I love Sao Paulo!

Farklı ülkelerden 30 DJ, 15 günlük workshop için Sao Paulo´da buluştu. Red Bull Music Academy´nin workshop´una Türkiye adına DJ Gökçe katıldı Dünyanın en iyi pikapları, mikserleri, prodüksiyon aletleri oradaydı...

Farklı ülkelerden 30 DJ, 15 günlük workshop için Sao Paulo´da buluştu.

Red Bull Music Academy´nin workshop´una Türkiye adına DJ Gökçe katıldı Dünyanın en iyi pikapları, mikserleri, prodüksiyon aletleri oradaydı Herkes her şeyi denedi, her DJ birbirinden etkilendi, vizyonu genişledi.

Red Bull Music Sao Paulo

Bizim işin şanslı taraflarından biridir, bol bol seyahat ederiz. Özellikle de yurtdışı… Red Bull Türkiye, bugünlerde zor günler yaşasa da dünya çapında bir marka olarak marketing stratejilerini değişik alanlarda sürdürüyor. Bizi de aldılar Sao Paulo´ya götürdüler. Dedik ki, “Ne oluyor kardeşim? Şimdi nereden çıktı bu okyanus aşma projesi?” Okyanus aşmak kolay mı? Fikir olarak öncelikle bir hazır olmak lazım. Neyse, hiç soluk aldırmadılar, kendimi direkt Brezilya yolunda buldum. Durun bir araştıralım ne yenir, ne içilir, bu memlekette n´apılır? Bu arada sanki bir sır, nasıl bir programla karşılaşacağımızı bile söylemiyorlar. Bindik uçağa gittik. 3.5 saatlik bir yolculuktan sonra Frankfurt´tayız. Buradan Brezilya Havayolları Variq ile 12 saatlik bir yolculukla doğru Sao Paulo´ya. Uçak bir çile. Allah´tan Mehmet Cavcı ve Serpil Çubukçu vardı. Yoksa o yolculuk nasıl çekilirdi bilmem. Serpil´in maşallahı var, bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjiyle haftalarca konuşabilir. Nereden bulur o kadar konuşacak malzemeyi hâlâ anlayamam. Bir ara uçakta bir baktım bizim Prof. Cavcı Brezilyalı bir güzelle samimi olmuş. Hem de ne samimiyet. Nasıl bir adamdır bu adam, İstanbul´da zaten efsane, belli ki Brezilya´da da efsane olacak. Cavcı kim demeyin, onu bilmeyen yoktur. Türkiye´nin ilk DJ´lerinden, kimse plak bilmezken o Twenty´lerde plak döndüren şahsiyettir. Yani bu kültüre emeği büyüktür.

Misyon partisi
Size Sao Paulo´ya niçin gittiğimizden bahsedeyim öncelikle. Red Bull Music Academy 1998´de ilk olarak Berlin´de başlamış. Her yıl farklı bir ülkenin kentinde akademi kuruluyor. Bu seneki durak da Sao Paulo´ydu. Adamlar boşuna burayı seçmemişler. Dünyanın en büyük şehirlerinden biri. Tam anlamıyla ekonomi, finans ve moda merkezi. Tabii 2 günü yolda olmak üzere ancak 5 gün bulunabildiğimiz Sao Paulo´nun gezemediğimiz, göremediğimiz birçok yeri kaldı. Kent pırıl pırıl. Trafik yok, vızır vızır öten cep telefonları yok. Çünkü kimsede telefon yok. Ama kadınları çok güzel… Kaldığımız Emiliano Otel geceliği 150 dolar ve süper lüks. Otele yerleşip kendimizi sokağa atıyoruz. Önce bir kahvaltı. Ama anlıyoruz ki Sao Paulo´da işimiz bayağı zor olacak. İngilizce bilmeyen garsonlarla, işaretlerle ancak anlaşabiliyoruz. İlk akşam dünyanın farklı farklı ülkelerinden toplanan 30 DJ ile beraber bir akşam yemeği faslı geçiriyoruz. Oradan cumartesi gecesi olması hasebiyle soluğu partilerde, club´larda alıyoruz.

Brezilyalı DJ Angel bize rehberlik yapıyor. Fabriq diye bir mekânda büyük bir parti varmış. Atlıyoruz taksilere, zincirleme bir durumda partideyiz. Ama kapıda bir şaşkınlık yaşıyoruz.

