Memlekete kuş kondurmak

Romain Gary Polonya’da Bir Kuş Var (Avrupa Eğitimi) 2. Baskı–1992 Çeviri: Sevgi Tamgüç Can Yayınları     Kitabın arka kapak yazısından öğreniyoruz; Sartre, “Avrupa Eğitimi”nden (Éducation Européenne) “en iyi...
Romain Gary Polonya’da Bir Kuş Var (Avrupa Eğitimi)
2. Baskı–1992 Çeviri: Sevgi Tamgüç
Can Yayınları
 
 
Kitabın arka kapak yazısından öğreniyoruz; Sartre, “Avrupa Eğitimi”nden (Éducation Européenne) “en iyi direniş romanı” olarak bahsetmiş. Direniş üzerine yazılmış kitapların sayısı o denli çok ki böyle bir yargı için Sartre’ın referansına başvurmaktan başka çare bulamamak çok doğal.Burada Atilla İlhan’a zimmetlenmiş “hangi” sorusunun yardımına ihtiyacımız var: Hangi direniş?
 
Romain Gary Polonya’da Bir Kuş Var
 
İkinci Savaş’ta insanlığın kendi karanlığına karşı verdiği direnişe büyük harfle “Direniş” diyecek olursak, Direniş’ten sonra direnişin solun yaşam tarzı haline geldiğini, bugün geldiğimiz noktadan bakarak söylemek mümkün görünüyor. Muazzam yenilgisinin ardından faşizmi o denli içimize işlemiş bulduk ki; insanlığın sonrasında kaleme aldığı romanlar hep biraz eksik kaldı. Burjuva iktisadının vazgeçilmezi hayali azalan verimler yasasına göndermede bulunacak olursak; direniş de romanlar da arttıkça, söz konusu “faktörlerin marjinal faydası” azaldı.Gary, romanını ilk kez yazdığında “faktörün marjinal faydası” bir hayli yüksek durumdaydı. Burada dikkatli okuyucuların “yok artık” demeye hazırlandığı bir dil yanlışı yapmadık. Gerçekten de Gary, romanını bir kaç kez yeniden kaleme almıştır. Yayınlanacağı yerin okuyucu profili ve siyasî duyarlılıklarını göz önüne alarak!.. Elimizdeki kitabın hangi versiyonun çevirisi olduğuna ilişkin yayınevi tarafından bir not düşülmemiş olsa da çevirinin kitabın 1960’ların başında (1961) yayınlanan son versiyonuna ait olduğunu tahmin ediyoruz. Gary’nin kitabı kaleme almaya başladığı yılın 1940 olduğu dikkate alınırsa kitabın yazılma sürecinin 20 yılı geçtiği ve aslında kitabın asla bitmediği açığa çıkıyor. Kitabın bölümlerinin arasındaki zayıf bağlar ve yetersiz geçiş enstrümanlarının nedenini sanıyoruz ki burada aramak gerekir.

Polonya’da Bir Kuş Var

Romain Gary (*), 1914 yılında Rusya’nın Doğu Prusya sınırının yanı başında Vilna’da doğdu. Hayatının bundan sonraki dönemine seyahatlerin damga vurduğunu görüyoruz. Doğumunun ardından savaş nedeniyle annesiyle Rusya’nın iç kesimlerine göçmeleri, sonra Vilna’ya, savaş ardından aldığı adla Wilno’ya ve yeni sınırlar uyarınca yeni bir ülkeye, Polonya’ya dönüş, oradan Varşova ve nihayet 14 yaşında Fransa… Romain Gary, bu yolculuklar esnasında pek çok dil öğreniyor; Rusça, Lehçe, İbranice, Yidiş, Almanca ve nihayet “anadili” Fransızca.

Gary’nin meslekî hayatı da tıpkı çocukluk yılları gibi uzun mesafe seyahatlerle geçti. Roman yazarlığından, elçiliğe, Hollywood’a duhul etme girişimlerinden, kariyerine başladığı askerî pilotluğa kadar. Bu meslekler arası geçişler de oldukça ilginç olmakla beraber ne yazık ki burada değinebilme şansına fizik kısıtlar nedeniyle sahip değiliz.

Yalnız Romain Gary’nin birden fazla kimliği hatta hayatı sığdırdığının en somut göstergesi kariyerinde gözlemlediğimiz kesikli gelişme değildir. En dramatik olan gösterge, Gary’nin Émile Ajar ismini kullanarak kendi ününe yakın bir ünlü yazar daha yaratmış olmasıdır. Ajar, o denli başarılı bir yazar oluyor ki Gary’nin de almış olduğu Goncourt Ödülünü alıyor. Ajar ve Gary’nin aynı kişi olduğu ise Gary’nin intiharının ardından “çok eğlenceliydi, teşekkür ederim” ifadesi ile son bulan vasiyetinin açıklanması ile ortaya çıkıyor. Gary’nin yaşam tarzı haline gelen çok kimlikliliğe, özellikle bir yazar olarak takınmış ya da takınmamış olduğu siyasî tavrın etikdışı olduğuna ilişkin kimi değerlendirmeler yapılabilir. Oysa Romain Gary’nin hayat hikayesinden bizim çıkardığımız sonuç problemin etik değil, psikolojik olduğudur. Romain Gary’nin kendi hikayesini, Janek Twardowski’nin hikayesini anlatmak üzere burada keselim.

Janek, kitabımızın baş kahramanıdır. Çocuk gözlerin nasıl da bir yetişkin gibi bakmayı öğrendiğinin bir kanıtıdır Janek. Kitabın başında oynadığı Kızılderilicilik oyunundan sonra, tabancasındaki kurşunları bir Alman askerinin üzerine boşaltırken buluyoruz Janek’i.

Romain Gary Polonya’da Bir Kuş Var (Avrupa Eğitimi)

Janek Twardowski, orta sınıf diyebileceğimiz bir Leh ailenin çocuğudur. Kitabın hemen başından öğrendiğimiz üzere babası Janek’i saklanması için ormanda hazırladığı bir sığınağa yerleştirmiştir. Ancak saklanmak kâr etmemektedir. Janek’in öyküsü faşizmin karanlığının belki de en çabuk saklananları bulduğunun kanıtını vererek başlamaktadır. Babasının sığınağa uğramaz olması, Janek’in çuvallar dolusu patates ve yeterli yakacak ile garantilenmiş yaşamında bir dönüm noktasıdır. Janek, büyük kahramanlık göstererek hayatını kaybeden babası Doktor Twardowski’nin akıbetinden habersiz sığınağından çıkarak partizanlara katılmıştır.

Gary’nin romanını ilginç kılan unsur da bundan sonra başlamaktadır. Gary romanında faşizmin karanlığında bir eksiltmeye gitmeden yahut faşizme karşı mücadelenin insanlığın bütünü için taşıdığı tartışılmaz önemin değerini düşürmeden olanları muazzam bir gerçeklik penceresinden aktarmaktadır.

Yazar, idealize edilmiş bir direniş öyküsü resmetmemektedir.

İdealize edilmiş bir direniş öyküsünde, düşmanın da idealize edilmesi şarttır. Halbuki Nazi karanlığının subayları, Yüzüklerin Efendisi’nde karşımıza çıkan Saruman’ın ork ordusu gibi değildir. Muhakkak sayısız felaketin altında imzaları vardır. Hizmet ettikleri karanlık, insanlığın kendi elleriyle yaratmış olduğu en büyük karanlıktır. Yazar, ne kendi yaşantısında ne de romanda bundan en ufak bir kuşku duymamaktadır. Aksi takdirde yazar nasıl olur da bu denli özlü bir ifadeyle faşizmi tanımlayabilir ki?

Janek ve aşkı Zosia konuşmaktadır:

– Faşizm ne demek?

– Ben de pek bilmiyorum. Bir tür nefret etme biçimi.

Faşizm karanlık olmasına karanlıktır ama faşizmin ordusunun tümü Hitler’in ufak aynalara yansımasından ibaret değildir. Mesela SS subayı oğlunun peşinden gelebilmek için orduya giren ve silah dahi taşımayan, onun yerine müzik tutkunu Janek’e piyano çalan ve hediyeler veren oyuncakçı Nazi “amcalar” da vardır. Bu Nazi “amca” öldüğünde Janek’in yaşadığı üzüntü oldukça büyük olmaktadır. Bu üzüntü sayesindedir ki okuyucu da Janek de ölüme yabancılaşmamaktadır. Düşman, insandır. Savaştan önce baharatçılık yapan ve bizim karlar ortasında kaybolmuş bir Nazi birliğinde tanıdığımız Er Weniger, “burada ne işim var?” diye soruyor ve “Benim işim baharatçılık. Ben baharat, tuz, karabiber satarım. Kar satmam!” diye ekliyordu.

Yeri gelmişken bir parantez açarak İkinci Savaş’ın efsanevî karını Gary’nin çok güzel betimlediğini söyleyelim.

“Ve ağır ağır düşmeye devam ediyordu kar… Ağır ağır sonsuz ve kutsal bir sessizlik içinde tarihsel görevini yerine getiriyor, fatihleri gömüyordu dingin ve kaygısız bir özenle… İri, hafif taneler, hiç çekinmiyor, gereksiz coşku göstermiyordu. Kar, iyi kar.”

Partizanların cephesi de Nazi subaylarınınkine benzerdir. Cümle kulak tırmalıyor biliyoruz ama açıklayalım: Yazar, yapılan işe zerre kadar halel getirmeden, partizanların yaşantısının her zerresinin ve attıkları her adımın ilahî bir aklın ürünü olmadığını, onların da zayıf ve yanılgan insan olduklarını göstermektedir. Hepsi Stalingrad’da eksik atılacak bir Nazi kurşunu için hayatlarından vazgeçebilecek yürekliliktedir. Hem de bunun için “her şeyi” yapabilecek kadar… Bu “her şey”in kapsamının ne kadar geniş olduğunu Nazi subaylarından bilgi sızdırmak ve aynı zamanda onlara frengi bulaştırmak için onlarla dişlerini sıkarak karlar üstünde birlikte olan henüz onlu yaşlarındaki Zosia’dan öğreniyoruz. Bu “her şey” Avrupa Eğitimi’nin müfredatını oluşturmaktır.

Eski eğitim bitmiş, dünyanın en köklü ve en ünlü üniversitelerinin bulunduğu Avrupa, halklarını, yaşlısından gencine tüm insanlarını yeniden eğitmektedir.

“Üniversite, sınavlar, bir zamanlar yazgılarını bağladıkları kariyerleri, şimdi bir başka dünyada kalmış, o dünya yitip gitmiş, silinip süpürülmüş, yok olmuştu.”

“Avrupa Eğitimi”, partizanlardan ciğerlerini yitirmiş ve ölüm döşeğinde olan Tadek’in yakıştırmasıydı.

“En güzel düşünceler, en büyük yapıtlarımıza kaynaklık eden özgürlük, insan saygınlığını ve kardeşlik kavramları, hep buradan doğmuştur. Avrupa’daki yüksekokullar uygarlığın beşiğidir. Ne var ki, bir başka Avrupa eğitimi de vardır, şu anda edindiğimiz eğitim: idam mangaları, tutsaklık, işkence, şiddet – yaşamı güzel kılan her şeyin yıkımı. Şimdi her yer karanlıklar içinde” (**)

Böyle bir durumda ise “umut, insanların yeni acılara dayanması için tanrının ortaya çıkardığı yüreklendirici bir kurnazlıktan başka bir şey değildi(r)”

Tanrı ise çoğu zaman sandığımızdan çok daha maddidir.

İşte Polonya’daki kuş burada peyda oluvermektedir: Partizan Nadejda. Partizan Nadejda, sanki bir bülbülün şakımasını andıran bir biçimde düşmanla savaşmaktadır. “Kıdemli” partizanların “Nadejda yarın şarkı söyleyecek!” diye ilettikleri mesaj deneyimsizlerin hele ki Janek’in heyecandan uykusunu kaçırmaktadır.

Bu yenilmez ve yakalanmaz kahraman, partizanlar ne vakit sıkışsa yerden biter gibi çıkıveriyor, Nazi kuvvetlerine ağır kayıplar verdirip, bir dahaki görevi için ortalıktan kayboluyordu. Yalnızca belli partizanlarla ilişki kurarak direnişi yönlendiren Nadejda, başkomutanlık görevini o denli iyi yapıyordu ki düşman bizzat Hitler’in emri ile onun gündeme getirilmesini yasaklamıştı. Buna rağmen, Nazi yanlısı basında Partizan Nadejda’nın yakalandığına ilişkin haberler çıkıyor, fotoğraflar yayınlanıyor ama bu haberlerin hemen ardından Partizan Nadejda yeniden kendisini gösteriyordu. Onu tanıyan partizanlar zaten onun yakalanmayacağına adları gibi eminlerdi. Janek’in ısrarlı sorularından bunalan, Partizan Nadejda’yı tanıyan Czerw soruları şu şekilde yanıtlamaktadır:

“Peki öyleyse sana söyleyeceğim. Bu [Nadejda] bir bülbüldür. Uzun zamandan bu yana ormanlarımızda duyulan Polonyalı bülbülümüzdür. Sesi güzeldir. Onu dinlemek iyi oluyor. Anlarsın ya, bülbül, şakımasını sürdürdükçe başımıza hiçbir şey gelmez. Tüm Polonya onun sesinde birleşmektedir.”

Bütün memleketi peşinde sürükleyen, birleştiren, onlara en zor anlarında mücadele gücü aşılayan Partizan Nadejda, kitabın sonunda karşımıza çıkmaktadır. Her türlü rütbeyi reddeden partizanların bile komutanlığını sorgusuz kabul ettiği Nadejda, fizikî varlığının ötesinde Polonya’da umudun adı olmaktadır. Nadejda’nın nihayet “kim” olduğunu öğrenen on beş yaşındaki Janek, artık Avrupa eğitiminden geçmiş bir “yetişkin” olarak şu soruları sormaktadır:

“Yüzyıllardır, kim bilir kaç gece bülbüller böyle ötmüştü? Kim bilir kaç bülbül, güven dolu bir sesle dudaklarında bu sonsuz ve ölümsüz şarkıyla ölmüştü? (…) Kim bilir ne kadar gözyaşı, ne kadar şarkı duyulacaktı gecenin içinde? Kaç bülbül?..”

İnsanlığa güveni sonsuz olsa da “mutlu son”a çabucak erişilemeyeceğinin on beş yaşında farkına varmıştır Janek. Mücadele uzun sürse de “aydınlıklara yol alınmaktadır”, “açlık, soğuk ve kin unutulacaktır”. Mücadeleyi ise hep tilmizi olmak için uğraştığı öğrenci partizan Dobranski’den öğrenmektedir. Dobranski, direnişin kitabını yazmaktadır ve onun yazdığı, söylediği her cümle Janet Twardowski için büyük öneme sahiptir.

Komünist Dobranski ile bir konuşmasında kısacık yaşantısında Lehlerin Ruslardan, Almanların Yahudilerden, Rusların Almanlardan nefret ettiğine tanık olan Janek’in sorduğu bir soruya Dobranski’nin verdiği cevap, bizim memlekete kondurmaya çalıştığımız kuşa ilişkin ipucu taşımaktadır:

“(…) Janek, Dobranski’ye sordu:

Sen Rusları seviyor musun?

Bütün halkları seviyorum, diye yanıtladı Dobranski, ama hiçbir ulusu sevmiyorum. Ben yurtseverim, milliyetçi değilim.

Farkı ne?

Yurtseverlik, memleket sevgisidir. Milliyetçilik öbürlerinden nefret etmektir. Ruslardan, Amerikalılardan, hepsinden… Dünyada büyük bir kardeşliğin temelleri atılıyor, hiç olmazsa Almanlar bize bunu kazandırıyorlar…”

Söyledik, umudun kökleri sanıldığından maddidir. Kolektif aklın ise köklerden yeşerecek dalların en güçlü kavrayıcısı ve hatta yaratıcısı olduğu tarihin bize öğrettiği en önemli derstir. Bugün ülkemizde öttüğü vakit emekçi halkımızla mücadeleyi buluşturacak kuşlar bu dallara konmak üzeredir.

Görüyoruz ki dalların hışırtıları bile düşmanı ürkütmeye yetmektedir.

——–

(*) Romain Gary’nin yaşamına ilişkin bilgileri esasen iki eserden yararlanarak buraya aktarmış oluyoruz. Ne yazık ki Türkçe olmayan bu kaynakları burada not edelim:

  1. Bellos, How Many Identities Make One? The Curious Case of Romain Gary (Kaç Kimlik Bir Tane Eder? Tuhaf Romain Gary Vakası), Language and Intercultural Communication, Vol.4, No.1&2, 2004, sf. 21-28
  2. Schoolcraft, Romain Gary – The Man who Sold his Shadow (Romain Gary – Gölgesini Satan Adam), 2001, University of Pennsylvania Press.

Kaynakların isimlerinden de anlaşıldığı gibi Romain Gary “vakası” en hafif deyişle “tuhaf” olarak nitelenebilmektedir.

(**) Yazar’ın romanının solcu Fransız baskısına vermiş olduğu Éducation Européenne ismi aslında Flaubert’in L’Éducation sentimentale makalesine gönderme yapmaktadır.

GALİP MUNZAM

Kategoriler
KitapKültür&Sanat
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Knut Hamsun’un Açlığı

    Knut Hamsun’un Açlığı

    Aşktan söz açılmayagörsün, sıkça, erkeğin kalbine giden yolun midesinden geçtiği söylenir. Eğer 20. yüzyıl düşüncesine göre ev ödevinizi iyi yapmışsanız, onun beynine de ulaşabilirsiniz. Yüksek varoluşçuluğun ana simgesi sayılan...
  • Murathan Mungan

    Şiir mi, Öykü mü, Lirik Bir Metin mi?

    “Yanlız Bir Opera” (YBO), Murathan Mungan’ın (MM) yaygın olarak okunan şiirlerinden bir tanesidir. Ancak bir şiirin yaygın olarak okunması, beğeniliyor olması, YBO’nın MM’nin iyi şiirlerinden biri olduğu anlamına gelmiyor....
  • Sylvia Plath

    HS ya da SYLVIA PLATH

    “Benim için şimdi sonsuzdur, sonsuz da sürekli olarak değişir, akar, erir. Yaşam bu andır. Geçip gittiğinde, ölüdür artık. Ama her yeni anla birlikte yeniden başlayamazsınız, ölü olana göre yargılamak...
  • Balığın Trajedisi Kılçık Olmaktır

    Balığın Trajedisi Kılçık Olmaktır: Oley, Ey Şair

    Malraux’un rahibi şöyle demişti: “Hangi politik inanç yok edebilir (ki) ölümü!” Ben de diyorum ki, hangi politik inaç yok edebilir şiiri? Bu, son derece müşfik, iç karartıcı, kahredici ya...