Muhteşem Gatsby’nin Muhteşem Yazarı: “Fitzgerald”

Amerikan edebiyatı klasiklerinden “Muhteşem Gatsby”’nin muhteşem yazarı Francis Scott Key Fitzgerald 1896 eylülünde, 481 Laurel Avenue, St Paul-Minnesota adresinde doğdu. Babası Edward’ın, hasır koltuk yapımı işleri bozulunca New York’a...

Amerikan edebiyatı klasiklerinden “Muhteşem Gatsby”’nin muhteşem yazarı Francis Scott Key Fitzgerald 1896 eylülünde, 481 Laurel Avenue, St Paul-Minnesota adresinde doğdu.

Francis Scott Key Fitzgerald

Francis Scott Key Fitzgerald

Babası Edward’ın, hasır koltuk yapımı işleri bozulunca New York’a taşındılar. Burada değişik yıllarda farklı muhitlerde yaşadılar. İrlandalı bir göçmenin kızı olan Mollie’ye (Fitzgerald’ın annesi), babasından miras kalınca maddi rahata kavuştular, ve 1908 yılında tekrar Minnesota’ya taşındılar.

Francis 13 yaşındayken yazdığı bir dedektif hikayesi okul gazetesinde basıldı. Delikanlılığında futbol oynamak için büyük gayret gösterdi fakat çok başarılı olmadı.Buna karşılık, kızların elbiselerinin sırtları leke olmasın diye erkeklerin ellerinde mendil tutup dans dersi aldıkları kurslara katılmayı tercih etti. Güney’li, ve kaba bir erkek olan babası bir keresinde, oğlunun ağzından bir küfür duyabilirse ona 5 Dolar vereceğini söyleyecek kadar kibar ve centilmendi Francis Fitzgerald.

Francis, kendisiyle aynı dönem yazarlarından olan, dostu Ernest Hemingway gibi hayatın kanlı, terli, tatsız, ve pis yönlerini yazmamaştır, tam tersine, hikaye ve romanlarında esas olarak çok zenginlerin davranış biçimleri üzerine eğilmiştir. Bu tip insanların entrika dolu yaşamlarınındaki iniş çıkışlar, İrlandalı orta-sınıf bir aileden gelen Francis Fitzgerald’ın hayal gücünü esir almıştır. 1917’de Princeton’da talebeyken, dikkatini edebiyat uğraşlarına yoğunlaştırması, derslerini ihmal etmesine neden olmuştur.

“Princeton Üçgen Klübü” nde oynanan piyeslerin metinlerini ve şarkı sözlerini yazmıştır. Ayrıca “Princeton Kaplanı” adlı mizah dergisine, “Nassasu Edebiyat Dergisi” ne katkılarda bulunmuştur.

Mezun olma ihtimali oldukça düşük olduğu için Fitzgerald 1917’de askere yazıldı. Piyadede ikinci teğmendi. Savaşta öleceğine ikna olduğu için, büyük bir süratle “Romantik Egoist” adlı romanını yazdı. Yayınevi, bu romanın orijinalitesini övmesine karşın, revize edip yeniden göndermesini bildiren bir mektupla beraber romanı geri çevirmiştir.

Fitzgerald, 1918’de Alabama’ya, Montgomery yakınlarındaki Sheridan kampına tayin edildi. Burada, Alabama Anayasa Mahkeme savcısının kızına, 18 yaşındaki Zelda Sayre’e aşık oldu. Onunla evlenebilmek için paraya ihtiyacı vardı, bu nedenle büyük bir ümide kapılarak aynı romanına sarılıp revizyonunu yaptı, maalesef ikinci kere red edildi.
Tam denizaşırı tayini çıktığında savaş bitmişti, o da aklında hâlâ aynı fikirle zengin olup evlenebilmek için 1919 yılında New York’a gitti. Az para ile yetinemeyeceğini bilen Zelda ise Francis’in zengin olmasını beklemekten vazgeçip nişanı bozdu. 1919 temmuzunda St. Paul’a geri dönen Francis yeniden yazmaya oturdu. Bu sefer, “Cennetin Bu Yanı” adıyla gönderdiği romanı daha önce iki kere geri çeviren editör (Maxwell Perkins) kabul etti. 1919 sonbaharında, magazinlerde hikaye yazmayı kendisine iş edinen Fitzgerald, esaslı romanlarını yazarken sık sık ara veriyor, ve ona daha çok para kazandıran popüler fiktif yazıyordu. Bunu hayatının sonuna kadar devam ettirdi.

Hikayelerini en çok “Saturday Evening Post” okuyucusuna yazdı. Güçlü, bağımsız, Amerikan kadını tiplemesi yarattı. Bu karekter tipinin belirdiği hikayeler arasında, “Kıyıdaki Korsan”, “Bernice Saçını Kısaltır” vardır. “May Day”, ya da , “Ritz Kadar Büyük Bir Pırlanta” gibi daha hırslı ve iddialı olduğu hikayelerini ise, sayısı küçük bir kitleye hitap eden “The Smart Set”’de yayınlattı.

Francis, “This Side of the Paradise”- Cennetin Bu Yanı- isimli ilk romanının karekterlerini Princeton Üniversitesi’nden seçtiği kişiler üzerine kurgulamıştır. Princeton’un talebelerini, gelişigüzel uluorta öpüşen, umarsız, değer yargıları çeşitli ve ateşli gençlerin alkol yuvası olarak yansıtır. Konusu itibariyle 1920’lerde skandal sayılan roman, 26 Temmuz 1920’de basıldığında yok sattı. Böylece, 24 yaşında olan Francis Scott Fitzgerald, neredeyse bir gecede üne ve paraya kavuştu. Bundan bir hafta sonra Zelda ile New York’da evlendi. Böylece, çoğu yılları Amerika-Paris arasında yaşanan beraberlikleri başladı.
Francis Scott, hayatında gördüğü en güzel kızın Zelda olduğunu, ve onu ilk gördüğü andan itibaren kendisine ait olmasını istediğini saklamadı. Daha ilerde yaptığı konuşmalarında, Zelda ile flört devrelerinde genç kadının seksüel olarak pervasız ve ihtiyatsız olduğunu da ekledi. Francis Scott, cinselliği evlilik sonrasına bırakmak istemesine rağmen Zelda gelenek ve görenekleri hiçe saymaktan zevk duyuyordu.

Evliliklerinden bir yıl önce sevgili oldular. Katolik olarak büyütülen Fitzgerald, evliliklerinde doğum kontrolün tüm yöntemlerine karşıydı; fakat Zelda’nın üç kürtajında da, karısının yaşadığı suçluluk duygusunu paylaşır gibi görünmedi.

Fitzgerald, Zelda’nın müsrif, savurgan yaşam tarzına çabuk ayak uydurdu. Ancak ikisi de anormal kıskançtı. Tek olarak bir yere gittikleri sayılıydı. Bir keresinde Isadora Duncan, (Yunan ve İtalyan motiflerini birleştiren dans sanatçısı) Fitzgerald’la açıkça flört etmeye kalktığında, bu davranışı protesto etmek için Zelda kendisini merdivenden aşağıya bıraktı! Fitzgerald ise bir başka sefer, Edouard Jozan adında bir Fransız pilotu çekici bulan Zelda’yı bir ay boyunca villasında kilitledi! Zelda ve pilot büyük bir ihtimalle hiç birlikte olmamışlardı, fakat yine de “belki” ihtimali ile Fitzgerald yıllarca kıvranıp azap çekti.

Conneticut’da düzensiz, huzursuz, curcunalı geçen uzun bir yaz sonrasında, Fitzgerald New York’da bir daire tuttu. Burada ikinci romanı, “Güzel ve Lanetlenmiş” i yazdı.

1921’de Zelda hamile kalınca ilk Avrupa turuna çıktılar, Amerika’ya dönüşte St. Paul’a yerleştiler, ve tek çocukları olan Frances Scottie doğdu. Fitzgerald, savurgan yaşamlarına para yetiştirebilmek için, tükenmeyen bir hararetle kısa hikayeler yazıyordu. Alkol tüketimini fazlalaştırınca alkolik oldu, fakat romanlarını daima ayıkken yazdı. Zelda’da çok içiyordu ama alkolik değildi, ne varki içkili oldukları sırada sık sık kavga ettikleri kayıtlara geçmiştir.

Fitzgerald 1924 ilkbaharında Fransa’ya giderek huzurlu bir çalışma ortamı aradı. Yaz ve sonbahar boyunca, St.Raphael yakınlarında yaşarken, ‘Amerikan Edebiyatı Klasiği’ kabul edilen, (Film versiyonunda Robert Redford’un canlandırdığı o muhteşem karekter) “Muhteşem Gatsby”’yi yazdı.

İlk romanından sonra yazdıkları olumlu eleştiriler almasına karşın, ne yazıkki ilk başarısını ikileyemedi. “Muhteşem Gatsby”, Fitzgerald’a sadece 1200 Amerikan doları kazandırabildi, halbuki “Saturday post” da aceleyle yazdığı kısa hikayelerden bu paranın üç mislini alıyordu.

Fitzgerald, 1936 yılında “Esquire” dergisine bir seri itirafname tarzında makaleler yazdı. Bunların tamamına: Crack-up, “Sanıldığı gibi” hikayeleri dendi. Bu yazılar Fitzgerald’ın duygusal iflasını anlatır. Kaybettiğine inandığı hislerini keşfe çıkışı sayılabilir. O sıralarda Esquire dergisine yazan bir başka yazar vardı. Bir başka muhteşem yazar olan bu kişi, rakibi, aynı zamanda arkadaşı Ernest Hemingway’di.

Hemingway ile 1925 mayısında Dingo Bar’da tanıştılar.

Esquire’da, “Kilimanjora’nın Karları” hikayesi sırasında, Hemingway şöyle bir yorum yazdı:

“Zavallı Scott Fitzgerald, zenginliğe olan korkuyla karışık hayranlığı, onun sağlığını bozdu”.

Bunun üzerine sinirlenen Fitzgerald, Hemingway’e özel bir mektup yazdı:
“Baskıda benimle ilgili bir konuya girme! Arada sırada ‘de profundis’ (Oscar Wilde’ın de profundis’i gibi) yazmayı seçiyorsam, ölü bedenimin arkasından, arkadaşlarım yüksek sesle dua etsin istiyorum anlamına gelmiyor bu.

Fitzgerald para kazandıran hikayeler yazmaya devam etti. Önceleri Zelda’nın alışkın olduğu pahalı hayat tarzını sürdürebilmek için, daha sonra yine Zelda’nın depresyon tedavisini ödeyebilmek için. Arkadaşlarına ve hastaneye olan borcu gırtlağa dayanınca, 1937’de film senaryosu yazmak için Hollywood’a gitti. MGM film stüdyoları ile anlaşma yaptı. Aldığı para iyiydi, fakat stüdyo ile sürekli anlaşmazlığa düştü. “The Last Tycoon” adlı romanı film endüstrisi hakkındaydı. Bu romanı yazarken, kalp krizi geçirerek hayatını kaybettiğinde sadece 44 yaşındaydı. Zelda ise 8 yıl sonra himaye edildiği yerde çıkan bir yangında öldü.

Ünlü editör Maxwell Perkins, Fitzgerald’ın ölümüyle yarım kalan “The Love of the Last Tycoon” u bitirmesi için John O’Hara’ya yanaştı. Ancak, John O’Hara, Fitzgerald’ın başladığı çalışmaları hiç bir yazarın bitiremeyeceği inancıyla bu teklifi geri çevirdi. John O’Hara, John Steinbeck’e yazdığı mektupların birinde: “Fitzgerald tek başına hepimizin toplamından daha iyi bir yazardı” demiştir.

Biyografi yazan bazı yazarlar, Fitzgerald’ın gizli bir homoseksüel olabileceği spekülasyonları yaptılar. Yazarın homoseksüellik tecrübesi olduğuna dair bir döküm bulunamadığı için deliller ikinci dereceden önemsiz kanıtlardı. Bazı teriflerde, narin, kadınsı hatları olduğu yazıldı. Bir sohbetleri sırasında arkadaşı Edmund Wilson’a, genç bir erkekle, aşk dolu bir haftasonu macerası için deniz kenarına gitmek istediğini söyledi fakat hiç bir zaman gitmedi. Ancak, daha somut bir özelliği ayak fetişisti oluşuydu. Ayağı seks objesi olarak gördüğü için kendi ayaklarını elinden geldiği kadar saklamaya çalışır, mesela kumsala gittiğinde görünmesin diye kumların içinde saklardı. Ayakları gibi, Fitzgerald’ın utandığı bir yeri daha vardı: penisi.

Zelda, ne kendisini ne de başka bir kadını tatmin edemeyeceğini, meselenin temelinde penis ölçüsü olduğunu söyledi Fitzgerald’a. Egosu ve duyguları paramparça olan Fitzgerald dostu Ernest Hemingway’e danıştı. Hemingway, Fitzgerald’a organlarını mukayese etmeyi önerdi. Mukayese sonrası Fitzgerald’ın normal olduğunu deklare etti. Fakat Fitzgerald ikna olmayınca, Hemingway heykelleri incelemek üzere Fitzgerald’ı Louvre Müzesi’ne götürdü. Ne yazık ki Hemingway’in bu teşebbüsü de Francis’in kendine olan beğenisini sağlamadı.

Kayıtlara göre Francis, yıllar sonra bir hayat kadını olan Lottie’i tanıdı. Ona, başka erkeklerle mukayese edildiğinde erkeklik organının nasıl olduğunu sordu. Lottie, meselenin ölçüde değil, teknikte olduğuna dair yazarı ikna etti. Lottie’nin söylediği, daha sonraları metresi olan Sheilah Graham tarafından onaylandı.

Fitzgerald yazmaya hazırlanırken, seks yapmayı ısınma hareketi sayar, yazısını bitirmesi gereken zaman yaklaştığında seks yapardı. Lottie, Fitzgerald’ın sinirli olduğu için çok aceleci davrandığını sandığını, ancak daha sonra bu durumun onun tarzı olduğunu öğrendiğini ortak bir arkadaşlarına söyledi. Fitzgerald’a teknik ipuçları verdiğini, yazarın da minnettar olduğunu ekledi.

Profesyonel balerin olma isteği ile aralıksız bale çalışan Zelda, 1930’da ilk depresyonuna girdi. Paris’de yaşıyorlardı. 1931 yılında Amerika’ya döndüler. Zelda’nın yazdığı “Vals’ı Bana Ayır” 1932 yılında yayınlandı. Bu kitapla ilgili denemeleri klinikte yatarken tamamladı. (Zelda’nın otobiyografik çalışması Fitzgerald’ı çileden çıkarmıştır)

Fitzgerald, 1934’de yayınlanan “Tender is the Night” da Amerikalı bir psikoloğu, ve onun zengin bir akıl hastası ile olan evliliğini anlatır. Ancak bu romandan para kazanamaz. Sanata kabiliyeti olan Zelda ise 1934’de bir sergi açar. Sonraki yıllarda kliniklerle ev arasında mekik dokuyan Zelda 1937 yılının yazında hastaneye yatınca, Fitzgerald Güney Caroline, Asheville’de bir motele yerleşir. Orada, evli bir kadın olan Rosemary ile uluorta beraberlik yaşar. (Rosemary kızkardeşi ile tatile gelmişti). Fitzgerald, Lottie’i de Asheville’de tanıdı. Zelda 1940 yılının nisan ayında hastaneden çıktıktan sonra Montgemary’de yaşayan annesinin yanına geldi.

Fitzgerald hayatının son 3 yılını, Sheilah Graham isminde Hollywood’da yaşayan İngiltere doğumlu bir yazarla geçirdi. Sheilah, daha önceleri 8 sevgilisi olduğunu ilişkilerinin henüz başındayken itiraf edince Fitzgerald şoke olmuştur. Sheilah Graham, “Gerçek F.Scott Fitzgerald” isimli kitabında Francis Scott’la olan ilişkisinin, sağlıklı ve karmaşık olmayan ilk ilişkisi olduğunu söyler. Sheilah kitabında başka detaylara da yer verdi, “Beraber olduğumuz zaman içinde, onu çırılçıplak gördüğümü hatırlamıyorum. Fakat kendi bedenimle ilgili olarak, ben de onun kadar utangaçtım, fakat bu tutumumuz seksüel olarak iyi zaman geçirmemizi engellemedi. Tatmin sonrası birbirimizin kollarında uzanır, yakınlığımızın zevkini çıkarırdık, sevişmelerimiz insanı bitkin düşüren çılgınca haller olmadı. Duyarlı, nazik, yumuşak hareketlerle seviştik, ikimizin beraber olduğu anlar mutluluğun en mükemmel ifadesiydi” dedi. Ve, yatakta öldüğü rivayetin tersine, Fitzgerald’ın “Princeton Alumni Dergisi” ni okurken kalbinde sancı duyduğunu, koltuğundan ayağa kalkmaya çalışırken yere yığılıp öldüğünü yazdı.

Yazarın hayatı trajik ayrıntılarla doluydu. Francis Scott Fitzgerald 44 yaşında kalp krizi geçirip hayata veda ettiğinde, “Muhteşem Gatsby”, “Tender is The Night” gibi romanlarının asla ölmeyeceklerini, ve kendisinin 1950’lerden itibaren edebiyat dünyasının unutulamaz isimlerinden biri olacağını bilmiyordu muhtemelen…

Araştırmalar: San Jose State University Literature Dept., & Library.
*Cinsel hayatı ile ilgili bölümler: Michael J. Toohe

 

Ayşe AKDENİZ
15 Ekim 2003 21:26
Kategoriler
EdebiyatKültür&Sanat
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Orhan Pamuk

    Orhan Pamuk: Kimin İçin Yazıyorsun?

    “Kimin için yazıyorsun?” Otuz yıllık yazım hayatımda okuyucuların ve gazetecilerin en çok sorduğu sorulardan biri. Soruyu soranın niyeti ve öğrenmek istediği şey yerden yere ve zamana göre değişir. Ancak...
  • Leo Tolstoy – Garip Bir Yaratık

    Leo Tolstoy – Garip Bir Yaratık

    Yeryüzünde diğerlerinden sıyrılan birçok varlık var. Toprağın mahsulü üzerinde yaşıyor, ancak bu yaratıklar kendi kendilerine oyun oynama eğilimindeler, bu yüzden açıklanamaz bir şekilde toprağı ellerine bölerler, böylece yemek istediklerini...
  • Cesare Paveze

    Cesare Paveze – Pierina’ya Mektup

    İstemsizce, sana endişe ve baş ağrısı verdim, ama inan bana, başka hiçbir şey yapamazdım. Bunun ana nedeni umutsuzluk içinde peşinden koşmanın acısıdır. Çünkü ben hep kaybeden olarak kalırım. Ama...
  • Babalar ve Oğullar

    Babalar ve Oğullar: Bazı Notlar

    Geçenlerde Ivan Turgenev‘in “Rudin” ve “Babalar ve Oğulları” nı uzun ve dayanılmaz bir acının neden olduğu kaygı duygusuyla yeniden okudum. Bildiğiniz gibi “Rudin” yazarın ilk kalem testlerinden biridir. 1856’da...