Kilometrelerce uzanan bir kuyruk. İnsanlar partiye girebilmek için bekliyor. Neyse biz özel misafirler olaraktan, yine özel bir kapıdan içeri giriyoruz. Eski bir fabrikada parti yapılıyor. Dışarıda bir çadırda drum ´n´ bass set var. Fabrikanın içine giriyoruz. Ortalık en fazla 18 yaşındaki çocuklarla dolu. N´oluyor derken DJ bize bir şok yaşatıyor. Hatta küçümsüyoruz. DJ Gökçe ile beraber İstanbul clubbing âleminin değerinden falan söz ediyoruz. DJ´in seti takılıyor, hata üstüne hata. Sanki varoş gençliği toplanmış, parti yapıyor. Ama mekân muhteşem. Yani bu kitle İstanbul´da olsa bizim clubber´lar `kırolar doldurmuş’ diye feveran eder. Fabriq´teki partide bir şey öğreniyoruz. Partiye girişler free. Ancak tek koşul herkes yanında 2 kilo yemek getirmek zorunda. Çünkü partide toplanan yemekler Brezilya´daki aç insanlara dağıtılacakmış. Eğlence ve partinin böyle bir misyonla yapılması aslında bizim organizatörlere bir örnek olmalı.

Cavcı, Gökçe beraberce oradan çıkıp Sao Paulo´nun sıkı kulüplerinden biri olan Love´a gidiyoruz. Sıkı bir güvenlikten sonra içeri girdiğimizde birden Brezilya clubbing ortamı hakkında düşüncelerimiz değişiyor. “Bunlar aşmış abi” yorumlarıyla beraber ortama akıyoruz. Birbirinden güzel Brezilya kızları, techno müziğe kaptırmışlar `flying’ haldeler. Ama tek sorun yine bizim Portekizce bilmememiz. O yoğun müzikte sohbet de edemiyorsun ancak dans ederek, gülerek, dokunarak iletişim kuruyoruz. Ben Love denen kulüpte sınırların kalktığını gördüm tek cümleyle. Bu kadar rahatlık olabilir mi, işte oluyormuş yani. Lolipop yiyenler (Bir uyuşturucu türü) masalarda uyuşturucu çekenler, her köşede sevişenler… Sevişme de ne kelime hatta… Saatler ilerliyor, müzik sertleşiyor, ortam kalabalıklaşıyor derken, mekânın adından mıdır nedir, sevişmeyen öpüşmeyen adama kötü gözle bakıyorlar. Saatler sabaha karşı 6.00´yı bulduğunda mekânın işletmecisi bizim enerjimizi, eğlence tarzımızı sevmiş olmalı ki, bizi mekânın çok özel bir bölümüne davet ediyor. VIP odası, Red Room. İki bodyguard´ın koruduğu kapıdan içeri giriyoruz. Tabii karizma süper. Bunda bizim Cavcı´nın etkisi büyük. Adam mekânda yıldız oldu yani. Dinlenme odasındayız. Sızıp kalmış kadınlar, sevişenler falan. Odada neler döndüğünü artık tahmin edebilirsiniz… Bizim için tüm bunları görme imkânı elde etmek başka bir şey. Saatlerin nasıl geçtiğinin farkında bile değiliz. Dışarı çıktığımızda gözümüzü açamayacak kadar günün ışıdığını, güneşin tepeye vurduğunu görüyorum. Türkiye´de nerede böyle eğlence… Yalnız üzerimizdeki dolar ve euro´ların bir işe yaramaması insana acayip dokunuyor. Paramız varken sefil oluyoruz. Brezilya paramız bittiği için kimse dolar almıyor. 100 dolar adamlara fazla geliyor. Bozamıyorlar. Taksiye binecek paramız yok. Hollandalı DJ Patrick imdadıma yetişiyor da otele gidebiliyorum.

Academy izlenimleri
Ve Academy. Bir kere fikir büyüleyici. Dünyanın farklı ülkelerinden, kültürlerinden gelen elektronik müziğin farklı türlerini, türevlerini çalan seçilmiş 30 DJ´le beraber workshop olayı… Burada şu ülkelerden DJ´ler var: Avustralya, Belçika, Brezilya, Çek Cumhuriyeti, Finlandiya, Fransa, Almanya, Yunanistan, Macaristan, İtalya, İsrail, Hollanda, Yeni Zelanda, Polonya, Güney Afrika, İspanya, İsveç, İsviçre, Türkiye, İngiltere, ABD. Adamlar hiçbir masraftan kaçınmamışlar. 2 katlı bahçeli bir villayı okula çevirmişler. Dünyanın en iyi pikapları, mikserleri, prodüksiyon aletleri orada. Herkes her şeyi deniyor. Her DJ birbirinden etkileniyor, vizyonları alabildiğince uçup gidiyor. Oditoryumda, herkesin minderlere uzandığı bir alanda dersler yapılıyor. Robert Owens, Winston Hazel, Charlie Dark gibi isimler gelip kendi deneyimlerini, elektronik müziği anlatıyorlar. Eminim ki her DJ´in özlemidir orada olmak. Çünkü müziğin anatomisi çıkarılıyor, trendleri yakından takip ediliyor. Pratiklerle dersler anlatılıyor. Mesela müthiş bir sahne vardı. DJ´ler çıktı pikapların başında scratch attılar, senkronize bir şekilde şov yaptılar. O hünerli ellerden çıkan ritmik cızırtılar, o hız, enerji, müthiş bir görüntüydü. Çok eğlenceli geçiyor aslında, herkes birbiriyle dost olmuş. Bu arada Türkiye´yi temsil eden Gökçe, bayağı bir karizma yaptı söyleyeyim. Oradaki tek `Final Scratch’ sahibi DJ´di. O yüzden gözler ona çevrilmiş durumda. Hatta Sao Paulo´nun en büyük kulüplerinden biri olan Mood´a book´ladılar onu. Mood´da çaldı. Mehmet Cavcı için `Party Memet’ diye bir şarkı da yapıyor DJ´ler. Cavcı´yı çok sevdiler. Prodüksiyon odasında toplanıp süper bir parça için kolları sıvadılar.

Kadın DJ´ler
Beş tane de kadın DJ vardı. Birbirinden güzel kızlar. Mesela New York´lu 22 yaşındaki DJ Miss Bliss. Çıtı pıtı bir kız ama elleri çok hünerli. Eminem´e müzik yapan Amerikalı prodüktörle de konuştum. Hip-hop´cı abimiz. “30 insan 30 farklı kültürden 24 saat beraberiz neredeyse. Müzikle ilgili sürekli iletişim var. Bu çok önemli bizim için. Farklı müzik tarzları var buraya gelen insanların. Ciddi bir platform yaratıldı” yorumunu yaptı. Ancak birçoğu İstanbul´u bilmiyor. Dünyanın en iyi DJ´lerinin İstanbul´a geldiğinin farkında bile değiller. Ama herhalde bizim sayemizde tanıdılar. Ancak ilginç bir vakayla karşılaştım. Brezilyalı bir DJ tam bir Türk fanatiği olmuş. Türkleri çok seviyor. Nurhan Damcıoğlu hastası. Bir prodüksiyonu var. Damcıoğlu´ndan bir sample almış, kullanmış. Çok şaşırıyoruz. En yakın zamanda Türkiye´ye gelmek istiyor.

Elektronik müziğe ilişkin vizyonumuz çok değişiyor. Bir kere Türkiye´den göründüğü gibi değil hiçbir şey. Biz drum ´n´ bass´ı adam yerine koymayız ama acayip bir trend, almış başını gitmiş. Bütün DJ´ler drum ´n´ bass hastası nerdeyse. Brezilyalılar zaten bayılıyorlar. Bizim Gökçe de aynı şaşkınlığı yaşıyor. Red Bull Music Academy´nin yöneticileri genç ve dinamik üç adam. Many Ameri, Christopher Romberg ve Torsten Schmidt. Many ile konuşuyoruz biraz. Onlar da farklı kültürlerden insanları bir araya getirdikleri bir platform yaratmaktan dolayı çok mutlular. Her şeyin yolunda gitmesi 10 aylık bir hazırlık sürecinden sonra, keyiflerini daha da arttırmış. Bu arada sürpriz olabilir, Many´ye sordum İstanbul da Music Academy için sırada galiba. Belki seneye İstanbul söz konusu olabilir.

Gazeteciler de vardı tabii. Hollanda´daki BG Magazine´den Anouk ile kanka olduk tam anlamıyla. Sabah akşam beraberdik yani. Anouk dergisinin editörlerinden biri. Aynı zamanda DJ. Biraz Hollanda´daki durumlardan söz etti:

“Bazı stiller çok popüler Hollanda´da. Genç bir kitle var. Daha çok techno, hard dance, hard trance dinliyorlar. Mesela DJ Tiesto. Bütün insanlar seviyor kendisini. Clubbing Amsterdam´da yoğunlaşıyor. Rotterdam´da da techno müzik yoğun. Partiler, büyük event´ler düzenleniyor. Farklı club´lar var. Club´lar değişik günlerde müzik türlerine göre partiler yapıyor. Mesela Cuma günü trance, başka bir gün drum ´n´ bass gibi.”

Yani topu topu 5 gün, 2 günü yolda geçen bir Sao Paulo gezisinden izlenimler böyledir efendim. Kalan 3 günde de hep müzik vardı. Elektronik müzik okyanusunda bir balık olduk, yüzdük. Diyeceğim şudur ki, aslolan müziktir, hep müzik olacaktır…

Brezilya´daki tek Final Scratch´li DJ Gökçe´ydi
“Hiçbir şey Türkiye´den göründüğü gibi değil”

Gökçe ciddi bir elemeden sonra Red Bull Music Academy´ye gitme hakkı kazandı. Koç Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü mezunu. Yalnız yaşadığı coşku ve heyecan kursağında kaldı. Çünkü Sao Paulo´ya gittiği gün sevgilisi tarafından terk edildi. Çok üzgündü. Gökçe ile biraz sohbet ettik:

Nasıl buldun, neyle karşılaştın?

Kafamda aslında bir şeyler öğrenmek vardı. Bir şeyler öğrenmekten ziyade insanlarla bağlantı halinde olmak vardı. Umduğum gibi çıktı. Müzik konusunda çok farklı şeyler gördüm. Dünyadaki müzik trendleri hakkında yeni bir vizyonum oldu. Türkiye´den bakıldığı zaman her şey çok farklı. Biz Türkiye´de kabuğumuza çekilmiş vaziyetteyiz. Limitli müzik türleri üzerine gidiyoruz. Burada insanlar drum ´n´ bass için yıkılıyorlar. Türkiye´de drum ´n´ bass çalan üç, beş kişi var. Çok şaşırdım. İnsanların eğlenebilme içgüdüsüne de şaşırdım. Bir kulübe gittim öğlen 12.00´de bitti.

İstanbul´la ciddi kıyaslama şansı elde ettin. Farklılıklar neler?

İstanbul sound olarak, ortam olarak, ses sistemi olarak, dekorasyon olarak buranın çok ilerisinde. Brezilya´dan genel olarak çok ileride. Ama sadece onlar müziğe çok geniş perspektiften bakabiliyorlar. Buraya gelen DJ´lerde de o var. Türkiye´de herkes house çalar, progressive çalar, techno çalar. Birkaç kişi drum ´n´ bass çalar. Burada öyle değil. İnsanlar çok enteresan müzik türleri çalıyorlar. House çalan bir DJ ile benim çaldığım house arasında bile çok büyük farklar var. Buradaki diğer DJ´lerin çaldığı müziği Türk insanının rahatlıkla kapabileceğine inanmıyorum. Orada elektronik müzik çok gerilerden geldiği için mesela insanlar acid sound´larını, daha düşük elektro şeyleri dinleyebiliyorlar. Biz Türkiye´de olaya o kadar geniş perspektiften bakamıyoruz.

Workshop için neler diyeceksin?

Workshop çok yararlı. Böyle bir ortamı herkesin görmesi lazım. Burada bir kere dünyanın en iyi stüdyosu var. Her şey var. Bu muhteşem bir şey. Muhteşem de bir ortam var. Değişik kültürler. İnsanlar birbirlerini tanıyor, müziklerini dinliyorlar birbirlerinin. Bunları paylaşıyoruz.

Senin için bu deneyim nasıl bir yarar getirecek peki?

Türkiye´de maalesef bu işler çok farklı yürüyor. İşime ne kadar yansıyacak onu bilmiyorum. Endişe tabii ki var. İnşallah işime yarar. Yaramazsa da artık ne yapayım, yapabileceğim çok bir şey kalmıyor.

Eğleniyor musun peki?

Çok eğlenemiyorum, bir sorun var.

Kız arkadaşınla ilgili bir sorun galiba değil mi?

Çok canım sıkkın. Aşk fena bir şey. Buradaki coşkum, heyecanım biraz etkilendi.

Sao Paulo

* Dünyanın en büyük kentlerinden biri.
* Ekonomi, finans ve moda merkezi.
* Türkiye´den uçuşlar Frankfurt üzerinden aktarmalı yapılıyor.
* Türkiye´ye göre ucuz bir kent.
* Coconat diye karpuza benzer bir meyvenin suyu çok makbul.
* Bir de carperinia diye çok özel bir Brezilya içkisi var.
* Sao Paulo´da zaman Türkiye´den 6 saat geri.

Kategoriler
Müzik
Henüz Yorum Yok

Cevap bırakın

*

*

Benzer Konular