Muhalefetin sahnedeki sesi

Ankara Sanat Tiyatrosu 40. yılını Nâzım Hikmet’in ‘Memleketimden İnsan Manzaraları’ ile kutluyor. 1963 yılında Asaf Çiyiltepe, Savaş Süzer tarafından kuruldu. Amaç içerik olarak muhalefetin sesi ve takım oyunu olmaktı....
Nâzım Hikmet’in ‘Memleketimden İnsan Manzaraları

Ankara Sanat Tiyatrosu 40. yılını Nâzım Hikmet’in ‘Memleketimden İnsan Manzaraları’ ile kutluyor.

1963 yılında Asaf Çiyiltepe, Savaş Süzer tarafından kuruldu. Amaç içerik olarak muhalefetin sesi ve takım oyunu olmaktı. Seyircinin oyuncular tarafından alkışlanması geleneği burada başladı, sahneye koyduğu oyunlar, yetiştirdiği oyuncularla hep okul oldu.

Ankara Sanat Tiyatrosu, 40. sanat yılını Nâzım Hikmet’in ‘Memleketimden İnsan Manzaraları’ adlı destanının tiyatro uyarlamasıyla kutluyor. Ankaralıların en önemli sanat kurumlarından biri olarak 40 yıl boyunca sahip çıktığı, çıkmaya çalıştığı AST, Türkiye’nin de en önemli tiyatro gruplarından biri olma özelliğini koruyor.

Sahneye koyduğu oyunlarla, yetiştirdiği, yetişmesine katkı sağladığı oyuncularla bir tiyatro okulu olma özelliğini hiçbir zaman kaybetmeyen AST, seyircinin oyuncular tarafından alkışlamaya başlaması geleneğinin de yaratıcısı. Bu gelenek, sembolik anlamda, Türk tiyatrosu ile tiyatro izleyicisinin arasında kurulan en anmalı organik ilişki olarak parıldamaya devam ediyor. İlk defa, Türkçe olarak Maksim Gorki’nin ‘Ana’ adlı oyununda söylenen ‘1 Mayıs Marşı’nın ise zamanla Türkiye işçi sınıfının marşı haline gelmesi de AST’nin Türkiye siyasi tarihine yaptığı en önemli katkılardan bir olarak gösteriliyor. Asaf Çiyiltepe tarafından kurulan AST, Rutkay Aziz’in sanat yönetmenliği ile yoluna devam ediyor. 40 yıllık tarihinde 127 oyun sahneye koyan, binlerce kez “Ve perde” diyen AST, Ankaralıların ve tiyatro severlerin yolunu aydınlatmaya devam ediyor.

Kırkıncı yılını kutlamaya hazırlanan tiyatronun önde gelen isimlerinden Rutkay Aziz ve oyuncu kadrosuyla AST’li olmayı konuştuk.

– AST’nin kırkıncı yaşını kutlamaya hazırlandığınız bugünlerde, bu yaş dönümünün toplumsal ve sanatsal anlamı nedir?
Ülkemizin mevcut koşullarında, var olan kurulu düzene karşı ilerici, devrimci, demokrat, toplumcu bir tiyatro yapmak kolay değil. Yapıyorsanız, bundan payınıza düşen sıkıntıları da yaşarsınız. AST de bu anlamda sıcak iki darbe görmüş, koalisyonlar dönemini yaşamış, o sıkıntılarla politik, siyasal bir tiyatro yapmanın sonuçları olarak da zaman zaman zorluklar yaşamıştır. Sabah, Nâzım Hikmet’in ‘Memleketimden İnsan Manzaraları’ oyununun provasındaydık. Son zamanlarda büyük sıkıntılardan geçiyoruz. Yaşanılanların üzüntüsü ve acısı içinde biz yine perdemizi açmaya çalışacağız. İnsan ister istemez, bu acıların içinde “Neden tiyatro?” diye soruyor kendine. Acaba bu anlamda tiyatro yapmak lüks mü? Bu konuda Brecht’in çok sevdiğim bir lafı vardır: “Gerçek sanatçılar ülkesinin ve dünyanın yaşanılan gerçeklerine tanık olmak ve yaşamakla yükümlüdürler.” Biz de AST olarak bu sorumluluğun farkındayız. 40 yıl elbette kolay değil. Arkadaşlarla uzun süredir beraberiz ama huzur içinde, özgürce, uygar ortamlarda tiyatro yapma şansı yakalayamadık.

– AST’nin kuruluş felsefesinde neler yatıyordu?
Asaf Çiyiltepe, Savaş Süzer, 1963 yılında AST’yi kurarken önemli şeylere imza attılar. Birincisi, içerik olarak muhalefetin sesi olmak, ikincisi de takım oyunu. Kişilerin değil, oyunun ve sahnenin starlaştığı bir tiyatro anlayışıdır bu. AST, takım oyunuyla, ticari kaygılardan uzak yaşamıştır bugüne dek. Elbette içimizde sivrilen arkadaşlarımız oldu, ama bizim sanat politikamıza göre; her an herkes başrol oynayabilir. Çünkü siz bir takım tiyatrosusunuz. Salt bireylerin oluşturduğu tiyatroyu amaçlarsanız, gerçek anlamda kurumsallaşma şansını kaybedersiniz. Ya o kişi tiyatroya küserse ya da başına bir şey gelirse? O zaman o tiyatro biter. Bu sözler tapınma olarak algılanmasın. Eleştirilecek yanlarımızın da olduğunun bilincindeyim.

– Peki, AST’nin takım oyununa dayalı yaşamı sizin gündelik hayatınızı nasıl etkiliyor?
Birbirimizden bıkmamaya çalışıyoruz. (Gülerek) Biz bir arada çalışmamızın acısını çekmedik, aksine bundan keyif aldık. Zaman zaman devlet tiyatrosundan, diğer tiyatrolardan gelen arkadaşlarımızla bile o takım ruhunu yakaladığımıza inanıyorum. Bu, bir anlayışın ürünüdür.

– AST’nin sorunları…
Ekonomik krizden hiç söz etmeyelim. Bunun dışında, yeterlileşmiş bir oyuncu malzemesine kavuşamadık. Shakespeare ve Çehov’un tiyatromuzun basamaklarından aşağıya inmesini isterdim. Evet, beş tane Brecht oynadık, ama Shakespeare ve Çehov’u beceremedik. Bunların yanı sıra oynadığımız oyunlar nedeniyle bize tavır alan iktidarlar da oldu. Beş-altı yıldır devlet tiyatrolarında sahnelenen oyunların çoğu, yıllar önce ilk kez AST’de seyirciyle buluşmuş oyunlardır. Oysa, iktidarlardan tepki görmemize neden olan oyunlardı bunlar.

– Bugünden AST’nin kırk yıllık tarihine baktığımızda, direnç gösteren bir kurum görülüyor…
Tiyatroyu yaşatmak için direnen bir kurum. AST hem kendi içinde hem de izleyici açısından bir okullaşmaya gidiyor. Hem kendini hem de yüzde 65-70 oranında izleyiciyi eğitiyor. AST’den binin üzerinde oyuncu geçmiştir. Bunların duygu ve düşüncelerinde bir biçimde AST eğitsel bir rol üstlenmiştir. Ayrıca Timur Selçuk’u da bir tiyatro müzikçisi olarak kazandırmıştır.

– AST’nin Anadolu turneleri de ayrı bir anlam taşıyor…
Son zamanlarda turneye çıkmadım ama geçmişteki turnelerimizi anımsıyorum. 1980 sonrasında demokratikleşme çabaları sürüyordu. Turnelere gittiğimiz yerlerdeki sivil toplum örgütleriyle gerçekten güzel bir dayanışma vardı. Arkadaşlıklar oluşturuyorduk. Ama eğer siz, o turnelere para kaynağı olarak bakarsanız, o turnelerin kıymeti azalır. Asıl önemli olan, memleketi tanımak, insanını tanımak, onun sorunlarını tartışmak.

– Peki AST’nin kendi iç sorunları…
AST’ye gerçekten emeği geçenler, çıkarsız çalışanlar vardır. Bir de AST’den düşenler var. Sanatın etiğine aykırı, onursuz davrandıkları için, insanlığa yakışmayan tutum ve davranışları sergiledikleri için bazıları düştü. Bir sözü hiç sevmem: “Bağışlayacağım ama asla unutmayacağım.” Ben ne unutacağım ne de bağışlayacağım.

– Ankara’dan İstanbul’a baktığınızda, orada nasıl bir kültür-sanat görüyorsunuz?
Nereden bakılırsa bakılsın; düşünce açısından, kendini sorgulama açısından büyük bir kültürel kirlilik yaşıyoruz. Popüler kültürün ezici baskısı altında tüm değer yargılarımız altüst oldu. 1983-1985 yılları sonrasında uygulanan politika yüzünden, insanlarımız son derece ben merkezci, eleştiriden uzak, toplumsal duygu ve düşüncelerden arınmış hale geldi. Oyunların başarılı ya da başarısız olması birtakım sayısal verilere göre belirleniyor. Bir film ne kadar tiraj yapar, bir televizyon dizisi ne kadar reyting yaparsa, o derece başarılı sayılıyor.

– Bu bağlamda, özel tiyatrolar için neler söylenebilir?
Özel tiyatroların kaderinde kişiye teslim olmak gibi bir kaçınılmazlık vardır. Kişi, sahne ve sahne arkasını kendi özeline kilitleyerek bir sanatsal politika sürdürmelidir. Nedeni de çok açıktır: ticari kaygılar. Özel tiyatrolar son yıllarda önemli oranlarda oyuncu ve seyirci kaybı yaşıyor. Yaklaşık 10 yıldır özel tiyatrolara neredeyse hafta sonu dergisi gibi, hafta sonu tiyatroları olarak bakılıyor. Geride kalan günleri de kendini yaşatma çabası içerisinde ya da turnelerde geçiriyor. Ama burada tüm özel tiyatroları kastetmiyorum. Bugün özel tiyatrolar büyük özveri ve emek içinde kendilerini yaşatma savaşı içinde. Bu bağlamda onların bu kavgalarına saygı duyuyorum. Çok güzel bir söz vardır: “Tiyatro sanatların en güzeline hizmet ediyor, insanın yaşama sanatına.”

– AST, bu sözden mi yola çıkıyor?
Bizim savaşımız ve sorumluluğumuz budur. AST kendisini seyircisi ile birlikte yaşatacaksa, bu sorumluluğu korumakla yükümlüdür. Biz popüler işler de yaparız elbette ama o popüler işte de önemli olan düzeyi ve niteliği yakalamaktır. Sırf popülizm adına ya da gişe kaygıları üzerine sahneler işgal edilmeye başlandığında, tiyatroya bir dükkân gibi bakılmaya başlandığı anda tiyatro sanatı hırpalanır.

Kategoriler
Kültür&SanatTiyatro
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Sanat, Edebiyat Muhaliftir

    Sanat, Edebiyat Muhaliftir!

    “Dörtnala gelip Uzak Asya’dan Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan” bir Nâzım Hikmet ancak devletin ilgisine mazhar olabilir. Aynı Nâzım Hikmet “Sevdalınız komünisttir” dediğinde bırakalım şairi, şiiri okuyanların bile...
  • Olağan Masallar Tiyatrosu

    Olağan Masallar Tiyatrosu; Mavi isimli oyunuyla sahnede

    Mavi isimli oyunuyla sahneye renk katan Aykut Göker ve oyuncu ekibi… Mavi sembolik bir isim, genellikle hüznü çağrıştırıyor. Hatta koskoca blues bile direkt maviden türemiş. Sizin ve oyundaki mavinin...
  • Haldun Dormen

    İki kalas bir heves yetecek mi?

    Birçoğu, alternatif tiyatro hareketinin Türk tiyatrosunun umudu olacağını düşünüyor. Kimisi ümitleniyor olsa dahi, o kadar kesin konuşmaktan yana değil. Farklı kuşaklardan tiyatro sanatçılarına tiyatronun geleceğine dair öngörülerini sorduk. Bakın...
  • Tahsin Akıncı ortada Nâzım Hikmet sağdan ikinci Abidin Dino cezaevinin avlusunda

    Nâzım’ın Bursa’sı, Bursa’nın Nâzım’ı

    Güney Özkılınç, Nâzım’ın Bursa Yılları başlıklı çalışmasında, kentin havasını solumuş, pazarlarında gezip kaplıcalarına gitmiş, cezaevini bir okula çevirip onca insanı yetiştirmiş, en güzel dizelerini “Uludağ’ın tepesindeki bulutlara yükleyip dünyaya...