Milosevic de Soykırımdan “Yırtarsa”

Yugoslavya eski devlet başkanı Slobodan Milosevic’in, 12 Şubat 2002 tarihinden beri yargılandığı Lahey Savaş Suçları Mahkemesi’nde soykırım suçundan “temize çıkabileceği” haberini ilk kez geçen hafta Savaş ve Barış Enstitüsü...
Milosevic_w1200_r1

Yugoslavya eski devlet başkanı Slobodan Milosevic’in, 12 Şubat 2002 tarihinden beri yargılandığı Lahey Savaş Suçları Mahkemesi’nde soykırım suçundan “temize çıkabileceği” haberini ilk kez geçen hafta Savaş ve Barış Enstitüsü (IWPR) Lahey Mahkemesi Proje Müdürü Stacy Sullivan’ın Observer gazetesinde yayınlanan bir makalesinden (Milosevic and genocide: Has the prosecution made the case?) öğrendim.

Milosevic_48522bMeğer bu yeni bir haber değilmiş! Çok daha önce bizim sansürsüz sitesinde bile, Independent gazetesinden Paul Valley’in incelemesinden alıntılanarak, verilmiş; biz atlamışız. Valley, “Onbinlerce ceset, 296 şahit, otuz bin sayfa belgeye rağmen Belgrat Kasabı yine de soykırım suçundan aklanabilir” tümcesiyle olayın vahametine dikkat çekmiş.

Anlaşıldığı kadarıyla, Milosevic soykırım suçlamalarından, mahkemenin taraf tutması, cüzdan ile vicdan arasına sıkışması gibi nedenlerle kurtulmayacak. Bosna ve Hırvatistan’da Sırpların silahlandırılıp Müslümanlar ve Hırvatların öldürülmesi olaylarında etkin rolü kanıtlanmış gibi ve bu nedenle insanlığa karşı işlenen suçlardan hüküm giymesine kesin gözüyle bakılıyor. Ancak, soykırım suçlamasından beraat etmesi üç kritik nedenden kaynaklanabilecek:

1) Soykırım tanımına ilişkin hukuksal tartışma.
2) Mevcut Yugoslavya Hükümetinin devlet arşivinde bulunan askeri belgeleri mahkemeye sunmamakta ayak diremesi.
3) İddia makamının davayı oluşturmada beceriksizliği, şu ana kadar sarih kanıtlar sunamaması.

Mahkeme, soykırım kavramını dar bir sınır içerisinde tanımlıyor; neredeyse mağdur tarafa “hepiniz ölmezseniz, soykırım sayılmaz” demeye getiriyor. Soykırım, genocide, sözcüğünü icat eden bir Nazi Soykırımı kurtulanı Rafael Lemkin. Soykırım Konvansiyonu kurulmasına öncülük de eden Lemkin bile, Nazilerin yaptığını yarattığı kavramla eşdeğer tutarak daraltmamış. Tam tersi, soykırım sözcüğünün anlamını şu ifadelerle genişletmiş:

“Bir etnik grubu tamamen veya kısmen ortadan kaldırma ya da, grubun üyelerini öldürme, fiziksel imhaya yol açacak şekilde yaşam koşullarına zarar verme, grubun doğum yapmasını engelleyecek kurallar koyma veya grubun çocuklarını zorla başka bir gruba nakletme.”

En güzelini de yapmış. Ne var ki mahkemeler bu tanımı Lemkin’in yaptığı kadar geniş tutmuyor.

Daha kötüsü, hatta en kötüsü, mahkemenin elini kolunu bağlayan şey (2) numaralı maddede belirtilenler. Türkçe’si, kanıt yok! Çünkü, muhtemelen, Milosevic’in orduya ve/veya milislere soykırım emrini verdiğini kanıtlayacak belge devlet arşivlerinde ve ne hikmetse bu belgeler mahkemeye getirilemiyor. Rwanda’da Tutsilerin yüzde 75’ini ortadan kaldıranlar soykırım suçundan beraat edemedi; çünkü soykırım yapacaklarını önceden açıkça ilan etmişlerdi. Milosevic ne de olsa Avrupalı (!); yapar mı öyle bir aptallık?

Tüm bunların sonucu olarak iddia makamı da hem suçlamanın hukuka uygun yapılması hem de gerekli belge-kanıtların temininde (Bu sorunun siyasi baskıyla çözüleceğini düşünüyoruz) başarısız kalıyor. Elindekilerle iddiasını oluştursa bile, mahkemenin önceki kararlarına bakılarak, Milosevic’in söz konusu suçlamadan büyük olasılıkla beraat edeceği düşünülüyor.

Burada dikkatimi çeken bir noktayı sizin de dikkatinize sunmak istiyorum. Hukukçu değilim, hukuk eğitimi almadım. Hukuk üzerine birkaç kitap karıştırdık, makale okuduk, üniversitede genel anlamıyla basit denebilecek düzeyde hukuk eğitimi de gördük; ama bunlar kuşkusuz öyle bir iddiada bulunmak için yeterli değil. Yalnız hukuka ilişkin şöyle bir iddiada bulunabilirim:

Yeryüzünde, avukatlardan, yargıçlardan, savcılardan ve hukuk profesörlerinden veya bu alanda kariyer yapmış olanlardan sonra, hukuktan en iyi anlayanlar kesinlikle katiller, namussuzlar, uğursuzlar, tüyü bitmemiş yetimin hakkını çalanlar, hortumcular, yolsuzluk yapanlar, hırsızlar, üçkağıtçılar ve bilumum meymenetsizler. Daha suçu işlemeye başlamadan, mahkemeye savunmalarını nasıl vereceklerini, nasıl temize çıkacaklarını zihinlerinde tasarlıyorlar, maddelerdeki kaçakları sindire sindire o çürüyesi beyinlerine yazıyorlar.

