Mardin Gündüz Mezarlık Gece Gerdanlık

Şekiplerin, Ömerlerin, Corcların, Abdulkadirlerin, Hannaların, Sıraçların, Karolinlerin, Nezirlerin, Linnetlerin, Hıdırların, Şevkoların, Sabihaların diyarındayız. Akıp giden zaman tarihi dokuları hırpalasa da dört bin yıllık geçmişinin izlerini taşıyor Mardin. Bunu hissedebilmek...

Şekiplerin, Ömerlerin, Corcların, Abdulkadirlerin, Hannaların, Sıraçların, Karolinlerin, Nezirlerin, Linnetlerin, Hıdırların, Şevkoların, Sabihaların diyarındayız.

Akıp giden zaman tarihi dokuları hırpalasa da dört bin yıllık geçmişinin izlerini taşıyor Mardin. Bunu hissedebilmek için şehirdeki herhangi bir taşa dokunmanız yeterli. Yaşlı şehir sadece Türkiye’deki sinemacıların değil, Olağanüstü Hal Bölgesi olmasına rağmen turistlerin de akın akın aktığı bir yer haline gelmedi boşuna.

Mardin Gündüz Mezarlık Gece Gerdanlık

Bir türlü bitmeyen dik yokuşlarda, virajların azaldığı bir yerde durup gözlerinizi yukarıya doğru dikip bakacak olursanız, Mardin’in sizi, dağların en üst kısmında, tahtına oturmuş vakarlı, yüce bir imparator gibi selâmladığını göreceksiniz. Dağların yarılıp düzeltilmesi ile oluşturulmuş yollarda arkanızda kalan her şeyi havadan seyrediyormuşsunuz hissine kapılacaksınız. Kalenin alt kısmına ulaştığınızda Mardin’i kuşbakışı görüyor olacaksınız. Düz damlarda yaz aylarında karyola işlevini gören ‘taht’lar duruyor. Dağın bitiminde ise yeni yeni yeşermeye başlayan ova uzanıyor. Ufukta Suriye var. Mardinliler kentlerini anlatırken, ‘arkamız dağ, önümüz çöl’ diyorlar. Sanıyoruz bu, ovanın gerçekten çöl olduğu dönemlerden bugüne taşınan bir tanım. Kentte ilk defa kalan herkes gece manzarayı seyrederken Mardinlilerin çöl dediği ovayı denize benzetiyor.

Gece karanlığında yansıyan ışıklar yüzünden köyler birer ada gibi görünüyor. Aşağıya indiğinizde ise Mardin’i bir uçtan öbür uca bağlayan ‘Birinci Cadde’ üzerindesiniz. Mardin’in bu ana caddesi, tek cadde olduğu gibi iki arabanın yan yana geldiklerinde sığamayacakları kadar da dar. Mahallelerde karşılaşacağınız manzaralar, sizi günümüzden alıp geçmiş yüzyılların ötesine götürebilir. Üst üste yapılmış, biraz mağaraları andıran, Mardin’in sert kışından etkilenmeyen, yazın ise o kavurucu sıcaklara rağmen serin olan sağlam binalar hâlâ dimdik ayakta. Genellikle iç kısımlarında birer kuyu bulunan evler, gündüzleri bile ışık yakılacak kadar gün ışığından mahrum. Mahalle araları alelade, düz olmayıp merdivenlerden oluşmuş ve buralara herhangi bir taşıtın girmesi kesinlikle mümkün değil; tabii eşek ve hamaldan başka. Bu mahalle aralarında gece – gündüz akan tarihi çeşmelerde Mardin halkı çamaşırlarını yıkıyor ve içecek sularını da bunlardan karşılıyor. Susuzluğun had safhada yaşandığı Mardin’de evlere haftada bir ya da 15 günde bir su verildiğini düşünürseniz karşılaşacağınız manzaralar gayet normal aslında. İki yanı yüksek duvarlarla çevrilmiş, güneşsiz, dar ve baharat kokulu ama çok güzel sokaklar, pislikten geçilmiyor, araç girmediği için çöpler eşeklerle toplanmaya çalışılıyor çünkü, ama Mardin’i yaşamak için bunlara göz yummanız şart. Abbara denen geçitlerle birbirine bağlanan sokaklarda, bugün değil de geçmiş yaşanıyor. Süryaniler zamanında yapılan ve günümüze kadar sapasağlam gelebilmiş abbaralardan geçerken boynunuzu eğmeniz şart.

Küçücük dükkanlarında ter döken ustaların ürettikleri eşyalar ise büyük kentlerde çoktan kullanımdan kalkmış. Semerleri, keçeleri, bakır kovaları, çeyizlere konacak oymalı dolapları sadece Mardin’de görebilirsiniz. Her köşeyi dönünce değişik bir görüntü karşınıza çıkabilir; sakatat satan dükkanlar, baharatçılar, kuruyemişçiler, kalaycılar, eskiciler. Küçük mangalların etrafında toplanmış olan esnaf ise müşteri bekliyor olacak. Tek potansiyel müşterileri ise sizsiniz. Ezan ve çan seslerinin birbirine karıştığı bu sokaklara, birçok tarihi yapının kapısı açılıyor; bir yanda Ulu Cami’nin ulu minaresi, bir yanda Latifiye Camii’nin daracık bir kapıdan girilen avlusu. Taşın şiire dönüştüğü Zinciriye Medresesi’nin kapısı, daha aşağıda Mar Mihail Kilisesi’nin çan kulesi, kentin kültürünün renklerini simgeliyor. Gezilecek – görülecek o kadar çok tarihi mekan var ki: Kasımiye Medresesi, Morgabriel Manastırı, Savur, Kırklar Kilisesi, Kıllit Köyü, Ayrülzafaran Manastırı. Bunlar ilk hamlede size önerebileceğimiz yerler. Sokaklar bitmez ama siz tükenmiş olabilirsiniz. Birinci Cadde’ye çıktığınızda, ciğerleriniz bir kalaycı körüğünü andırabilir, hazırlıklı olun. Mardin’i dolaşabilmek için gerçekten yüksek bir kondisyona sahip olmak gerek.

