Lucescu’nun incinen gururu

Bir kere Lucescu-Terim yarışını, salt yeşil sahalarda yaşanan sıradan bir çekişme olarak görmemek gerek. İki farklı üslubun, iki farklı karakterin, iki farklı kültürün çatışması söz konusu bu olayda. Şampiyonluk...
faruk-bildirici
Faruk Bildirici

Bir kere Lucescu-Terim yarışını, salt yeşil sahalarda yaşanan sıradan bir çekişme olarak görmemek gerek. İki farklı üslubun, iki farklı karakterin, iki farklı kültürün çatışması söz konusu bu olayda.

Şampiyonluk ödülü olarak kapının önüne konulduğunda gururu incinmişti Lucescu’nun. İçine sindiremedi bu tavrı, bir kenara çekilip ağladı.
O, gizliden gizliye gözyaşı dökerken, daha birkaç gün önce omuzlarına alıp “I love you Luce'” diye bağıran taraftarlar onu çoktan unutmuşlardı.
Lucescu’nun kopuşuyla noktalanan olaylar zinciri, Galatarasay’ın, Barcelona karşısında deplasmanda ilk yarıyı 2-0 önde bitirmenin avantajını kullanamayıp maçı 2-2 beraberlikle kapamasıyla başlamıştı. Lucescu korkaklıkla suçlanmış, bazı futbolculara da para cezaları verilmesi gündeme gelmişti.
O gün yönetimle çatışmaktan kaçınmadı Lucescu. “Bu çocuklar olmasaydı kasanıza para girmezdi” diye kafa tuttu GS’nin lordlarına. Ardından yönetimi eleştiren bir de demeç vererek ipleri kopardı.
Hemen ardından duyuldu Fatih Terim ile GS yöneticilerinin gece buluşması. Fatih Terim ile anlaşamadıklarını ilan etseler de inanmadı; “Terim lobisi” nin sezon sonunu beklediğinin farkındaydı Lucescu:
“Benim kaderim bu. Galatasaray’da başarılı oldum. Şampiyonlar Ligi’nde iki sene üst üste Avrupa’nın devlerine kafa tuttuk. Lig şampiyonu olduk. Ama büyük olasılıkla ayrılacağım. Yerime herhalde Galatasaray’ı Avrupa büyüğü yapan Fatih Terim gelecek.”
Halbuki o sırada Fatih Terim, İtalya’da Fiorentina ve Milan’da başarısız olmuş bir antrenördü. İşsiz kalınca Türkiye’ye dönmüştü.
Fakat rakibinin aleyhine konuşmak Lucescu’nun meşrebine aykırıydı. Terim’in İtalya yarasını deşmek yerine onun hakkını teslim etmeyi yeğliyordu. Alçakgönüllü, ölçülü ve ilkeli bir karakteri vardı Lucescu’nun.
Kendisine haksızlık yapıldığına inanmasına rağmen GS’den ayrılırken tazminat istemedi. Hatta fazladan verilmek istenen 200 bin doları da geri çevirdi:
“Fazlası lüks gelir. Bu parayı futbolculara dağıtın.”
Ne ağlayıp sızladı, ne bağırıp çağırdı. Uğradığı haksızlığı kabullenmedi de. İtalya ve Romanya’dan teklifler olmasına rağmen Türkiye’den ayrılmadı. İncinen gururunu ancak burada onarabilirdi.
Böylece Lig, -adı konmasa da- Lucescu ve Terim’in kendilerini kanıtlama yarışına döndü. Lucescu, kendini Beşiktaş’a verdi, takımı derleyip topladı. Sonuç alması gecikmedi.
Öyle ki, ligin ikinci yarısı başlarken Beşiktaş en yakın rakibi Galatasaray’a -bir maç eksiğiyle- 8 puan fark attı. Terim zora girerken Lucescu rahat bir nefes aldı. Yarışın favorisinin Lucescu olduğu açıkça ortada.
Artık Terim’e ‘İmparator’ sıfatını yakıştıranlar azaldığı gibi Lucescu’ya haksızlık edildiğine inananların sayısı da arttı. Doğrusunu söylemek gerekirse ben de futbol izleyicisi olmamama rağmen Lucescu’ya haksızlık yapıldığına inananlardan biriyim.
Üstelik Galatasaray’dan ilk uzaklaştırıldığı anda bu izlenim uyanmıştı bende. Yanılmadığımdan emin olmak için biraz beklemek istedim. Tam da tahmin ettiğim gibi oldu, Lucescu kendini kanıtladı.
Bir kere Lucescu-Terim yarışını, salt yeşil sahalarda yaşanan sıradan bir çekişme olarak görmemek gerek. İki farklı üslubun, iki farklı karakterin, iki farklı kültürün çatışması söz konusu bu olayda.
Bence Fatih Terim, son dönemde Türkiye’de yaşamın hemen her alanında prim yapan bir anlayışın temsilcisi durumunda. Marcea Lucescu ise Türkiye’de nesli tükenmekte olan bir kuşağın simgesi.
Terim için mücadelenin kendisi değil, zafer önemli. Tribünlere oynayan, bir ölçü başarıyı beş ölçüymüşçesine satmayı başaran, alkışlardan beslenen, ilişkilerinden güç alan bir kişilik.
Lucescu ise “Hayatta önemli olan zafer değil mücadeledir, savaşta önemli olan fethetmek değil iyi savaşmaktır” diyenlerden. Başarıyla övünmek yerine, işini iyi yapmakla yetinen, tribünlere oynamayan, ilkeleri her daim pusula edinen, kataküllü bilmeyen, kendi başına varolmayı yeğleyen bir insan.
Sonuçta ne oluyor? Lucescu’nun işinde başarılı olması yetmiyor, kendini kanıtlayabilmek için Terim’in tükettiği enerjinin birkaç katını sarf etmesi; pırıltısının fark edilebilmesi için de illa yüksek basamaklara tırmanması gerekiyor.
Bu, bir tercih sorunu. Lucescu yaşam boyu engebeli bir yoldan yürüyecek, başarıya her zaman zor ulaşacak ve gururunu incitenlerle mücadele etmek zorunda kalacak ama kendine güveni hiç eksilmeyecek ve o, bize de öğrettiği Romen atasözünü hep tekrarlayacak.
“Atlar, köpekler istedi diye ölmez.”

Kategoriler
Köşe Yazıları
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular