Hüsnü hakkında ilginç bilgilere yer veriliyor kitapta… Kitapta, Şefik Hüsnü’nün kendisine muhalif olan Nazım Hikmet, Mustafa Börklüce, Hüsamettin Özdoğu, Hamdi Şamilof gibi bir isimlerden nasıl kurtulduğu anlatılıyor. Hüsnü’nün bu isimlerden kurtulmak için, Stalin’e, muhalif Bikre-Alimof grubu ile işbirliği yapıyorlar diyerek ihbar ettiği belirtiliyor. Kendisine muhalif diğer grubu da, Türkiye polisi ile işbirliği yapıyorlar diye kendi partisine ihbar etmiş Şefik Hüsnü…

Şefik Hüsnü

Şefik Hüsnü

Kitaptaki bilgilere göre, Yahudi asıllı olan Şefik Hüsnü, Türkiye Komünist Partisi’nin başına Dünya Yahudi Birliği tarafından getirildi. Aydınlık dergisi ise Yahudi sermayesiyle beslendi. Kitapta Şefik Hüsnü şöyle anlatılıyor: “Şefik Hüsnü 1887 yılında Selanik’te doğdu. Annesi Rukiye Hanım, Babası Hüsnü Paşa’dır. Şefik Hüsnü Sabetayist bilinmektedir; ancak bu doğru değildir, Ordinaryüs Profesör Hikmet Tanyu, Şefik Hüsnü için, ‘Dönme değil Safkan Yahudi’dir yazmaktadır.”

Kitapta verilen bilgilere göre Şefik Hüsnü 1921 Haziran’ından itibaren Aydınlık Dergisi’ni yayımlamaya başladı. Bu tarihten itibaren Komünist hücreleşmeler Aydınlık çevresinde toplandı. Aydınlık dergisinin kurulması için Dünya Yahudilerinin birçok yardımda bulunduğu görülüyor. Şamisi isimli bir Yahudi, Şefik Hüsnü’ye Aydınlık neşriyatı için üç ayda bir bin dolar para veriyordu.

Komünist örgütlenmeyi Yahudiler başlattı

İhtilal Tüccarları adlı eserde verilen bilgilere göre, Mondros Mütarekesi yıllarında İstanbul’da ilk Komünist örgütlenmeyi gerçekleştiren kişi Dobruca Yahudilerinden olan Roland Ginsberg’di. Halkalı Ziraat Mektebinde öğretmen olarak kendisini gizlemeyi başarabilen Roland Ginsberg, Şefik Hüsnü ile birlikte faaliyet göstermekteydi. Roland Ginsberg aynı zamanda merkezi Berlin’de bulunan Yahudi Birliğinin de temsilcisiydi.

Müslümanlara ilk irticai, gerici yaftası Aydınlık dergisiyle başladı

Roland Ginsberg tarafından Türkiye Komünist Partisi’nin başkanlığına getirilen Şefik Hüsnü, bu tarihten itibaren Aydınlık dergisi vasıtasıyla Türkiye’deki Müslümanlara karşı “irticacı, gerici” yaftası yapıştırarak saldırıya geçti. Aynı saldırıyı parti içerisindeki muhaliflerine karşı da uygulamaktaydı.

Nazım Hikmet’i Stalin’e ihbar etti

Şefik Hüsnü, karşıtlarından Nazım Hikmet, Mustafa Börklüce, Hüsamettin Özdoğu, Hamdi Şamilof gibi bir isimleri Stalin’e, muhalif Bikre-Alimof grubu ile işbirliği yapıyorlar diyerek ihbar etmiştir. Bir kısmını da Türkiye polisi ile işbirliği yapıyorlar diye kendi partisine ihbar etmiştir.

Nazım Hikmet ve arkadaşlarını Stalin’e karşı olarak göstermiş, ajanlıkla suçlayarak partiden atmıştır. Nazım Hikmet ve arkadaşlarının ajan olduklarını Dünya Komünist Partileri Birliği (Komintern)’in çıkarttığı bir bültende gerekçeli olarak bütün kamuoyuna ilan ettirmiştir. Komintern’in bu bültenine İstanbul’daki Haşet Kitapevi’nde abone olunabiliyor ya da satın alınabiliyordu.

Bununla da yetinmeyen Şefik Hüsnü, Türkiye Komünist Partisi İstanbul Vilayet Komitesi yayın organı olan Kızıl İstanbul Dergisi’nde Nazım Hikmet’i “satılmış” olarak damgalamış ve “polis ajanı”, “kendisin muhalefet süsü veren satılmış insan” demiştir.

Partiden tasfiye edilenlerden Baytar Salih Hacıoğlu Sovyet Konsolosluğu’ndan vize alarak Rusya’ya gitmiş, 1930 yıllarına kadar bir kolhoz da veteriner olarak çalışmıştır. Fakat Doktor Şefik Hüsnü’nün kolu oraya kadar uzanarak, Baytar Salih Hacıoğlu 1930 yılında bir tecrit kampında Stalin tarafından kurşuna dizilmiştir. Tasfiye edilen yalnız Baytar Salih Hacıoğlu olmamış. 1.000 kadar Türkiyeli komünist de Stalin tarafından öldürülmüştür. Türkiye’den kaçırılıp öldürülenlerin yanında, kaçırılmaya teşebbüs edilen komünistlerde vardır.

Komik cezalar

Şefik Hüsnü 10 sene 15 sene gibi çok ağır cezalar almış, ancak her seferinde ilginç bir şekilde hapisten çıkmıştır. Ya onun mahkûm olduğu kanun yürürlükten kaldırılmış, ya kanun değiştirilmiştir ya da af çıkmış bu vesilelerle hapisten kurtulmuştur.

Şefik Hüsnü ilk kez 1 Mayıs 1923’te dağıtılan beyannamelerden sonra tutuklandı. Aralarında Ginsberg’in de bulunduğu 20 arkadaşıyla birlikte “Hıyanet-i Vataniye” kanununa göre mahkemeye verildi. 6 Haziran 1923’te Mahkeme heyeti Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nun 12. Maddesi’ne göre bu davanın İstanbul’da görülemeyeceğine karar vererek sanıkları beraat ettirdi.

Hıyanet-i Vataniye Kanunu gereğince yargılanmaları istenilen tutuklular, avukatlarının İstanbul TBMM Hükûmeti’nin yönetimi altına girmiş olmakla birlikte bu kanunun yürürlüğe konması için gerekli özel tören yapılmamış olduğuna dair itirazları kabul edilerek beraat ettirilmişlerdir. Oysa bu formalitelerin hepsi yerine getirilmiştir.
O tarihteki Türk Ceza Kanunu’nda “bu örgütü kuranlar” diye bir madde vardır ancak “bu örgüte girenler” diye bir madde yoktur. Dolayısıyla cezalar çok az olmaktadır. Çünkü Türkiye Komünist Partisi’nin kurucusu olarak Mustafa Suphi olarak görülmektedir.

Hikmet Kıvılcımlı’nın aktardığına göre Şefik Hüsnü hayatı boyunca toplam iki sene bile hapis yatmamıştır.

Şefik Hüsnü cezalandırılamıyor 1925 tevkifatında ikinci kez tutuklanıp hüküm giyen Şefik Hüsnü gıyaben 15 yıla mahkûm oldu, ancak kısa bir süre sonra ilgili kanun maddesi kaldırılınca cezası düştü.

1927’de ise cumhuriyet bayramında çıkan afla gizli partinin etkin unsurları bir kez daha hapisten çıktılar. 1932 yılında komünistlikten hüküm giyenler dörder yıl ceza giymişlerdir, ancak Cumhuriyetin 10. yılı için çıkarılan 2330 sayılı af kanunu ile hepsi serbest bırakıldılar.

1936 yılında hüküm giyenler aynı yıl 141 ve 142. maddeler kabul edilip eski maddeler iptal edildiğinden hapisten çıktılar, bu kanun da böylece dolaylı af anlamına geldi. Genel olarak bu illegal hareketlerde bulananlar on on beş yıla mahkûm oluyor, birkaç ay yattıktan sonra mahkûm oldukları maddede değişiklik yaparak veya af çıkararak dışarı çıkmaları sağlanıyordu. Bu kimselerin cezalandırılmaları ve affedilmeleri ceza kanununda istendiği zaman azaltılan istendiği zaman çoğaltılan oynak bir ceza sistemiyle sağlanıyordu.

 

Yazar: İlhami Yangın

Kategoriler
Politik
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Sanat, Edebiyat Muhaliftir

    Sanat, Edebiyat Muhaliftir!

    “Dörtnala gelip Uzak Asya’dan Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan” bir Nâzım Hikmet ancak devletin ilgisine mazhar olabilir. Aynı Nâzım Hikmet “Sevdalınız komünisttir” dediğinde bırakalım şairi, şiiri okuyanların bile...
  • Marx

    Karl Marx: “Komünizmi İnşa Etmek Rusları Yok Etmekle Başlar”

    Ulusal kimliğinden nefret eden bir Yahudi Marx, 1845’te Fransız radikallerle bağlantıları nedeniyle Paris’ten sürüldü. Ailesiyle Brüksel’e geliyor. Engels, onu, arkadaşlarının Hegel’i eleştiren “Alman ideolojisi” yazdığı Brüksel’e kadar takip etti....
  • Tahsin Akıncı ortada Nâzım Hikmet sağdan ikinci Abidin Dino cezaevinin avlusunda

    Nâzım’ın Bursa’sı, Bursa’nın Nâzım’ı

    Güney Özkılınç, Nâzım’ın Bursa Yılları başlıklı çalışmasında, kentin havasını solumuş, pazarlarında gezip kaplıcalarına gitmiş, cezaevini bir okula çevirip onca insanı yetiştirmiş, en güzel dizelerini “Uludağ’ın tepesindeki bulutlara yükleyip dünyaya...
  • Nâzım Hikmet’in ‘Memleketimden İnsan Manzaraları

    Muhalefetin sahnedeki sesi

    Ankara Sanat Tiyatrosu 40. yılını Nâzım Hikmet’in ‘Memleketimden İnsan Manzaraları’ ile kutluyor. 1963 yılında Asaf Çiyiltepe, Savaş Süzer tarafından kuruldu. Amaç içerik olarak muhalefetin sesi ve takım oyunu olmaktı....