Hasankeyf

Hasankeyf

Sokaklar bittikten sonra kente üç kilometre mesafede bulunan Deyrülzafaran Manastırı, görülmesi gereken ilk yer olarak karşınıza çıkacak. Deyrülzafaran Manastırı, bu topraklardan bütün dünyaya yayılan Süryanilerin ibaret yeri. ‘Buralar onların doğduğu topraklar ve ben pek çok Süryani ile tanışabilirim diye düşünüyorsanız’ büyük bir yanılgıya düştüğünüzü anlayacaksınız. Çünkü bir renk daha kayboluyor ve son Süryaniler de terk-i diyar etmek üzere. Deyrülzafaran’da birkaç rahipten başka ibadetlere katılan yok. Ama gerek Deyrülzafaran gerekse diğer Süryani kiliseleri sapasağlam ve bakımlı. Bunun nedeni Süryanilerin İstanbul’da ya da yurtdışında yaşayan temsilcileri; doğdukları yeri hiçbir zaman unutmamışlar.

Mardin’e kadar gitmişken yaşı 80 olan ama 40’lı yaşlardakilere taş çıkartacak Nasra Hanım’ın konuğu olmak lazım. Mardin, Nusaybin, Midyat ve çevredeki bütün manastırlar için perde boyayan Nasra Hanım, 7 yaşından bu yana yaptığı kilise perdeleriyle 80 yıllık hayatının özetini veriyor gülümseyerek, karşısına kim gelirse gelsin. Hiç Türkçe bilmiyor. Eğer konuğu olacaksanız şehrin yerlilerinden birini yanınıza alıp gitmelisiniz.

Midyat’ı geçince Hasankeyf yolu üzerinde bulunan Kıllit Köy, tavsiye edilecek bir başka adres. Sadece 10 hane kalan Süryani evlerinden birini, özellikle Muhtar Bey’in evini ziyaret edebilirsiniz. Bütün çocukları ve torunları yurtdışında olduğundan insan yüzüne hasretler. Eğer size köy şarabı ve içli köfte teklif ederlerse hiç kaçırmayın.

Her ne kadar Hasankeyf, Mardin sınırları içinde olmasa da bir hafta sonu Güneydoğu’nun bu renkli kentine gidip, kültürler arasında dolaşabilirsiniz. Kentin içindeki tarihi eserleri, Süryani kültürüne ait yapıları, baraj sularının tehdit ettiği Hasankeyf Köprüsü’nü ve Kalesi’ni görmek yörenin lezzetli yemekleri, el sanatları ve misafirperver insanları ile tanışmak size başka hazlar verecektir.

2631af2a05fa83e383dd3b962a7d0818Mardin’de altın ve gümüş işlemeciliği (telkari), taş işlemeciliği, dericilik, toprak ve seramik işçiliği oldukça yaygın el sanatları. Şekercilik, helvacılık, leblebicilik gibi zanaatlar da yapılıyor. Ve bir tavsiye daha: Mardin’den en azından bir puşi almadan geri dönmeyin.

Kentte konaklama ve yemek konularında sorunlar tam olarak çözülmüş değil. Bilen Hotel ve Öğretmen Evi dışında kalınabilecek bir yer yok. Öğretmen Evi de öncelikle öğretmenler için elbette. Bilen Otel’de beşinci katta kalmamaya dikkat edin, çünkü altıncı katta düğün salonu var, bu nedenle sabaha kadar uyumama gibi bir sorunla karşı karşıya kalabilirsiniz. Önceden rezervasyon yaptırmakta yarar var. En son orada olan ‘Berivan’ dizisinin ekibi gibi herhangi bir film ekibi oteli kapatmış olabilir. Geç vakit sokaklarda kimse olmadığı için alıp başınızı çıkabileceğiniz bir yer de yok. Şehrin tek çay bahçesi de saat 17:00 sularında kepenklerini kapatıyor. Yerel lezzetleri tadacak lokanta arıyorsanız Eski Mardin’de Birinci Cadde üzerinde Cercis Murat Konağı’na gidebilir ve İstanbul’dan Mardin’e gelip Cercis Murat Konağı’na tüm hayallerini de yığan Ebru Baybara’nın konuğu olabilirsiniz. Hamburger ve benzeri şeyleri yemek için de yine cadde üzerinde Kino Burger gibi bir seçeneğiniz var.

Yeni Mardin’de yörenin mimarisini yansıtan bir çizgi bile yok. Aslında binalar yapılırken estetik kaygılar bir yana bırakılmış, kibrit kutusu görünümde düz binalar tercih edilmiş. Kısacası Yenişehir’de kurulan yeni Mardin, eski Mardin’e hiç benzemiyor. Mardin, Ankara aktarmalı uçaklarla artık Batı’daki kentlere de çok yaklaştı. Ayrıca bütün otobüs şirketlerinin Mardin’de acentelikleri ve düzenli seferleri var.

Kategoriler
Gezi
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular

  • Mardin’de taş evler

    Büyülü Mardin

    Sosyetesinden köylüsüne, Avustralyalı turistinden entellektüeline bir dolu insan kenti keşfediyor. Sayısız uygarlığın beşiği, UNESCO’nun ve dünyanın gündeminde olan Mardin; Kudüs ve Venedik’ten sonra dünyanın belki de tarihi 3. kenti...