İnsanlık İnsan Olmadan Soykırım Bitmez!

Doğadaki hiçbir canlı özgür iradesiyle yeryüzüne gelmiyor. İnsan da. Hiçbirimiz, Müslüman-Hristiyan-Budist-Türk-Alman-siyah-beyaz olmayı seçmedik. Yaşadığımız coğrafya, kültürel yapı, toplumsal koşullar vb. bunu sağladı. Sonra, hepimiz bir şekilde yaşam mücadelesi vermeye başladık, okuduk, iş aradık, çalıştık, evlendik, çoluk çocuğa karıştık. Bunları yapmaya da devam ediyoruz.

Sonra bir gün, aklını ırkla, dinsel ayrımcılıkla ve bir sürü lüzumsuz işle bozmuş, hepsi de herkesten daha vatansever (!) birileri çıkageliyor, siz sadece kendisi gibi olmadığınız için sizi öldürüyor, tecavüz ediyor, yerinizden yurdunuzdan sürüyor, evinizi barkınızı başınıza yıkıyor, kültürünüzü yok ediyor. Kısaca, sizi var etmiş her şeyi sizinle birlikte sonsuzluğa gömüyor.

Ardından, sözde adalet var ya, kimsenin yaptığı yanına kar kalmayacakmış ya; birileri olaya el koyuyor, sorumlular yakalanıyor, mahkeme huzuruna çıkarılıyor ve orada bin türlü hukuksal karmaşayla beraat etme noktasına geliyor(lar). İşin buraya kadar olan kısmı ‘şanslı’ iseniz; yoksa sizi öldürende bir gün ölecek, tahta ata binecek, toprağa gömülecek, sonra bir gün kıyamet kopacak, herkes mezarından kalkacak, Huzur-u Mahşerde divan kurulup ilahi adalet tecelli ettirilecek.

Kalsın benim davam, divana kalsın! Ölme eşşeğim ölme, bahar gelsin, yonca bitsin!

Yahu Milosevic ve tarih içerisinde bu işlere karışmış onlarca, yüzlerce, binlerce kişi suçlu bulunsa ne olur? Elektrikli sandalyeye oturtulsalar, kazığa geçirilseler, kırk satırla doğranıp kırk katırla ibret-i alem için sokaklarda sürünseler ne değişir?

Kamu vicdanı mutlu olurmuş.

Belki, ama yeterli mi, neyi çözer bu?

Yaşama doyamadan katledilen, tecavüze uğrayan, hayatta kalsalar bile mezara girene kadar ruhlarında travmayla yaşamak zorunda bırakılan onca melek yüzlü bebeye, anneye, gence, ihtiyara eski güzel günlerini geri verebilir misiniz? Hepsi öldü, gitti, yandı, bitti, kül oldu.

Yoklar,yok…

Ekmek yemiyorlar, su içmiyorlar, havayı solumuyorlar, çişleri gelmiyor, üşümüyorlar, sevişmiyorlar, korkmuyorlar, film seyretmiyorlar, türkü-şarkı dinlemiyorlar, annelerinin babalarının elini öpmüyorlar, düğünlerde göbek atmıyorlar; YAŞAMIYORLAR.

Çare ne?

Üzülerek belirteyim, ben bu insan denen hayvandan pek umutlu değilim; ama yine de, belki-trilyonda bir ihtimal-muhtemelen-olasılıkla-şansa-kısmete-ayı kavağa çıkar-balık süt verir-öküzün altında buzağı bulursak, insanlık şöyle bir çare olabilir: Koruyucu hakimlik.

Nasıl ki ciddi sağlık sorunu yaşamamak için, insanın önceden önlem alarak, doğru düzgün yaşaması, uykusuna dikkat etmesi, lüzumsuz gıdalarla bedenine zulüm etmemesi, dişlerini fırçalaması, temizliğe dikkat etmesi, rutin sağlık kontrolleri yaptırması ve televole-magazin forever seyretmemesi, “koruyucu hekimlik” kapsamına giriyorsa; insanlık aleminin bu tür suçların önüne geçilebilmesi için “koruyucu hakimlik” yoluna gitmesi şart.

Yani, devletler bir araya gelecek, insanlık suçlarının kapsamı genişletilecek, kimseye taviz verilmeyecek, böyle bir suçun işlenmesinin düşünülmesi halinde bile teşebbüs sahipleri en ağır cezalara çarptırılacaklar; hepsinden önemlisi de yeryüzü milletleri resmi veya gayri resmi yollarla başka ulusları, başka dinin, başka ırkın mensuplarını aşağılayıcı, suçlayıcı vatandaş yetiştirmekten vazgeçecekler.

Olur mu?

 

Bülent KORKMAZ
12 Mart 2004 09:49
Kategoriler
Köşe Yazıları
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular