Napirsen Tan Abi?

‘Bir Teselli Ver’le bale yapan Tan Sağtürk’ün bale misyonerliği Doğulu çocuklarla sürüyor. Önce Diyarbakır’a götürdü bale okulunu Sırada Mardin ve Batman var Çorum’dan altı tane balet çocuk çıkardığı için...

‘Bir Teselli Ver’le bale yapan Tan Sağtürk’ün bale misyonerliği Doğulu çocuklarla sürüyor.

Tan Sağtürk

  • Önce Diyarbakır’a götürdü bale okulunu Sırada Mardin ve Batman var
  • Çorum’dan altı tane balet çocuk çıkardığı için çok mutlu
  • Bulduğu iki yeni hareketi yapabilmek için her gün bin mekik çekiyor
  • Baleyi tanıtmak için o şehir senin bu üniversite benim dolaşıyor

Tan Sağtürk, bale misyonerliğine son sürat devam ediyor. Bu anlamdaki son çalışması, ‘Bir Teselli Ver’in bale hali. Orhan Gencebay besteledi, Tan Sağtürk dans etti. Bu durumda kendisiyle buluşup, sentez manyaklığından baleye, klasikten, post-moderne, arabeskten oryantalizme pek çok konuda konuştuk.

* Diyarbakır’dan sonra sırada hangi şehirler var?
Mardin ve Batman var. İstanbul ve Diyarbakır’daki çalışmalardan elde edilenleri yeni okullar için kullanmak, sonuçta kendime olan saygıma ve kör denilebilecek bir idealizme dayanıyor. Benden beklenilenler, yaptıklarım doğrultusunda geri dönüyor ve sorumluluk daha da büyüyor.

* Bu geri dönüşler yeterli mi peki sizin için?
Sokaktaki çocukların, ‘Balet Abi geçiyor’ demesi bile bana insan olarak şeref veriyor. Çorum’dan altı tane balet çocuk çıkardım mesela. Diyarbakır’da, ‘Napirsen Tan Abi’ diyen bir sürü öğrencim var. Aynı şekilde Mardin’de ekip arkadaşlarımla beraber çalışmaya başladık.

* Bu anlamda oralarla buraları karşılaştırdığınızda neler görüyorsunuz?
Büyük şehirlerde hırs ve zamansızlık sorunu var. Bu da yaklaşımı sınırlandırıp, belli kalıplar içine sokuyor. Sanat yapmak için sanat yapmaya gidiyor iş. Oysa Doğu’da zaman sınırlaması yok. Herhangi bir eserin sonundaki reaksiyonlar çok doğru çıkabiliyor bu yüzden. Adıyaman’a gitmiştik bir kez mesela. Yugoslavya-Türkiye basketbol maçı vardı. Önemli bir maç olmasına rağmen herkes televizyonunu kapatıp akın akın oyuna geldi. Eski Rusya’daki tiyatrolara gidermiş gibi.

Tan Sağtürk Diyarbakır Bale

* Sizin gibi çok fazla insan yok
Birkaç kişi var aslında. Biri de Fazıl Say. Bu tip yaklaşımlar; oralarda birtakım şeyleri yeşertmeye çalışmak çok değerli şeyler bence. ‘Güneş doğudan doğar’ diye bir cümle vardır ya; işte aynen öyle. Oralara gittiğinizde bunu hissediyorsunuz sanki. Bir gün yaşlı bir teyze yaklaşıp, ‘Oğlumuzu baleye göndermeyi düşünmezdik ama şimdi Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’nda bale okuyor’ dedi mesela. Bunlar çok güzel şeyler.

* Genelde erkekleri değil, kızları gönderirler baleye. Bunun sebebi ne sizce?
Bilinmeyenden korkmak olabilir. Bilinmeyen ve uzakta görülen bir şeyi fazla hücrelerinize sokmak istemiyorsunuz. Bu sanat dalına fırsat vermiyorsunuz. Bir de, bale ve opera tanıtılması çok zor sanatlardan bir tanesi ve devlet yeterince desteklemiyor.

* Tüm bunları yaparken ne tür zorluklarla karşılaşıyorsunuz?
Türkiye’de çok zorluk yaşadığımı söyleyemem. Çünkü burada ya tam tanınıyorsunuz, ya da hiç tanınmıyorsunuz. Arada dolaşmanız çok zor. Bir sanatçı, kendi sanatını yaptığı kadar onu tanıtmakla da yükümlü. En azından bu kolaylığı sağlıyor Türkiye. Yoksa hep beraber sanat adına Taksim Meydanı’nda çığırtkanlık yapmak zorunda kalabilirdik. Eskiden beri bunu yapmışlar. Othello’yu ‘Arap’ın İntikamı’ diye vermeye çalışmışlar mesela ve köylüler zevkle seyretmişler.

* Elit diye bakılanı halkın seviyesine indirgemek yani…
O cümleyi hemen değiştirelim. Ben ülkenin geneli önemli diye düşünüyorum. Çünkü ülkeyi genel belirler. Türkiye’de Fransız bereli adam gibi, belirli bir imaj ve biçim oluşmuş. Bu, elit kesimin oluşturduğu bir imaj değil. Çünkü aristokrasi yok. Bu yüzden genel bütünlük çok önemli. O zaman sanat indirgenmez, tam tersine çıkarılabilir. Arada büyük fark var. İndirgendiği zaman insan kendisini boşlukta hissediyor. Beklentisini bulamıyor.

* İstenilen halka tam olarak geçirilebiliyor mu sizce?
Biz Türkiye’nin her yerine gidiyoruz. Ayla Algan, Fikret Otyam gibi sanatçılarla takılıyorum. Dün Bursa’daydım, yarın Adana’ya gidiyorum. Konferans vermediğim üniversite kalmadı. Gençlerin nasıl dinlediklerini bir görseniz. Küçücük bir tortu bırakması bile yeterli.

* Ayla Algan, Fikret Otyam dediniz. Onların arasında Tan Sağtürk genç bir isim. Karşılaştırdığınızda nasıl farklar görüyorsunuz?
Direkt bu isimler için konuşmuyorum tabii, ama genellikle ülkeye karşı bir isteksizlik oluşmuş. ‘Türk devleti şunu yapıyor, bunu yapıyor vs.’ Gölge etmesin başka ihsan istemeyiz. Dolayısıyla o zaman iş sanat ortamında kahve sohbetine gidebiliyor. ‘Ne olacak bu ülkenin hali’ lafı kahve ağzıdır ve entelektüel yapıdan çok daha uzaktadır. Karamsar bir yapıya sürükler. Ben her zaman, ‘Bunlarla uğraşmayalım, yapılacak şeyler var’ diyorum. Bu da aramızdaki fark. Tamam, 34 yaşın verdiği bir gençlik heyecanı olabilir bendeki ama 28 yıldır da mesleğimi yapıyorum. Bu da uzun bir süre.

* Peki neden Orhan Gencebay ve ‘Bir Teselli Ver’?
Bu da misyonerlik çerçevesi içinde bir şey. Türkiye’nin her yerini dolaşmak mümkün olamıyor. Hâlâ benim için ‘Ünlü Balet Tan Sağtürk geldi’ diyorlar. Adımı Ünlü Balet, soyadımı da Tan Sağtürk sanıyorlar. Bu durumda yapılacaklar belli. İnsanların bakışlarını dans konusuna çekmekte yarar vardı. Bir klip bu anlamda çok yararlı olabilirdi. Hangi müzikle yapacağım sorusu vardı. Ya, yine bildiğim arkadaşlarım; Çaykovski, Mozart gibi isimler olacaktı ya da hepimizin kulak dolgunluğu olan, müziğini hoş bulduğumuz, duruşu güzel bir insana ihtiyaç vardı. Ve seçim Orhan Gencebay oldu. Çünkü aynı dilden konuşuyorduk. Bir de müziği çok iyi biliyor.

* Orhan Gencebay dinler miydiniz?
Kulak dolgunluğum var ama alıp dinlemedim. Ama bu projenin çok heyecanlı bir şey olacağını biliyordum. Çünkü bildiğim kalıpların dışında başka bir müzikle çalışacaktım. Bir işi yaparken sanat eseriyse iki seçimin var: Ya deforme ya forme edersin. Deformasyon çoğu zaman eleştiriliyor. İlgi çekecek diye yapılanlar; ‘Güzelim Kuğu Gölü’nün imajını zedeliyorsunuz’ a kadar gidiyor. Bunu yapmamak, yeni bir biçime sokmak için çok çalışmak gerekiyor. İşte biz de bunu yaptık.

* Türk kültürüne dair özel hareketler geliştirmek gibi çalışmalar da oldu mu?
Hayır ama iki tane hareket buldum ve onları klasik adım hareketlerinin dışında tuttum. Yapabilmek için her gün 1000 tane mekik yapmam gerekti. Mum erir gibi ayaklarımın üstünde arkaya yatıyorum çünkü. Hareket zor. Bu hareketi kameraya çekmek de zor. Kıvanç Boraoğlu da bunu başardı. Yurtdışı ve yurtiçi basınında konuşulabilecek bir baleyi gündeme soktuk bence.

* Bildik ‘Bir Teselli Ver’ ruhunu göremiyoruz yani?
Benim için ana ritim önemliydi. Onun dışındaki duygu alınmıştı. ‘Sinirleri alınmıştı’ diyelim. Zaten bu ‘Bir Teselli Ver’ değil artık. Tamamen yeni bir yorum. Orhan Gencebay bana yeni bir müzik yaptı.

* Türk balesi diye bir şey olabilir mi sizce?
Şu anda mümkün değil. Bütün devlet opera ve balelerinin yeniden bir araya gelip teşkilatlanıp devletten ayrılması gerekir bunun için. ‘Türk balesi yapalım’ diyince olmuyor. Mesela Küba balesi diye bir şey oluşturulmak için oluşturulmuyor. Devlet buna desteğini veriyor ve o yapı dönmeye başlıyor. Geri dönüp bir bakıyorsunuz; biçim oluşmuş. En doğru şey yeni gelen teknikleri iyi uygulamaya çalışmak. Bu da Türkiye için uygun değil.

* Siz halk danslarıyla bir şeyler yapmak ister misiniz? Belki insanlar klasik baleden daha çok ilgi gösterirler buna?
Şu an için çok erken; çünkü halk danslarının binlerce biçim ve hareketi var. Artı kendi alanında zaten kuvvetli. Burada deformasyonla, formasyona gireceğiz yine. ‘Doğu-Batı sentezi’ diyorlar mesela. Bence bu, çok iddialı bir laf. Bunu laboratuvar çalışmasına sokmuş olmak demek, tamamen bütün kültürü irdelemek demek çünkü. Bunu söylemek için daha çok fırın ekmek yemem gerekir. Bunu ne Picasso, ne Sartre söyleyebildi.

* Günümüzde çok rahat söyleniyor ama. Neredeyse herkes bunu yapıyor
Ben kendimde böyle bir cüret göremiyorum. Bunun için iki taraftan da klasikleşebilecek yeni bir yapı çıkarılması gerekir. Ama yapılanlar denemelerden öte geçmiyorsa, ‘Doğu-Batı sentezi’ demek iddialı olur. ‘Hindistan’ın Bombay şehrinin yerel müziğiyle, Artvin bölgesini karıştırdım’ da demiyorsunuz. Direkt ‘Doğu-Batı sentez’i deyip hem Doğu’yu hem Batı’yı ezip geçiyorsunuz.

* Post-modern zamanlar biraz bunu mu gerektiriyor acaba?
Onun biraz da kolaycı yöntem olduğunu düşünüyorum. Hazır olan bir şey üzerine çalışıyorsunuz. Diyelim bir türküyü caza çevireceksiniz. Kulağa hoş gelebilir ama diğer taraftan da kolaycı bir tarafa doğru gidiyor. Bu, sanatçının saklandığı bir liman olabilir. Çoğunlukla böyledir. Başka bir gruptan başka bir kültürü kendi istediğinle karıştırmak.

Röportaj: Berrin Karakaş

Kategoriler
Kültür&SanatRöportaj
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Hülya Aksular

    Ben Artık Sığınmak İstiyorum

    İstanbul Devlet Opera ve Balesi’nin prima donna’sı Hülya Aksular üç evliliğin ardından gözlerini kör edecek bir aşk bekliyor… Kavga etmek istiyorum Karşı tarafı çılgınca kıskanmak istiyorum Dizlerine çöküp ‘gitme’...
  • Sibel Sürel

    Sibel Sürel Melez Tanrıça

    ‘Sultans of the Dance’ın mimarlarından biri. Balerin olarak yirmi yılı devirmek üzere. Mütevazı kişiliğiyle hayranlık verici. Hala muhafaza ettiği ince ve narin fiziğini Mısır kökenli dedelerine borçlu. Modern zamanlarda...